Bir peri masalıydı 2017, büyüme ve küresel iyilik anlatan

Bir peri masalıydı 2017, büyüme ve küresel iyilik anlatan

"‘2017’nin nesi iyi’ dememek elde değil. İktidar sözcülerinin cevabı hazır: 'Rekor büyüme var bu işler de düzelecek inşallah!' Acaba öyle mi?"

Bülent FALAKAOĞLU

2017 yılını ekonomi açısından değerlendirenlerin birçok piyasacı ekonomistin genel kanısı şöyle özetlenebilir: Dünyada ve Türkiye’de pozitif bir yılı geride bırakıyoruz. 

Küresel büyümenin yüzde 3.5 ile 2010’den beri en yükseğe çıkması...

Piyasalarda büyük dalgalanmaların yaşanmaması... 

Benzeri sebepler ‘Dünya ekonomi gayet iyiydi’ dedirtiyor. 

Yılı yüzde 7 civarında bir büyüme ile kapatacak Türkiye ekonomisi için de piyasacıların, ‘İyi bir yıldı’ değerlendirmesi yapması son derece anlaşılır.

Piyasadan başka bir noktadan bakınca ise işler farklılaşıyor. 

İşsizliğin çift haneye yapışması...

Enflasyonun yüzde 13’e dayanması...

Gıda başta olmak üzere temel tüketimlerinde fiyat artışlarının genel enflasyon oranında üzerinde olması nedeniyle emekçilerin yoksullaşması...

Hane halkı borçluluğunun artması... 

Benzeri sonuçlara bakınca ‘2017’nin nesi iyi’ dememek elde değil. 

İktidar sözcülerinin cevabı hazır: “Rekor büyüme var bu işler de düzelecek inşallah!” 

Acaba öyle mi?

HİSSEDİLMEYEN REKOR BÜYÜME! 

Yüzde 7’lik büyüme, Çin’i, Hindistan gibi ekonomik  büyümeleriyle öne çıkan ülkeleri bile geride bırakan bir tempo! 

Şirketlere devlet garantili 200 milyar lira kredi dağıtılması... 

Şirketlerin vergi ve prim ödemelerinin ertelenmesi...

KDV ve ÖTV’deki vergi indirimleriyle sağlanan bir büyüme. 

Lakin faturası ağır. 

Enflasyon azdı! Büyümeye katkı sağlayan tüketim, öte yandan da enflasyonu artırdı. Enflasyonun yüzde 13’e dayanmasında etkili oldu. 

Borçlanma arttı. Hane halkı borçlanması hız kesmeden devam etti. ‘Piyasa canlandı, tüketim arttı’ denen şey gelirle değil borçla sağlanan bir gelişme oldu. 

Bütçe açığı büyüdü. Hükümetin büyümeye ve tüketime gaz vermesinin bir diğer yan etkisi de bütçe açığı oldu. 

Cari açık arttı: İçeride talebin kabına sığmayarak genişlemesi (tüketim artışı yüzde 12) enerji ve ham maddeyi üretemeyen Türkiye’ye çok pahalıya mal oldu. Dış ticaret açığı hızla büyüdü. Peşinden de cari açığı sürükledi.

Faizler coştu. Hükümetin bankaların verdiği krediye garanti fonu ile kefil olması ve bankaları kredi vermeye itmesi banka kasalarını boşalttı. Mevduat arayışına giren bankalar faizi yükseltti. 

Sıcak para bağımlılığı arttı. 

Üstelik işsizlik azalmadı.  2016 yılında 10.9 seviyesinde gerçekleşen işsizlik oranı şu an 10.6 düzeyinde. Değişen bir şey yok. Yaratılan küçük istihdamda, primini devletin üstlendiği çırak, stajyer ve kursiyerlerle kağıt üstünde sağlanan suni ve geçici!  

HER ŞEY YOLUNDA GİTSE DAHİ... 

Faturasını görmezden gelsek ve ‘başarılı’ desek dahi söz konusu büyüme sürdürülebilir değil.

