'Mülteciler insanlık dışı politikaların bedelini sağlığıyla ödememeli'

'Mülteciler insanlık dışı politikaların bedelini sağlığıyla ödememeli'

Sınır Tanımayan Doktorlar, Yunanistan adalarında sıkışıp kalan mültecilerin hayat hikayelerini anlattı: Burada yaşamıyorlar, sadece bekliyorlar…

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Türkiye ile AB arasında imzalanan anlaşmanın sonuçlarını Yunanistan adalarında sıkışıp kalmış mültecilerin hayat hikayeleri üzerinden anlattı, “Mülteciler, insanlık dışı politikaların bedelini sağlıklarını kaybederek ödememeli” çağrısı yaptı. 

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan anlaşma ikinci yılını geride bırakırken anlaşmadan dolayı binlerce mülteci Yunanistan’a ait adalarda sıkışıp kaldı. Adalardaki mültecilere insani yardım desteği veren  Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) çalışanları gözlemlerini aktardı. 

İnternet sayfasında açıklama yayınlayan MSF, hem mültecilerin yaşama şartlarını dile getirdi hem de devletlerin mülteci politikalarını eleştirdi. MSF’ye göre; savaştan, şiddetten, aşırı yokluk ve çaresizlikten kaçıp güvenli bir yer ve daha iyi yaşam arayışıyla Yunanistan’a gelen mülteci aileler berbat şartlarda yaşam savaşı veriyor. 

Avrupalı Birliği liderlerinin ‘başarı’ olarak aktardığı anlaşmanın ardından mültecilerin durumunun daha da kötüleştiğini belirten MSF, açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Her birinin birer umut ve çaresizlik hikayesi var. Yaşadıkları pek çok zorluğa müthiş bir güçle dayanmaya çalışan bu insanlar, dayatılan insanlık dışı politikaların bedelini sağlıklarını kaybederek ödememeli. Çalışanlarımız her gün, bedeninde ve ruhunda yaralar açılmış insanları, onları bu sağlık sorunlarına sebep olan şartlara geri göndermek zorunda kalacaklarını bile bile tedavi etmeye çalışıyor. Bu bir kısır döngü ve bu döngüyü ancak, insanlık onuruna yaraşan politikalar kırabilir.” 

Açıklamada ayrıca tek tek görev alan gönüllülerin gözlemlerine yer verildi.

‘HAMİLE KADIN DÖVÜLDÜ, DÜŞÜK YAPTI’ 

Midilli Adası’nda kültürel aracı olarak görev yapan Tamim Elnaggar’ın tanıklığını şu sözlerle aktarıyor:

“Kampın yanındaki MSF kliniğine gelen pek çok insan, ‘Keşke burada her gün öleceğimize, memleketimizde bomba patlamasında ölseydik’ diyor. Birkaç gün önce yine Suriyeli, 42 yaşında bir adamla tanıştım. Moria Kampının yanındaki MSF kliniğinde, iki oğluyla birlikte sıradaydı. Suriye’den ayrıldıktan sonra Midilli’ye varmasının 40 günden uzun sürdüğünü söyledi. Aile Ege Denizi’ni aşıp Midilli’ye gelmeden önce kara sınırından,Meriç Nehri’ni geçerek Yunanistan’a gelmeye çalışmış. Fakat nehre doğru giderken bir grup insan tarafından yolları kesilip dövülmüşler. O sırada üç aylık hamile olan eşi düşük yapmış. Kim olduğunu bilmedikleri insanlar bütün paralarını çalıp ailenin aldığı botu da götürmüş. Bunları bana anlatan adamın bedeninde, evinin hedef olduğu hava bombardımanında patlayan bombanın parçaları duruyordu, bu nedenle kısmen engelliydi. Sürekli, ailesiyle birlikte onurlu bir  hayat yaşamak istediğini söyleyip duruyordu; ailesine insan gibi davranılmasını istiyordu.”

