Asgari ücret toplantısı: İstersek yapabiliriz, birlik olalım

DİSK Gıda-İş İstanbul Esenyurt’ta farklı iş kollarından işçilerin katılımıyla asgari ücret toplantısı düzenledi.

Vedat YALVAÇ
İstanbul

DİSK’e bağlı Gıda-İş Sendikası İstanbul Esenyurt’ta işçilerle asgari ücrete ilişkin panel düzenledi. Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümünden Dr. Selin Pelek’in konuşmacı olarak katıldığı panele metal, gıda, tekstil ve cam başta olmak üzere farklı sektörlerden işçilerin yanı sıra yaklaşık 5 aydır direnişte olan Akkim işçileri de katıldı. Dr. Selin Pelek, asgari ücretin düşük belirlenmesinde devlet ve sermayenin ortaklığına dikkat çekerken, sendikacılar da birlikte mücadelenin önemine vurgu yaptı. Panelde söz alan işçiler, sendikaların büyük kısmının işçileri yalnız bıraktığını belirterek “Eğer yapmak istersek her şeyin üstesinden geliriz. Yeter ki birlik beraberlik olsun” dedi.

DEVLET VE SERMAYE ORTAK DAVRANIYOR

Asgari ücretin bir referans ücret olduğunu hatırlatan Dr. Selin Pelek, şunları söyledi: “Türkiye gibi sendikalılığın düşük olduğu, toplusözleşmelerin herkesi kapsamadığı ülkelerde asgari ücret yalnızca asgari ücretliyi ilgilendirmiyor. Herkesi ilgilendiren toplusözleşme görevi görüyor. Örneğin kayıt dışı çalışanları ilgilendiriyor. Asgari ücret 1404 lira olduğunda muhtemelen kayıt dışı sektörde çalışan işçiler de patronlarına gidip ‘Ya asgari ücret bu kadar oldu, ben de maaşıma bu kadar zam istiyorum’ diyor. İkincisi asgari ücretin üzerinde maaş alanları da ilgilendiriyor. Örneğin metaldeki toplusözleşme sürecinde... Asgari ücrete iyi bir zam yapıldığı zaman diğer toplusözleşmelerde işçilerin daha fazla pay istemesini sağlıyor.”

Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısını ve ücretin belirlenme şeklini de eleştiren Pelek, devlet ile sermayenin iş birliğine dikkat çekerek, “2000 yılından itibaren yalnızca iki tutanakta işveren kesimi şerh koymuş, geri kalan tüm asgari ücret raporlarında işçi kesiminin muhalefeti var, işveren ile devlet ortak karar almışlar” dedi.  2016 yılında asgari ücret 1000 liradan 1300 liraya çıkarılırken, TUİK’in verdiği rakamın 1600 lira olduğunu anımsatan Pelek, “Demek ki insanlar borçlu yaşıyor. Ya kredi kartlarına yükleniyorlar ya da ailelerinden destek alıyorlar. Yoksa bu ücretle 4 kişilik bir ailenin geçinmesi mümkün değil” diye konuştu.

ASGARİ ÜCRET MÜCADELESİ YÜKSELTİLMELİ

İşçilerin ve sendikalarının bir şekilde komisyona sesini duyurması gerektiğini belirten Pelek, şöyle devam etti: “Eğer yüzde 11 büyüme rakamı açıklanıyorsa işçiye de bu büyümeden payı verilmeli. Çünkü bu zenginliği sizler yaratıyorsunuz, her gün çalışarak. Madem bu zenginliği, büyümeyi yaratan sizlersiniz. Bu komisyona sesinizi ulaştırmanın yollarını bulmanız gerekiyor.” İşçinin kendi hakkı olan ücretten fedakarlık yapmak zorunda olmadığını söylemesi gerektiğini ifade eden Pelek, “Bu da daha güçlü bir asgari ücret mücadelesinden geçiyor” dedi.

