03 Mart 2019 07:38

Mutlu aşk yok ki dünyada

Özgün E. Bulut, Louis Aragon’un “Mutlu Aşk Yok Ki Dünyada” şiirini ve şiirin yazıldığı dönemi yazdı.

Mutlu aşk yok ki dünyada

Fotoğraf: Bernardo LE CHALLOUX from Lyon-Villeurbanne, France/Wikimedia Commons (CC-BY-SA 2.0)

Paylaş

Özgün E. BULUT

1940’li yıllar. Faşizm bir kabus gibi Avrupa’nın üstüne çökmüş. Güç, talana dönüşmüş ve insanlığın tüm değerlerini yerle bir ediyor. Sadece değerlerini değil, insanı da yok ediyor. Savaş acıları büyütürken, şair acılara sığınak olmak için, şiirini barikatlara, sokaklara, mücadele edenlerin kalbine taşıyor. Faşizmin karargahını inceden inceye vurmaya başlıyor şiiriyle böylece. Umut ve direniş şiirle buluşunca faşizmin yenilgisi kaçınılmazdı artık. İşte böyle bir anın, böyle bir itirazın şairidir Louis Aragon.

Aragon’un mutlu aşk yoktur ya da mutlu aşk yok ki dünyada isimleriyle Türkçeye çevrilen şiiri tam da böyle bir şiirdir. O savaş ortamında, o toplumsal travma anında mutluluğun olamayacağını, aşkın ne kadar büyük olsa da huzursuzluğunu, suskunluğunu ve elbette mutluluğa yaslanamayacağını anlatır.

Zaten sanatın en önemli işlevi yaşamın o sarsıcı haline hafıza olması değil midir? Göz kamaştıran bir güzelliğin ortasına şiddet ve kan düşmüşse ve kimse bu duruma ses çıkarmıyorsa, o güzelliğin kaybolmasında, o kanın durdurulmamasında, susanlar da sorumludur. Aragon’un tavrı ses olmaktan yanadır. Bir şairi büyük kılan onun aşka ve kavgaya dair yazdıklarıdır. Dünyanın bütün büyük şairleri tutkulu aşklar yaşayan ve susmayanlardır. Haksızlıklara karşı kavga edenler, direnenlerdir.

Aşk insanın bin yıllar öncesinden gelen sancısıdır. Aşkı anlatmayan, aşkla inlemeyen bir topluluk, uygarlık neredeyse yok gibidir. Bu sancı ona dağları deldirtmiş, yangına sürüklemiş, yedi düvele meydan okutmuş, bazen dipsiz kuyulara atmış, bazen sürgünde çile çekmeye kadar götürmüş derin bir yaradır. Yaradır diyorum çünkü akıldan başlayıp yüreğe kadar iner ve bedeni titretir. Şiir bunun sözle sarsılan, dizeyle sarsan kısmıdır. Acıyla haşır neşir olmamış, yıkmamış, yaralamamış bir aşk şiirin önünden geçmeyeceği gibi, şairin etrafında bile gezmez. Aşk yakıcı olduğu kadar dilsizdir de. Şairi konuşturur.

Mutlu aşk yoktur şiirinden yola çıkarak bunları söyledim. Türkçede en az beş farklı çevirisi var. Farklı tatlar, farklı anlamlar yakalanıyor şiirlerde. Çevirinin önemi burada kendini gösteriyor. Şiire ruh kattığı zaman çeviri anlamlıdır. Şiir okuru, o şiiri okuduğunda kalbi sarsılmalı, mest olmalı, şiirin etkisinden çıkmamalı ve onunla konuşmalıdır. Ya da ben böyle okuyor ve böyle yaşıyorum şiiri.

Türkçede farklı Aragon çevirileri var. Belki benim bilmediğim başka çeviriler de vardır. Ne yazık ki her kitabı izleme ve ulaşma şansı olmuyor insanın. Ne kitaplığı buna müsait ne de tüm kitaplara ulaşma yetisi. Cemal Süreya, Erdoğan Alkan, Tahsin Saraç, Orhan Suda, Gertrude Durusoy ve Ahmet Necdet ortak çevirisi bende olanlar. Yer yer farklı anlamlara gelecek dizeler olsa da genel anlamda tümü de lirik bir akış sağlıyor kendi içinde. En azından savaşın ortasında kalmış bir aşkın nasıl mutlu olmayacağını, neden mutlu olamayacağını, sevgiliye ve ülkeye olan aşkın birbirinden ayırt edilmeksizin yaşanması gerektiğini anlatan güçlü bir şiirle buluşturuyor bizi çeviriler.

Çevirileri eleştirmek gibi bir amacım yok. Çünkü şiirler kendi içinde bir ahenkle akıyorlar. Ancak şöyle bir durum da var. Çevirilerde farklı anlamlar ve tatlar yakalamak mümkün. Bunun nedeni de çevirmenin akışa müdahalesi ve kendi şiir diline yakın bir dili tercih etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Şimdi çevirilere bakma zamanı. Erdoğan Alkan diğer çevirilerden farklı olarak, ikinci dizeyi ilk dize olarak çeviriyor. Ancak O ve Cemal Süreya’da üçüncü dize anlam olarak çok yakındır. İki çeviride de kollarını nasıl açması gerektiği vurgulanarak, haç gölgesine dönüştüğü anlatılır. Gertrude Durusoy/Ahmet Necdet, Orhan Suda ve Tahsin Saraç çevirilerinde ise haç gölgesi kollarını açtığında değil; açtığını sandığında, açtığını düşündüğünde ortaya çıkan bir durumdur. Sonraki dizeler ise benzerdir anlamca. Avuçta tutulan mutluluğun, sıkıca sarılan mutluluğun ezilmesi, parçalanması ve ölümüdür. Cemal Süreya çevirisinde ise bu dize mutluluk olarak değil, göğse bastırılan sevgilinin ya da kıymetli olan her ne ise onun kırılması olarak aktarılır. Bu farklılıklar şiirin başlangıç dizelerinde olanlar. İlerledikçe elbette farklı anlamlar devam ediyor.

Açıkçası bu kadar farklılıklar şiirin meramını bozmuyor. Savaşa rağmen tutunan bir aşk ile faşizme karşı direnen bir halkın kaderi ortaklaşmış ve bu şiir de onun dili olmuştur. Adeta bir fotoğraf karesi ya da bir resimdir. Aragon sevgilisine bakmaktadır. Karşılarında barikatlar, hemen onun ardında insanlar vardır. İhbarcılarla dolu sokaklar, yer altı, mücadele, tablonun devamı olarak durmaktadır. Sonra ülkenin her köşesini görürüz. Bu da tablonun bütün halidir. Böyle bir durumda sevda nasıl yaşanır, nasıl anlatılır? Elbette o büyük dizelerle.

MUTLU AŞK YOK Kİ DÜNYADA

Aslında hiçbir şey kâr değil insana

Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği

Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa

Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi

Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara

              Mutlu aşk yok ki dünyada

(...)

Acılara batmamış bir aşk söyle bana

Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle

Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama

İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de

Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına

              Mutlu aşk yok ki dünyada

              Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa

Çev: Cemal Süreya

Yerel Seçim 2019 İl il adaylar ve seçim sonuçları
ÖNCEKİ HABER

Cumartesi Anneleri, 727. haftada Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu

SONRAKİ HABER

AYM'den 5 siyasi parti hakkında suç suyurusu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa