Mülteci öykülerinde kadınlar ‘öteki’ olmayı yazdı
Fotoğraf: Evrensel

Mülteci öykülerinde kadınlar ‘öteki’ olmayı yazdı

‘Yakından Geçen Mülteci Öyküler’ kitabında yer alan kadınlar ‘mülteci olma’yı kaleme aldı.

Dilek OMAKLILAR
İzmir

Bir yazı atölyesi ile başladı “Yakından Geçen Mülteci Öyküler” kitabının hikayesi... Atölyede, yaşama dair derdi olan, “Bizim de sözümüz var” diyen kadınlar bir araya geldi ve başladılar yazmaya... 8 kadın, 20 öykü ile “mülteci olma”yı anlattı. Salt mültecilerin yaşantısı değildi anlattıkları, “Mülteci kavramına odaklandık” dediler. Öykülerinde savaş, yabancılaşma, göç gibi nedenlerle yersiz yurtsuz kalan ve tüm öteki olarak hissedenleri kaleme aldılar.

Mülteciler, sığınmacılar, Suriyeliler... ismine ne dersek diyelim “öteki” olanlara dair bir çok kitap yayımlandı elbet ancak birçok öykünün yer aldığı derleme olarak bir ilk “Yakından Geçen Mülteci Öyküler”. Bu ilke imza atan Handan Gökçek, Duygu Süphandağ Yaman, Nergis Seli, Dilek Çoban ile buluşuyoruz. Daha bir çok kadın ve konuk yazar da var. İzmir Kitap Fuarında imza günlerinden çıktılar, biraz yorgunluk ama gözlerde mutluluk ve heyecan var.

Kitabı derleyen Handan Gökçek, uzun yıllar edebiyatla iç içe olan isimlerden biri. Romanları, öyküleri -hem yetişkin hem de çocuk- var. Yazmanın kendisi için yaşam biçimi olduğunu söylüyor ve “Günümüzde insanlar bir arada kalmaya bu kadar zorlanırken, Yakın Kitabevi çatısı altında yazı atölyesi gerçekleştirdik ve birlikte bir şeyler yapabilmenin zorlaştığı günümüzde, biz uzun yıllar ürettik” diyor.

Nergis Seli de “Kurtuluşum yazı oldu. Dergilerde uzun zaman öykülerim yayımlandı ancak vazgeçtim. Dergi sektöründe hayal kırıklıklarım oldu, farklı yapıları var” diyerek yeni bir çocuk kitabı çıkacağını müjdeliyor.

Duygu Özsüphandağ Yaman, 18 yıl aktif olarak gazetecilik yapmış, şimdi ise İzmir Büyükşehir Belediyesinde metin yazarı olarak çalışıyor. İki kitabı var, “Memleket Kolay Terk Edilmiyor: Tilkilik” ve “Ahmet Piriştina Yaşam Öyküsü.” Gerçek kişilerin öyküsünü yazan Yaman artık kurgu yazmak istediğine karar vererek katılıyor atölye çalışmasına.

İşletme mezunu Dilek Çoban ise, mesleğinden sonra kendisi için bir şeyler yapmak istiyor ve Handan Gökçek ile tanışarak yazma sürecine başlıyor. Kendini öykülerle var ettiğini söyleyen Çoban, “Biz kolektif bilinçle hareket ettik ve kadın dayanışması var aramızda” diyor.

‘SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ VARDI, DUYULSUN’

Kapak görseli: Yakın Kitabevi
2 yıl boyunca önce edebiyatı tartışan kadınlar, sanatın para karşılığı ortaya çıkmasına da karşı ve bu yüzden de bir gelir elde etmiyor kitaptan. “Yeter ki okunsun. Derdimiz vardı söyleyecek, sözümüz duyulsun” diyorlar.

Tema olarak mültecileri seçme sebeplerini ise şöyle anlatıyor Nergis Seli “Hepimiz bir yerlerden geldik. Aslında hepimizin bir göç hikayesi var. Mülteci sorunundan ziyade mülteci kavramına çalıştık. Bizler aynı zamanda kendi vatanımızda, kendi evlerimizde de yabancı ve öteki gibi hissediyoruz. Bu odakla bakmaya çalıştık. O yüzden de öyküler çeşitlendi.”

