Tiyatrocular sezonu Evrensel'e değerlendirdi

Dönüşüm oyunundan bir kare. Fotoğraf: Didar Püren Erbek

Tiyatrocular sezonu Evrensel'e değerlendirdi

Altkat Sanat Tiyatrosu’ndan Nevzat Süs, Bakırköy Şehir Tiyatrosu’ndan Ali Rıza Kubilay ve Altıdan Sonra Tiyatro’dan Gülhan Kadim sezonu değerlendirdi

2017-2018 tiyatro sezonu geçtiğimiz ay sona erdi. Sansür girişimlerinden ekonomik sorunlara kadar birçok sıkıntıyla boğuşan tiyatro toplulukları, bu sezon birçok güzel oyunu seyircilerle buluşturdu. Altkat Sanat Tiyatrosu’ndan Nevzat Süs, Bakırköy Şehir Tiyatrosu’ndan Ali Rıza Kubilay  ve Altıdan Sonra Tiyatro’dan Gülhan Kadim geçen sezonu Evrensel'e değerlendirdi. Seyircilerin bu sezonki oyunlara yoğun ilgi gösterdiğini söyleyen tiyatrocular; bunda tiyatroların nefes alınacak, benzer duygu ve ifadelerde birleşilen alanlara dönüşmesinin etkili olduğunu vurguladı. 


YOLDA KAYBOLMAMAK UMUDUYLA...

Nevzat SÜS

Bu yıl Altkat Sanat Tiyatrosu’nun 5. Yılıydı. Beş yıl önce ilk olarak Richard Bach’ın yazdığı klasik eseri “Martı Jonathan Livingston”ı çocuklar için sahneye taşırken tesadüfen seçilmemiş, Martı Jonathan, Altkat Sanat’ın üretme ve özgürleşme serüvenine bir ithaf niteliğindeydi. İkinci oyun “Su Çatlağını Bulur” Hrant Dink’in katledilmesiyle bir yüzleşme çabamızdı. Bu topraklarda yaşayan tüm halkların acılarını içimizde hissetmiyorsak sanat’tan söz etmenin de bir önemi kalmıyordu bizim için. Yolumuz uzundu ve serüven böyle başladı, ardından oyunlar oyunlar… 

Bu yıl daha sezona başlamadan yaz aylarında madem beşinci yılınız diyerek Kadıköy’ün altyapı problemleri sel olup şamarını yapıştırmış olsa da bizlere, tiyatrolar Zümrüd-ü Anka kuşu gibidir ve küllerinden kendini var ederler. Dostlarımızın da desteğiyle selde karşılaştığımız zararı telafi ettik. Sezona oyunlarla değil tadilatla, boyayla, badanayla başladık diyebiliriz. Platon haklı “sanat ölümsüzlüğü arayanların işidir” diyerek(!)  Artık Utnapiştim olarak sezon başlayabilirdik… 

GREGOR SAMSA KADIKÖY SOKAKLARINDAYDI

Böylece Altkat Sanat’ın beşinci yılı için hazırladığımız Müge Saut’un yönettiği Franz Kafka’nın ölümsüz eseri “Dönüşüm” ile sezona başladık. Artık bütün gün çalışmaktan bir böceğe dönüşen Gregor Samsa Kadıköy sokaklarındaydı. 50. oyunu geçtik ve izleyicilerin büyük ilgisiyle karşılaştı oyun. Böceğe dönüşme metaforunu hakkıyla yerine getirdiğimizi düşünüyorduk ve bunun alkışını izleyicilerimizden aldık. Dönüşüm oyununda Gregor Samsa’yı canlandıran Erkan Akbulut  2. Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri kapsamında “Teşvik” ve 22. Afife Jale Tiyatro Ödülleri “Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı” ödüllerine layık görülmüştür. Ayrıca Altkat Sanat Tiyatrosu Dönüşüm oyunuyla Ekin Yazın Dostları yılın tiyatro grubu ödülüne layık görülmüştür. 

Önceki sezondan devam ettirdiğimiz Nâzım’ın  “Sevdalı Bulut”u sezon ortasına kadar sürdü. Nâzımın sevdası, masalı ve şiirleriyle birleştirilmiş oyun da izleyicilerimizin beğenisiyle karşılaştı. 

Ülke olarak pek aydınlık bir dönemden geçmiyoruz. Son 15 yılda yaşananlar bizlerin ne denli karanlığa gömüldüğümüzün bir kanıtı aslında. Bu düşünceden yola çıkarak “Kırkbir” isimli oyunumuzu sahnelemeye başladık. Oyun ütopik bir evrende günümüzün izlerini bulmaya çalışır. Yok olmanın eşiğinde bir kadının son çığlığıdır; umudu, ülkesi, aşkı, ve çocuğu elinden alınmış bir isyan bayrağıdır ateşi. Boyutları ortadan kaldırılmış dünyanın kölesi olarak yaşamayı reddeden, sonuçları ne olursa olsun ayakta yok olmayı tercih eden bir kadının hikâyesidir en çok. Sadece kibrit ateşiyle aydınlanan bir sahnede geleceğin yolunu bulmaya çalıştık bu oyunla. 

