Shahidul Alam: Örnek bir fotoğraf ustası

Shahidul Alam: Örnek bir fotoğraf ustası

“Tarihin her anında, dönemin politik özelliğine, düşünme tarzlarına ve zevklerine bağlı olarak farklı sanatsal anlatım biçimleri doğar...” Gisele FreundFotoğraf dünyası dediğimizde aklımıza bol ödüllü isim yapmış batılı fotoğrafçılar gelir. Onların hakkını da yememek gerekir ama bir fotoğrafç

Özcan Yaman


Fotoğraf dünyası dediğimizde aklımıza bol ödüllü isim yapmış batılı fotoğrafçılar gelir. Onların hakkını da yememek gerekir ama bir fotoğrafçı varki bence yüzyılımızın örnek fotoğrafçısı olma hakkını elde etmiştir. Ben “Bangladeş’li Shaidul” diye kodladım adını. İlk olarak Galata Fotoğrafhanesinin davetlisi olarak geldiğinde bir söyleşi yapmıştı o zaman tanımıştım kendisini.
Bursa Fotofest’te de takip ettiğim bir fotoğrafçıydı. Edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak istedim. Kendisi Güney Asya ülkelerinden Bangladeş’ten geliyordu. Anlattıkları ve gösterdiği fotoğraflar etkileyiciydi. Ama asıl etkileyici olan bir fotoğrafçı olarak muhalif, örgütçü bir fotoğraf aktivisti olmasıydı diyebilirim.
Hem Fotofest’te hem de Galata fotoğrafhanesindeki söyleşilerinden edindiğim bilgi ve deneyimleri paylaşmak istiyorum. Londra’da kimya okurken ilgilendiği fotoğraf alanında kendini yetkinleştirmiş. Fotoğraf çalışmalarında bulunmuş ve çevresinde tanınmış biri olduğunda bir takım sorgulamalarla ülkesine dönüp en iyi bildiği alanda yani fotoğrafın toplumsal işleviyle çalışmalara başlamış. Bangladeş’te kimsenin tanımadığı Sahidul, riskli bir karar vermiş ve düşüncelerini uygulamaya koymuş. Fotofest’teki söyleşisine “Ben burada siyaset konuşacağım” diye başlamış ve Bangladeş’e dönüşünü anlattıktan sonra “Benim ülkem dünya gündeminde görünmez, çünkü petrol savaşları yoktu. Her gün yüzlerce insan ölüyordu, kaos ve kargaşa yaşanıyordu ama dünya bizi görmüyordu” diyerek, üçüncü dünya ülkesi olarak kendi kaderine terk edilmiş bir ülke anlatıyordu. Nüfusun çok küçük bir kesimi insanca yaşarken halkın yoksulluk içinde yaşadığını anlatıyordu. Kendisi gazeteci, fotoğrafçı olarak çalışmalara başlamış. Geçim için fotoğrafçılık yaparken bir yandan da Bangladeş’in en büyük galerisinde sergiler açılmasını sağlamış. Shahidul Alam ödüller kazanan Drik ajansını, Bangladeş Fotoğraf Enstitüsünü ve dünyadaki en seçkin fotoğraf okullarından biri olan Güney Asya Fotoğraf Enstitüsünü olan Pathshala’yı kurmuştur. Bu süreçte yaşadıkları ve yaptıkları sanat ve fotoğraf dünyasında ses getirmeye başlamış. O artık tanınmış bir gazeteci, muhabir, fotoğrafçı kısaca fotoğraf aktivisti olarak bilinir olmuştu. Tehlikeli bir muhalif olarak ülkedeki siyasal erkin hedefi olmuş, sürekli izlenmiş tehdit edilmiş, sergileri basılmış, sergi açması engellenmeye çalışılmış. Hatta açtıkları bir serginin bir haftada 400 bin kişi tarafından gezildiğini. Sabahın erken saatlerinde galerinin önünde kuyruklar oluştuğunu fotoğraflar göstererek anlattı. Açık alan fotoğraf sergilerini köylere kadar taşıdığını ve burada karşılaştığı hoş anıları yine fotoğraflar eşliğinde paylaştı.

UMUDUN FOTOĞRAFI

“Dünya Bangladeş’i siyasal çalkantılarda, insan haklarının ayaklar altına alındığı zamanlarda görmezken, büyük doğal afetlerde görmek istiyordu” diyor ve yaşanan tsunami felaketinden sonra dünyaca ünlü ajansların gazetelerin fotoğraf istediğini söylüyordu. “Bekledikleri ölen yoksul insanlar ve mahvolmuş yerleşim alanlarıydı. Yani umutsuzluğu ve çaresizliği bekliyorlardı. Ben ise bu yoksul insanlara umutsuzluğun değil, umudun olduğu yarın daha güzelin kurulacağının fotoğraflarının verilmesini istediğimi söyleyerek fotoğraflarımı yolladım” diyordu. Gösterdiği fotoğraf ise tsunami sonrası balığa çıkmaya hazırlanan balıkçıların fotoğrafıydı. Yaşanan çelişkileri belgeleyip tanık olduklarını paylaştığını söyleyen Shahidul, “Düşünebiliyor musunuz, ülkede tsunami olmuş insanlar aç ve açlık içinde matem tutarken hükümetin bir bakanı büyük bir düğün yapıyordu. Salona girebilmek için stadyumun yan duvarını yıktırıp kırmızı halılar sererek binlerce davetliye gösteriş yapıyordu” diyerek, “o gün ben de davetliydim. Bu hali göstermek için gittim ve çektim” diyerek o fotoğrafı bizlerle paylaştı.
Ben fotoğraflarını izlerken zaman zaman S.Salgodo’nun fotoğraflarını anımsadım. Belki bazı arkadaşlar yine fazlaca estetik bulacaklardır ama fotoğrafsa işte fotoğraf bunlardı.

FOTOĞRAF SİZE NEYİ ANLATIYOR

Galata Fotoğrafhanesindeki söyleşisinde, sergi açmalarındaki sorun ve karşılaştıkları baskıları ve nasıl çözdüklerini anlatırken şöyle demişti ekrana yansıttığı fotoğrafı göstererek; “Bu fotoğraf size ne anlatıyor?” Evet bana bir şey anlatmıyordu. Bir sokaktaki duvarı biraz ilerde duran benzinci gibi bir yeri gösteriyordu. Şöyle demişti Shahidul, “Sergiye gelenler bu fotoğraf için geliyorlardı. Önceki sergilerde sergi açılmadan polisler gelip bazı fotoğrafları sakıncalı bulup kaldırılmalarını isterlerdi. Onlar somut ve gerçeği olduğu gibi anlatan fotoğraflardı. Oysaki bu fotoğrafta onlara göre suç unsuru yoktu ama halk akın akın gelip o fotoğrafın önünde duruyordu.” Tekrar seyircilere dönüp, “evet bu sizler için sıradan bir fotoğraf. Ama benim ülkemde sıradan bir fotoğraf değildi” demişti. “Çünkü burası işlenen cinayetlerin faili meçhul cesetlerin bulunduğu duvardı. Ve insanlar bu sokak ve bu duvarı çok iyi biliyorlardı. Onlar için ölüm, kayıp ve katliam demekti” demişti. O an ben de Diyarbakır hapishanesini düşünmüştüm.
Bir örnekte sergilenmeye çalışılan video performanstan vermişti. Ön planda insan boyu yemyeşil otların olduğu arkalarda ağaçların olduğu bir kare. Kare diyorum çünkü kadraj değişmiyor bir an baktığınızda fotoğraf karesi zannedebilirsiniz. Bir gün boyunca hem ses hem de video görüntü olarak sabit bir şekilde çekilmiş. Yine aynı soru “Siz bu videoda ne görüyorsunuz?” Gördüğümüz abartılı bir yeşillik, zaman zaman insanı ürperten doğanın, rüzgarın sesleri, çok ender uzaklardan geçip giden araba sesleri... Acaba ne anlatılıyordu? Sonra açıkladı. Ülkede yine katledilen insanların atılıp ya da gömüldüğü bir alandı. Herkes o bölgeden korkuyla söz edermiş. 500’den fazla faili meçhul cinayetin işlendiği bir dönemi anlatıyormuş. Sergide karartılan bir oda da bu video oynarken ve bütün galeriye yayılan doğanın, rüzgarın ve canlıların çıkardığı yalnızlığın o doğal sesi. İşte benim insanlarım bunlara bakıp çok şey anlıyorlardı demişti. Aklıma Diyarbakır Fis kayaları gelmişti. Anlattıklarında ne kadar benzeşlikler vardı... Drik Picture Library galerisinde açılan Crossfire isimli sergi 22 Mart 2010 tarihinde izinsiz açıldığı gerekçesiyle kapatılmış. Kolluk kuvvetleri galerinin etrafını çevirmişler.

