Halep’ten Adana’ya, atölyeden greve

Görsel: Evrensel

Halep’ten Adana’ya, atölyeden greve

Savaş başladığında Suriye'den Türkiye'ye göç eden Ahmet'in atölyede başlayıp grevle süren çalışma yaşamının hikayesi.

Mesut BAYLAV
ADANA

“Savaş başladığı sırada ülkenin en ‘karışık’ şehirlerinden biriydi Halep. Bir IŞİD bir Esad giriyordu. Köylere geçtik; elektrik, su yok. Köylere de bombalar düşmeye başlayınca Türkiye’ye gelmek zorunda kaldık. Önce Antep’e, sekiz ay sonra Adana’ya geldik.” Beş yıl önce Halep’ten annesi, babası ve dört kardeşiyle Türkiye’ye gelmek zorunda kalan Ahmet’in kısa bir zamanda yaşadıkları bunlar. Halep’te iken babası ayakkabı atölyesinde çalışıyor, durumları da gayet iyi. Evde bir kişinin çalışması yetiyormuş. Suriye’de parası olmayan eziliyor, hastaneye dahi gidemiyor, rüşvet de almış başını gidiyormuş.

GREVLE SÜRECEK ÇALIŞMA YAŞAMI ATÖLYEDE BAŞLIYOR

Türkiye’ye geldiklerinde babası işine devam etmek istiyor fakat işler istediği gibi gitmiyor. Ahmet, üç yıl sürecek olan çalışma hayatına saya atölyesinde başlıyor böylece. Türkiyeli ve Suriyeli işçilerin birlikte yaptığı greve de ön saflardan katılıyor. Grev sürecini anlatırken kiralara, birçok şeye zam gelirken maaşlarının çok az olduğunu söylüyor. “Suriyeli işçiler geçinmek için zaten çok gazla ve ucuza çalıştırılıyor. Grevde biz Suriyeli emekçiler olarak kendimizi gösterdik. Birlikte hareket etmek önemliydi.”

Üç yılın ardından okumak istediğini babasına söylüyor. “Maddi durumumuz iyi değil ama ileride ‘babam beni okutmadı’ dememen için okula yazdıracağım” cevabını alıyor. Okula başlıyor, iki senedir lise eğitimi alıyor. Başlarda zorlanıyor ve kimseyle konuşmuyormuş. Bazı öğrenciler laf atmaya başlamışlar “Suriyeliler şöyle böyle oluyor” diye. Ahmet, onlara iyilikle doğruyu anlatmaya çalışmış (Türkmen olduğu için rahatça konuşabiliyor) dakat daha çok üstüne gelmişler. O da susmayı tercih etmiş. Ahmet’i tanıdıkça özür dileyenler de olmuş.

YÜK OLMAMAK İÇİN AĞIR KOŞULLARI YÜKLENMEK

Okula başladığı için mesleği bırakmıyor, tatillerde de çalışmaya devam ediyor. Ben de böyle bir dönemde görüşüyorum kendisiyle. Okullarda son hafta pek ders olmadığı için karnesini dahi almadan Büyüksaat’in dikiş makinesi ve çekiç sesli sokaklarının yolunu tutmuş. Üç kişi daha çalışıyor atölyede, üçü de Suriyeli. Sabah sekiz, akşam dokuz-ona kadar çalışıyorlar. “O saate kadar çalışamam dersen bırak” diyorlarmış. “Göz ameliyatı olmuştum, çalışırken gözüm çok kötü oldu, bir süre çalışmadım. Ağır solüsyon kokusundan, dışarı çıktığımda başım dönüyor.” diyerek koşulları anlatıyor. Okul bitmeden alelacele neden işe başladığını sorduğumda “Gencim abi, babamdan para istemek istemiyorum, utanıyorum. Yük olmak istemiyorum, zaten sadece babam çalışıyor.” cevabını veriyor.

SEÇİMLERE DAİR...

Seçimleri de konuşmayı düşünmüştüm ama ben sormadan o açıyor konuyu. “Abi sosyal medyada izliyorum. Muharrem İnce ‘Suriye’ye gidip gelebiliyorsan niye geliyorsun’ diyor. Meral Akşener ‘2019’da Suriyeli kardeşlerimizle Suriye’de iftar yapacağız’ diyor. Yani ikisi de ‘ben gelirsem Suriyelileri göndereceğiz’ diyor.” Ne düşündüğünü merak ediyorum bu konuda. Ahmet, şöyle yorumluyor meseleyi: “Ülkenin sorunlarını; hastaneleri, ücretleri, işsizliği çözmek yerine habire Suriyelileri konuşuyorlar. Bence bu Erdoğan ve AKP’nin işine yarayan bir durum.” Sizi geri gönderseler ne olur diye sorduğumda “Diyelim ki gönderdiler; işsizlik, zam, her şey düzelecek mi?” diyerek sorumu soruyla açıyor.

Çokça tartışılan Suriyelilerin oy kullanacakları dedikodusu üzerine konuşuyoruz ve çevresindeki Suriyelilerin ne düşündüklerini merak ediyorum. “Suriye’deki durumlardan dolayı birçoğu siyasete karışmak istemiyor ama çoğu oy kullanabilse AKP’ye verir çünkü ‘ona minnet borcumuz var’ diyorlar” diye yanıtlıyor. Kendisinin seçimlere dair düşüncesini “HDP’nin en çok Suriyelilere dair söyledikleri ilgimi çekti ve beğendim. Bir de Demirtaş’ın cezaevine girmesi çok karışık. En güçlü düşman onu gördüğü için onu cezaevine koydu bence” diye özetliyor.

‘AZI BİZE ÇOĞU CEBE’

Yine çokça konuşulan “Suriyelilere bizim vergilerimizden maaş veriyorlar” söylemine dair Ahmet “Erdoğan bize maaş vermiyor, yurt dışından gelen paranın azını bize çoğunu cebine alıyor. O parayı da herkese vermiyorlar. Atölyede çalışan yaşlı bir abimiz var ve durumu da kötü, mesela o alamıyor ama bazı zengin Suriyeliler alabiliyor.” diyor.

EN GÜZEL ŞARKI

Ahmet, okuldan ve işten kalan zamanlarda kitap okumayı seviyor. Son okudukları arasında Ercüment Akdeniz’in mültecileri konu alan “En Güzel Şarkı” romanı var. Okuldaki hocasına da okutmuş. Kor Kitap’ın düzenlediği kitap tanıtım etkinliğine ve söyleşisine de katılmış. “Ercüment Abi” diyor, “Bizim ifade edemediğimiz şeyleri kitapta anlatmış, özellikle başka halkların kardeş olduğunu ayıktırmış bize. Bizlere gelenlere yönelik saldırıların doğru bir şey olmadığını da söylemiş. Biz beraber greve çıktık ve doğru olanın bu olduğunu gösterdik.” Kitap aslında Halep’ten başlayan bir göç romanı, bu da Ahmet’i daha fazla etkilemiş. “Savaş deyince ger şey geliyor aklıma; insanların değişmesi, yetim kalanlar. İki arkadaşımı kaybettim Suriye’de. Halep’te savaş başladığında çocukluk arkadaşım hastaneye giderken uçak bombardımanında öldürülmüştü. ‘En Güzel Şarkı’ eskileri hatırlattı bana, okurken heyecanı ve gülmeyi de bir arada yaşadım.” Ahmet ile biraz da havadan sudan konuşup ayrılıyoruz; malum, işine devam etmesi gerekiyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Haziran 2018 18:10
www.evrensel.net