Bunun yanında kendi öğrencilerimizden kurduğumuz Altkat Sanat’ın alt-kadrosuyla, oyunculuklarını geliştirmek, kendilerini sınamasını sağlamak, sahne tecrübesi de kazanmaları adına tamamen bizlerin kontrolünde bir çocuk oyunu çıkarttık.  Bertolt Brecht’in “Kafkas Tebeşir Dairesi”nden uyarladığımız “Tebeşir Dairesi” oyunumuz, oyuncular için bir laboratuvar niteliği de taşıdı. Oyun, emek verip çocuğu büyütenin mi yoksa onu doğuranın mı olmalıdır sorununu tartışıyordu. Çocuk izleyicilerimiz izlerken büyük keyif aldıklarını söyleyebiliriz. 

MUTSUZ OLMAYA NE HAKKIMIZ VAR NE DE ZAMANIMIZ VAR

Bütün bunların yanında Kadıköy’ün gözbebeği Kadıköy Tiyatroları Platformu’nun da bir üyesiyiz. Kadıköy’de tiyatro adına birlikte hareket eden ellinin üzerinde tiyatroda bu oluşumun birer parçası. Bu yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Gününde gelenekselleştirdiğimiz üçüncü yürüyüşümüzü de gerçekleştirdik. Tiyatro adına baskıyı, sansürü, yasaklamaları Kadıköy halkına anlattık. 

Platform ve Kadıköy Belediyesi ile işbirliği halinde “Benim Komşum Tiyatro” projesinin ikinci ayağına başladık. Bu bilinçli izleyici yetiştirme projesine Kadıköy halkı geçtiğimiz dönem olduğu gibi yine ilgi gösterdi. Benim Komşum Tiyatro çalışmasına katılanlar tiyatronun tüm özelliklerini öğrenirken, dramaturgi, reji, dekor, ışık, kostüm gibi etmenlerin kullanım biçimlerini de öğrenerek, izledikleri oyunlardan daha fazla haz almalarını sağlamak amacındayız. Bunun iki tür faydası olacağını düşünmekteyiz: Birincisi anlatımlarımızın izleyiciye doğru biçimde geçmesi,  ikincisi izleyicinin eleştirel bakışı tiyatro üreticilerinin niteliklerini yükseltmeleri. 

Hayatın bizlere, tiyatroculara sunduğu yol, dar patikalarla doludur. Karşımıza çıkan zorlukları çoğu zaman kendimiz çözmek durumundayız. Ödeneksiz tiyatrolar olarak bizler, kendi varlığımızı gerçekleştirmek adına bu patikalarda duruşumuzdan da bir şey kaybetmeden yol almak zorundayız. Mutsuz değiliz! Bu yaratma, var etme çabası içinde mutsuz olmaya ne hakkımız var ne de zamanımız var. Patika uzun bir yol; yol’da kaybolmamak umuduyla… 


SEYİRCİLERİMİZ BU SEZON DA BİZİ YALNIZ BIRAKMADILAR

Fotoğraf: BBT

Ali Rıza KUBİLAY

Bir önceki sezonu iş yapamadan boş geçirmiştik ve bu tüm çalışanları çok üzmüştü. Yönetimi devraldığımız 2015 senesinde hızla çalışmaya koyulmuş ve ses getiren oyunlar yapmıştık oysaki. 2017- 2018 sezonu için de harika fikirlerimiz vardı. Mesela tarihi bir oyun olsa Bakırköy’de geçse ve hatta bizim tiyatro binamızda (Tarihi Baruthane Binası) oyunda yer alsa nasıl olur diye bir hayal kurduk ve “Sherlock Hamid” oyunu Ahmet Sami Özbudak’ın kaleminden döküldü.

Öteki ve ötekileştirilenlerle çok ilgili Bakırköy Belediye Tiyatrosu. Böyle bir durumu anlatan “Kardeşlerimi Arıyorum” oyunu ilgimizi çok çekti ve sahneye taşıdık. Uzun yıllar İstanbul Tiyatro Festivaline katılamamıştık ve çok istiyorduk. Herkesin birbiriyle konuştuğu, yaşadığın ülkeden gitmek ve kalmak ikilemine  odaklanan “ Seni Seviyorum Türkiye” oyunuyla İstanbul Tiyatro Festivaline katıldık ve nerdeyse bütün sezon kapalı gişe oynadı.

Bizim en çalışkan ve üretken arkadaşlarımızdan biri olan Emrah Eren’in projesi “Cıngıllı” taraflı tarafsız herkes tarafından bu işin sezona damga vurduğu söylendi. Türk tiyatrosunun müzikal tarihiyle Türkiye’nin politik ve sosyal tarihini iç içe mükemmel bir şekilde aktardı seyirciye. Bu oyunu izleyenler birçok şarkıya bağırarak eşlik ederken buldu kendilerini.