Kitaptaki öyküleri konuştuğumuzda ise Duygu Süphandağ Yaman, “Bir proje çalışmasıyla çıktı, herkes içinden geçeni döktü. Örneğin Dilek’in eşcinsel bir erkeğin hikayesi var. Kişi hem kendine mülteci, hem vatanına mülteci, kaçmak zorunda kalmış. Nergis’in, ailesinden yola çıkarak yazdığı bir hikayesi var, farklı dillerin ve aynı duyguların buluşması. Elif’in salyangoz hikayesi var, kabuğunu terk eden bir salyangoz. Ben zeytin ağacının altında topladım örneğin. Farklı farklı hikayeler ama özünde insanın, bu dünyada bizi kuşatan sorunlar nedeniyle tek başına çabalayan bir varlık olduğu ortaya çıkıyor. Bir yandan savaşlar, kapitalizm ve beraberindeki modern hayat… Bunlar insanı nasıl yalnızlaştırıyor, ortaya çıkanlar. Mültecilikle de burada örtüştü” diyor.

‘ARTIK BİRİLERİ BİR ŞEY SÖYLEMELİ’

“Temelde bu kavramda çalışmamızın asıl nedeni, bizler birbirine gerçekten ideolojik olarak benzer insanlarız, hepimiz savaş karşıtıyız, barıştan yanayız. Hepimizin tek derdi önce insan olmak, insanlık. Dil, din, ırk ayrımı yapmadan bu çatı altında hep beraber yaşayabilmek gibi emellerimiz var. Böyle isyanlarımız var bunun çerçevesinde öyküler su gibi akıp gitti” diyerek mültecilerin de kadınların da ‘öteki’ olduğunu vurguluyor Nergis Seli ve “O yüzden de belki kadın yazarlar bu kitapta birleşti” diyor. “Kendilerini ötekinin yerine koyabiliyor. Çünkü kendisi yaşıyor bunu. Evde, işte, hep bir mücadele vermek zorunda görünür olmak için. Kendi emeğini ortaya koymak için. Aynı anda bir sürü sepeti taşımak için sırtında hep bir mücadele. Kendi hayatlarımızda da öyle. Hep bir sürü şeyin yükünü yükleniyoruz, daha fazla empati geliştirebildik mültecilik kavramıyla.”

Dilek Çoban, aralarındaki dayanışmaya değiniyor ve “Çıkardığımız üründen son derece memnunuz ve kadın dayanışması denilen bir dayanışma var. Mülteciliğini yaşarken bir de toplum içinde sizi ötekileştiren kısım var ya o durumu yazmaya çalıştık daha çok. Bizim beraber olmamız da bu kitap da tesadüf olamaz”diyor.

‘ÖRGÜTLÜLÜĞÜN GÜCÜNÜ ORTAYA KOYDUK’

Yalnız olmadıklarını vurgulayan Duygu Süphandağ Yaman birlikteliklerinin gücünü şöyle anlatıyor: “Biz yalnızlığı kırmaya çalıştık. Bir araya gelerek bir şeyler yapabiliriz. Örgütlülüğün gücünü ortaya koymaya çalıştık. Tek başımıza ses çıkaramayabiliriz belki ama bir araya geldiğimizde daha fazla söz söyleyebiliyoruz.”

Kadın olarak inadına her alanda seslerini yükseltmeye çalışmanın önemini ise Nergis Seli anlatıyor: “Bizler aynı zamanda anneyiz, hepimizin başka işleri de var. Sabahtan akşama kadar çalışıp, ev temizliği, çocuk bakımı, sevdiklerimize zaman ayırmaya çalışıyoruz, evet. Ama bütün bunlardan sonra ‘Artık söyleyecek sözümüz var’ dedik. Zaten kadın olarak, öteki olarak isyanımız var ve bu yüzden oturup yazdık. Hepimiz bu zorlukların içindeyiz, cesaret etmeli.”

‘SORUNU GÖSTEREBİLMEK ÖNEMLİ’

‘Ötekiyi’ yazan kadınlar, kendileri de toplumda ‘öteki’ halini yaşadıkları için özdeşleşiyorlar bu kavramla. Sorunu gösterebilme adına öykülerini kaleme alan kadınlar OHAL sürecinde üretmenin, bir şeyler ortaya koymanın ve bir arada durabilmenin önemine değiniyor. Ön sözde arkadaşları için ‘kalemdaş’ diyen Handan Gökçek, “Birbirinden de cesaret alan kadınlar, baskı ortamlarında da çok iyi şeyler üretebiliyor. OHAL sürecinde bir cümle kurarken 40 kere düşünmek zorunda insanlar artık, ama artık birileri bir şeyler söylemeli, anlatmalı. Bir parça kitleye ulaşma imkanınız var, bu gerçekten önemli bir sorumluluk. Bizim bir derdimiz var ve bunu anlatmak istedik. Çözüm okurda olur belki ama sorunu göstermek önemli” diyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Nisan 2018 23:01
www.evrensel.net