BEKLEMEK RUH SAĞLIĞINI DAHA DA BOZUYOR

İşkence mağdurlarına destek projesinde, Atina’da çalışan Psikolog Katerina Karasavva’nın tanıklığı mültecilerin ruh dünyasındaki tahribatı gözler önüne seriyor: “Adalarda çalışan bir kuruluşun bize yönlendirdiği Filistinli bir adam var. Üç çocuğu olan bu adam bir buçuk yıldır Atina’da. durumu bir tıp doktoru, bir fizyoterapist, bir sosyal çalışmacı ve bir psikolog tarafından takip ediliyor. Son derece hassas vaziyette; hem ruhunda hem bedeninde, hapsedildiği dönemden kalan, işkence nedeniyle oluşmuş pek çok yarası var. Bu uzun bekleyiş hem kendisinin hem de ailesinin ruh sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkiler yarattı. Adam bu acılı duruma dayanabilmek için ruh sağlığı bakımından tüm kaynağını, tüm gücünü tüketti. Burada kalmak zorunda oldukları her gün, Almanya’ya asla gidemeyecekleri fikrine daha da çok kapılıyor ve umudunu kaybediyor. Böyle şeyleri hiç yaşamamış bizim gibi insanların tam olarak anlayamayacağı bir şey bu. Söz ettiğim adamın durumundaki insanlar arada kaldılar, burada aslında yaşamıyorlar, sadece bekliyorlar; hareket edebilmeyi, akrabalarına kavuşabilmeyi bekliyorlar.”

GÖREVLİ EBENİN TANIKLIĞI

Moria Kampının yanındaki MSF kliniğinde görevli Ebe Laurence Tronche Peltier’in tanıklığı ise şu sözlerde karşılık buluyor:

“Ebe olarak görevimde, Türkiye’den Yunanistan’a geçerken cinsel şiddete maruz bırakılmış kadınlarla tanıştım. Geri gönderilme ihtimalleri karşısında dehşete düşüyorlar. Onlardan  biri 7 haftalık hamileydi; Türkiye’deyken tecavüze uğradığını anlattı. Dört çocuğuyla beraber Midilli’ye geçmesine yardımcı olmaları için para ödediği iki kaçakçı ona tecavüz etmişti. Vücudunun her tarafı çürük içindeydi. ‘Neyse ki bu olay olduğu sırada çocuklarım yan odada uyuyordu. Tek istediğim bundan olabildiğince çabuk kurtulmak’ diyerek gebeliği sonlandırmamı istedi benden. Yasal süre içinde bunu yaptıramamaktan korkuyordu. Türkiye’deyken çeşitli otları kullanarak gebeliği sona erdirmeye çalışmış, ama başaramamıştı. Benim için onu bu halde görmek çok acı; bu kadın dört tane çocuğuna tek başına bakmak zorunda, çocuklar da çok büyük stres altında, hiperaktif haldeler ve bütün gün birbirileriyle kavga ediyorlar, hatta çocuklardan biri bu sırada yaralanmış. Kadın bu şartlar altında, bir de tecavüz sonucu oluşan bir hamileliği sürdürmeyi nasıl düşünebilir ki?”

GÖKTEN BOMBALAR YAĞMIYOR AMA...

Moria Kampının yanındaki MSF kliniğinde çalışan Doktor Kamilla Josefsdottir’in tanıklığı da en az diğerleri kadar dramatik: “Gittiği okulun önünde babasının bombalı bir saldırı sonucu ölümüne tanık olan 7 yaşında bir kız çocuğunu tedavi ettim. Kız başından ciddi bir yara almış, patlama yüzünden kolunda da büyük hasar oluşmuş. Çocuk iletişim kurmakta, acısını paylaşmakta çok zorluk çekiyordu. Belki onun için Moria’da yaşamak daha önce bulunduğu yerde kalmaktan daha iyidir; ne de olsa burada gökten bomba yağmıyor! Fakat şunu sormadan edemiyorum; Bu çocuk daha ne kadar bu kamp ortamında yaşayacak, buna ne kadar dayanacak?”(İzmir/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 23 Mart 2018 04:18
www.evrensel.net