‘Şark’ cephesinde yeni bir şey yok!

‘Şark’ cephesinde yeni bir şey yok!

"2018’e girerken Suriye-Rojava’da Kürtler, ülkenin geleceğinin belirlenmesi bakımından kimsenin gözardı edemeyeceği bir konuma gelmiştir."

Yusuf KARATAŞ

2017, iktidarın Kürt sorunu ve onunla iç içe geçmiş bulunan Suriye-Rojava’ya müdahale politikası bakımından ‘Yeni bir şey yok’ denebilecek bir yıl olarak geçti.Bir yandan Kürt hareketine yönelik baskı ve tasfiye politikaları, öte yandan dışarıda müdahale girişimleri kesintisiz devam ettirildi. Belki ‘yeni’ olarak söylenebilecek şey, iktidarın bu saldırı politikalarında atabileceği adımların ve manevra alanının giderek daralmış olmasıdır.

Bilindiği gibi AKP-Erdoğan’ın tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ‘savaş ve kaos planı’ devreye sokulmuş; barış ve demokrasi güçlerine yönelik bombalı saldırılar ve Kürt sorunundaki çatışmasızlığın sona erdirilmesi bu plan kapsamında devreye sokulmuştu. Kürt kentlerine taşınan bu çatışmalar nedeniyle Sur, Cizre, Nusaybin, Yüksekova gibi birçok kent yıkıma uğramış; binlerce kişinin yaşamını yitirdiği bu çatışmalar nedeniyle yüz binlerce insan göç etmek zorunda kalmıştı. Suriye’nin yerle bir olmuş kentlerini hatırlatan bu yıkım tablosu, Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünün hayati bir önem taşıdığını acı bir şekilde gösterdiği halde yaşananlar iktidar tarafından Kürt siyasetine yönelik tasfiye ve saldırı politikalarının dayanağı yapılmıştı. 

Ardından 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi gelmiş; Erdoğan iktidarı “darbecilerle mücadele” adına ilan ettiği OHAL’i Kürt hareketi ve demokrasi güçlerine yönelik saldırganlığı yeni bir boyuta taşımanın fırsatı olarak kullanmıştı. Aralarında HDP Eş Başkanları, milletvekilleri, belediye başkanlarının olduğu iki bine yakın siyasetçinin tutuklanması yetmemiş; darbe dönemlerinden bildiğimiz kayyım uygulaması devreye sokularak DBP’li 83 belediyede belediye başkanları görevden alınarak yerlerine kayyım atanmıştı. 

İçerideki bu saldırı politikalarına Suriye-Rojava’da Kürt kantonlarının (Kobanê ve Afrin) birleştirilmesinin engellenmesi amacıyla yapılan ‘Fırat Kalkanı operasyonu’ eşlik etmişti.

İşte 2017 için ‘Yeni bir şey yok’ dememizin nedeni bu saldırı ve müdahale politikalarının uygulanmasında 2016 ve 2017 arasındaki sürekliliktir. Gerek Kürt hareketi ve demokrasi güçlerine yönelik tutuklamalar ve gerekse belediyelere kayyım atanması 2017’de de kesintisiz devam etti. HDP Eş Başkanı Demirtaş gibi isimler tutukluluklarının üzerinden bir yıl geçtiği halde mahkemeye dahi çıkarılmayarak adeta rehin politikası uygulandı/uygulanıyor. Yine Kürt sorununun çözümünde en önemli aktörlerden biri olduğu herkes tarafından kabul edilen Öcalan üzerindeki tecrit devam ediyor. 

ABD’nin Suriye’de Kürtlerle iş birliğini geliştirmesi karşısında Rusya’ya yanaşmak dışında bir seçeneği kalmayan Erdoğan iktidarı, bugünlerde ‘Fırat Kalkanı’nın devamı olarak Kürt kantonlarından Afrin’e operasyonu zorlamaya çalışıyor. Fakat ABD ve Rusya arasındaki çelişkileri kullanarak manevra yapma alanı giderek azaldığı için böylesi bir operasyona girişmenin -ki böylesi bir girişim sadece Kürtlerle değil, ABD ile de savaş yönünde atılmış bir adım olacaktır- öncekilerle karşılaştırılamayacak sonuçları olacağını söylemek kehanet olmayacaktır. 

Türkiye’deki iktidarın Kürtlerin herhangi bir parçadaki kazanımlarını kendi politikaları bakımından bir tehdit olarak gördüğü bir sır değil. Ve hatta 2017 Erdoğan iktidarının birlikte hareket edebildiği-ve zaman zaman diğer Kürt hareketlerine karşı kullanabildiği-Barzani yönetimini de kaybettiği bir yıl oldu. Kürdistan Federe Yönetiminin ‘bağımsızlık referandumu’ karşısında İran ve Irak yönetimiyle yapılan iş birliği Türkiye’nin bütün Kürtleri kaybetmesinin önünü açtı. 

Ancak bugün iktidarın Afrin’e operasyonu zorlamasında iç politikadaki sıkışmışlığının da önemli bir rol oynadığını belirtmek gerekiyor. Zarrab davası, Man Adası yolsuzlukları, artan işsizlik, enflasyonun son 14 yıllık rekorunu kırması karşısında iktidar, Afrin operasyonunu vatan-millet meselesi yaparak kendini kurtarmayı ve hatta olası erken seçim ya da 2019 seçimlerine böylesi bir rüzgârla gitmenin hesabını yapıyor.

Erdoğan’ın MHP Lideri Bahçeli ile kader ortaklığı yapmış olması, 2018’deki yönelimleri bakımından da yeterince fikir vericidir. Yıl sonunda yürürlüğe sokulan 696 sayılı KHK ile siyasi tutuklulara tek tip kıyafetin dayatılması ve yine “terörle mücadele” adına sokağa çıkan/çıkacak sivillere ceza muafiyetinin getirilmesi, iktidarın bütün hesaplarını çatışma ve gerilimin derinleştirilmesi üzerine yaptığını gösteriyor.

Ancak 2018’e girerken iktidarın hem ‘ev’deki ve hem de dışarıdaki hesaplarının şaşabileceğine dair veriler giderek birikiyor.  2017’nin en önemli siyasi hesaplaşması olan 16 Nisan ‘başkanlık referandumu’nda bunca yıkım, baskı ve OHAL’e karşın Kürt kentlerinde halkın ‘hayır’ diyerek demokratik direnişini ortaya koyması ve yine en önemli sanayi kentlerinde de kaybeden iktidarın giderek artan ekonomik ve siyasi sıkışmışlığı hesaba katıldığında işinin kolay olmadığı açıktır. 2018’e girerken Suriye-Rojava’da Kürtler, ülkenin geleceğinin belirlenmesi bakımından kimsenin göz adı edemeyeceği bir konuma gelmiştir ve Türkiye’nin herhangi bir müdahalesinin bu durumu değiştirmesi olanaklı görünmemektedir.

Son söz olarak söyleyelim: Elbette yıkım siyasetini uygulayanların kendi siyasetlerinin enkazı altında kalması emarelerinin birikmesi tek başına bir şey ifade etmemektedir. Çünkü mesele bu yıkım siyasetinin hedefi olan Kürtlerin, demokrasi güçlerinin, her milliyetten işçi-emekçilerin bu enkazı kaldırmak üzere güçlerini birleştirip harekete geçmelerinde düğümlenmektedir.

www.evrensel.net