Piyasaya 140 milyar lira verilecek olmasına rağmen (Garanti Fonu’nda  bu yıldan 50 milyar kaldı. 70 milyar da seneye kullandırılacak rakam var. Toplamı 140 milyar).

Geçen yıldan 60 milyar lira daha az. Dolayısıyla büyümeye etkisi düşecek.

Şirketler bu yıl ötelenen vergilerini, primlerini ödemeye başladı. Şirketler bu nedenle yatırımları biraz azaltacak.

Vatandaşlar vergi indirimlerini fırsata çevirdi, borçla da olsa tüketti. Otomobil, mobilya, beyaz eşya satışlarını coşturdu. Vatandaşların tüketimi aynen sürdürmesi, gelirlerin enflasyon karşısında eridiği bir dönemde mümkün değil.

Büyümeye yüklenmek bugünkü ortamda enflasyon ateşine benzin dökmek anlamına geleceği gibi... İthalatı artırmadan da mümkün olamayacak bir durum. Bu da cari açığın artması demek.  

Türkiye’nin ekonomisinin büyüme temposunun yüzde 4-4.5 düzeyine çekileceği söylenebilir. 

Bu noktada soru şu: Yüzde 4 düzeyinde bir büyüme temposu Türkiye’nin kronik sosyal sorunlarına ilaç olabilir mi?

Bugünkü şartlarda, bugünkü ucuz emeğe dayalı, az çalışan çok iş üzerine kurulu sistemde asla yeterli değil!

Türkiye’de her yıl 1 milyon kişi 15 yaşını geçip çalışabilir nüfusa dahil oluyor. Böylesi bir artış varken, yüzde 4’lük büyüme işsizliği azaltmaz ancak stabil tutabilir. 

Özellikle gençler arasında işsizlik son bir yılda çok yüksek düzeylere ulaştı. Genç işsizlik oranı ekonomi büyüme rekoruna, verilen onca teşvike rağmen arttı. 

Yüzde 4 civarı büyüme gençlerin hoşnutsuzluğunu da büyütür! Üstelik emekçilerin yükünü de ağırlaştırır. Çünkü ‘rekor’ büyümeye rağmen işçi ve memurların milli gelirden aldıkları pay yüzde 35’ten yüzde 30’a düştü. 

Yüzde 4’ün ilaç olması mümkün değil! 2017 büyümesi emekçilerin nasiplenemediği, hatta bedeller ödediği bir peri masalıydı!

DÜNYA EKONOMİSİ NE DİYOR?

‘Her şey yolunda giderse’ yüzde 4 ya da 4.5’luk büyüme dedik...

İçeriyi geçtik dünya ekonomisi açısından her şey yolunda mı?

Yeni yılın dış etkenler açısından, Türkiye için, 2017 kadar ‘iyi’ olması zor! 

2016-2017’de Türkiye gibi piyasalara para akmaya devam etti. 2018’de tersi olabilir. 

Amerikan Merkez Bankası Fed başta olmak üzere, birçok gelişmiş ülke merkez bankasından faiz artış kararı art arda gelebilir. Ekonomik canlanmayı enflasyondaki canlanma izleyebilir. 

Enflasyon canlanırsa tahvil piyasaları sallanabilir. Bu durum borç krizini tetikleyebilir.

IMF’nin tahminine göre...

Fed faiz artırmaya ve bilanço küçültmeye devam edecek ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımları yüzde 15 düzeyinde azalacak. Dolayısıyla  2018’de rüzgarlar ters yönde esebilir.

Üstelik dünyayı dolaşan hisse senetlerinin aşırı değerli olduğunu, balon oluştuğunu düşünenlerin sayısı da artıyor. 

Küresel kapitalist ekonominin her 10 yılda bir aşağı yukarı büyük çalkantı yaşandığı ve son krizin üzerinden 10 yıl geçtiği düşünülürse...

Neyse, yeni yılda kötüyü çağırmayalım!

www.evrensel.net