‘FOTOĞRAFIN OLDUĞU HER ALANDA ÖRGÜTLENDİK’

Fotoğraf mı, belgesel mi, fotoğraf sanatı mı, sanat fotoğrafı mı? Bence fotoğrafın toplumsal işlevi buydu. Fotoğrafın açtığı alanlarda bir silah gibi kullanımı bu olmalıydı. Daha yazacak bir sürü ayrıntı var ama sizleri sıkmamak adına kendime saklayarak devam edeyim. Söyleşiye bir sürü albüm ve fotoğrafla gelmişti. Çok kaliteli kapsamlı basılmışlardı. Sordum “Peki paranın kaynağı ne, nasıl bu kadar kaliteli ve bol miktarda basıyorsunuz, bir galerinin gideri bile oldukça masraflı” diye. “Biz ülkede fotoğrafın olduğu her alanda örgütlendik. Düğün salonlarının fotoğraf işlerinden, büyük sanayinin reklam işlerine, dijital baskılarına kadar çok büyük bir ağ kurduk. Kazandığımız parayla da bu anlattığım çalışmaları yapıyoruz. Haber ve fotoğraf ajansı, dünyaca ünlü fotoğraf okulu ile hizmet veriyoruz. Kimseden yardım, hibe almadan kendi gücümüzle kurduğumuz örgütlenmelerle bunu başarıyoruz” demişti.
Fotofestte bir hafta boyunca kendi yöresel kıyafetleri içinde gezen bu adam ve çabaları önemliydi. Gisele Freund’un “Fotoğraf ve Toplum” kitabının sanki pratikle örtüşen ayağı gibi geldi bana. Sanatsal biçimler ve toplum arasındaki ilişkiler konusunun sonunda şöyle diyordu Gisele; “... Fotoğraf tarihinin bazı yönleri üzerinde çalışırken, çağdaş toplumun tarihini gözler önüne sermek, sanatsal anlatım biçimleriyle toplumu birbirine bağımlı hale getiren ilişkileri somut bir örnek aracılığıyla ortaya çıkarmak ve fotoğraf tekniklerinin dünya görüşümüzü  nasıl dönüştürdüğünü göstermek istiyorum.”
Genç fotoğrafçı arkadaşlara Gisele Freund’un “Fotoğraf ve Toplum” (Sel yayıncılık) kitabını edinmelerini , zaman bulanların ise İnternet’ten Shahidul Alam’ın fotoğraflarını yaşam öyküsünü okumalarını öneririm. Haftaya başka bir konu ile görüşmek üzere...


Shahidul Alam kimdir?

Bir fotoğraf sanatçısı, yazar, galeri yöneticisi ve bir aktivist olan Shahidul Alam, fotoğraf sanatına geçmeden önce Londra Üniversitesinde kimya alanında doktora yaptı. Alam ödüller kazanan Drik ajansını, Bangladeş Fotoğraf Enstitüsünü ve dünyadaki en seçkin fotoğraf okullarından biri olan Güney Asya Fotoğraf Enstitüsünü olan Pathshala’yı kurdu. Chobi Mela festivalinin direktörü/yöneticisi ve dünya çoğunluk ajansında (Majority World Agency) yönetim kurulu başkanı olan Alam’ın çalışmaları Newyork’taki MOMA galerisinde, Paris’teki  Georges Pompidou merkezinde, Londra  Royal Albert Hall da ve Tahran daki Modern sanatlar müzesinde sergilendi. Alam Sunderland Üniversitesinde misafir profesör ve  National Geographics Derneğinin – All Roads Program – Bütün Yollar adlı programında  yönetim kurulu üyesi. Alam’ın son kitabı olan “My Journey as a Witness” - Bir tanık olarak Yolculuğum – hakkında Life Magazine de fotograf editörü olan John Morris, “Bir fotoğraf sanatçısı tarafından yaratılmış en önemli kitaplardan biri ve fotoğraf sanatının ötesinde” yorumunda bulundu.

www.evrensel.net