İki arkadaşımız Doğacan Taşpınar ve Elif Ürse Stockholm’e gittiler. Orda çocuk ve gençlik tiyatroları hakkında bilgi alışverişinde bulundular. Döner dönmezse Doğacan Taşpınar “Oldum Ben Anne” oyununu sahneledi. Balca Yücesoy’un yazdığı bu oyun 15-25 yaş aralığındaki genç insanlar ve onların sorunları hakkında. Ve seyirciler seyirci koltuğunda değil sahnenin üstündeydiler.

Başka bir kapalı gişe oyun ise bir mahkemede geçen, seyircinin jüri üyesi olduğu ve kararı verdiği ama karar verirken vicdan mı anayasa mı pardoksunun içinde bocaladığı “Terör” oyunuydu. Bu oyunun tartışmaları perde arasında, oyun sonrasında ve eve vardıktan sonra sosyal medya üzerinden devam etti. 2018 Afife Jale Tiyatro ödüllerinde 3 dalda aday olduğunu da söylemeden geçmeyelim.

BBT bu sezon ikisi yabancı ve daha önce hiç bir yerde oynanmamış başka bir deyişle dünya prömiyeri yapmış 4 yerli oyunla ve yani toplam 6 yeni oyunla sezonu kapattı. Seyircilerimiz gerek oyunlar sonrasında, gerek sosyal medyadan tebriklerini ilettiler  ve oyunlar hakkındaki görüşlerini paylaştılar. Kendilerine bu sezon da bizi yalnız bırakmadıkları için teşekkür ederiz.


UMUDUMUZ; ÖZGÜRLÜKLERİN ARTTIĞI BİR TİYATRO ORTAMINDA ORTAKLAŞMAK

Yalınayak Müzikol oyunundan bir kare. Fotoğraf: Murat Dürüm

Gülhan KADİM 

Kendi açımdan sezonu değerlendirmeden önce, belki Altıdan Sonra Tiyatro ve Kumbaracı50 hakkında bir değerlendirme yapmak iyi olabilir. Altıdan Sonra Tiyatro ve Kumbaracı50 olarak çok verimli, hızlı, üretken ve coşkulu bir sezon geçirdik. Geçtiğimiz sezonun sonunda ekibimize büyütme ve çoğalma kararımız sonrasında başlayan süreçte, “III. Richard”, “Hayvan Çiftliği” (D22 ile ortak yapım), “Filifu’nun İntikamı”, “Barış”, “NSU-Kurbanların arasında Almanlar da vardı” (Goethe Institut ortak yapım) oyunları ilk kez seyirciyle buluştu. Geçtiğimiz sezonun sonunda bir kaç gösterimle sahnede olan “HE-GO” oyunu bu sezonun yenilerindendi ve kapalı gişe oynamaya devam etti. Eski oyunlarımızdan, “Yalınayak Müzikhol”, “444”, “Şizo Şeyks”, “Pera’nın Zamanı” oynamaya devam etti. Bu oyunlar dışında yeniden provasına girip tekrar repertuara aldığımız iki oyun oldu: “Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi” ve” Barzo ile Konserve”. İki tane de konser devam etti sahnede. Yıllar geçse de üstünden ve Kumbaracı50 ekibinin oluşturduğu İstanbul Kolonfoni Orkestrası. Toplamda 12 oyun ve 2 konser. 

Oyunlar hem Kumbaracı50 sahnesinde hem de İstanbul içi ve dışı başka sahnelerde seyirciyle buluştu. Ekibimiz, tüm emek verenleriyle toplamda neredeyse 50 kişi. Önümüzdeki sezon Altıdan Sonra Tiyatro’nun 20., Kumbaracı50’nin 10. sezonu. Bu rakamlar aslında bizler için neyin karşılığı? Her şeyin giderek zorlaştığı, koşulların sıkıştırdığı, zaman zaman bir çok şeyi imkansız kıldığı, umudun ve motivasyonun inişli çıkışlı olduğu son zamanlarda; böylesine bir yapı oluşturarak sürekliliği için çalışmak bizim için çok önemliydi. 

Bizim açımızdan hâl böyleyken, aslında İstanbul’da da çok farklı bir hava yoktu özel ve bağımsız tiyatrolar açısından. Çok üretken ve seyirci sayısının geçtiğimiz sezona göre artış gösterdiği bir sezon olduğunu düşünüyorum. Belki de bağımsız tiyatroların en önemli sorumluluklarından biri oluverdi nefes alınacak, benzer duygu ve ifadelerde birleşilen alanlar yaratmak. Bazen böyle şeyler kendiliğinden oluverir. Planlanmamıştır fakat hâl ve gidişat ortaklaştırır. Ben böyle bir dönemden geçtiğimizi düşünüyorum. Umudumuz; zorlukların ve yasakların azaldığı, özgürlüklerin arttığı bir tiyatro ortamında ortaklaşmak.

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Haziran 2018 09:39
www.evrensel.net
ETİKETLER tiyatro