PATRONA AF, İŞÇİYE İCRA

Söz alan işçiler de başta Türk-İş olmak üzere sendikaların mücadele konusundaki tutumunu eleştirdi. Türk-İş’in şerh koymak dışında nasıl bir tutum alacağını soran bir işçi, “OHAL nedeniyle grevler sıkıntıda. Çoğunluk da onda. Bu mücadelenin başını onun çekmesi gerekiyor” diye konuştu. Bazı işçiler de Türk-İş üyesi işçileri Türk-İş’i tabandan zorlamaya çağırdı.

Bir başka işçi ise asgari ücretten vergi kesilmesine tepki gösterdi: “Geçtiğimiz günlerde iki patronun milyar dolarları bulan vergi borçları silindi. Bu, yüz binlerce işçinin daha yüksek asgari ücret almasına olanak sağlayabilecek bir rakam. Bizim üç kuruş vergi borcumuz olsa ne oluyor? Hemen evimize haciz geliyor, elektriği kesiyorlar.”

İşçi sendikalarının mücadele etmediğini, işçileri yalnız bıraktığını belirten bir başka işçi “Eskiden bir mücadele vardı. Baktığın zaman böyle bir boşluk var. İşçi sendikaları yok, her tarafa patron sendikaları doldu” dedi. “Biz olmazsak ne sendika olur ne patron” diyen bir işçi de “Ama biz de şu var, yapmak istemiyoruz. Yapmak istediğimiz zaman her şeyin üstesinden geliriz. Yeter ki birlik beraberlik olsun” çağrısında bulundu.

SENDİKALI SENDİKASIZ, ŞU SENDİKA BU SENDİKA DEMEDEN...

DİSK Gıda-İş Genel Sekreteri Levent Gökçek, sermayeye karşı kazanmak için işçilerin birlik olması gerektiğini belirterek, eğer birlik olmazlarsa sermayenin ve hükümetin işçilerin haklarını nasıl gasbettiğini şu örneklerle açıkladı: “300 liralık zam yapıldığında Asgari Geçim İndirimi dediğimiz şey asgari ücretin içerisine eklendi. Yine o zam yapıldığında patronlara her işçi başına 100 lira teşvikler verildi. Bu teşviki hazineden, işsizlik fonundan verildi. Yani biz işçi emekçilerin cebinden verildi. Yine o döneme kadar asgari ücret 6 ayda bir belirlenirdi, o dönem yılda bir belirlenmeye başlandı. O dönem biz sendika olarak örgütlenme faaliyetlerimiz sırasında şunları gördük. CP Piliç’te çalışan arkadaşlarımızın 4 ikramiyesi vardı. O asgari ücret zammından sonra patron şunu dedi işçilere; asgari ücrete çok yüksek zam geldi, ben sizin 4 ikramiyenizi ortadan kaldırıyorum. Yine Silivri’de bir çikolata fabrikasında patronla iş birliği tutan bir sendika toplusözleşmeyi yüzde sıfır ile bağıtlarken, işçilere ‘Zaten devletimiz asgari ücrete yüksek bir zam yaptı, bizim sizin için zam almamıza gerek yok’ diyebildi.”

DİSK Gıda-İş Marmara Bölge Temsilcisi İbrahim Kızılyer de sendikaları mücadeleye çekmek için işçilere de görev düştüğünü söyledi. “İşçi kendi sendikasının yakasından tutacak ve bir yere götürmek için mücadele edecek. Mevcut sendikaları da sıkıştıracak arkadaşlarla aşağıda beraber olmamız, sendikasız işyerlerini birleştirmemiz gerekiyor” diyen Kızılyer, işçilere “Şu sendika bu sendika demeden mücadele etmek isteyen arkadaşları bir araya getirelim” diye seslendi.

YILDA BİR AY DEĞİL HER GÜN GÜNDEMİMİZDE OLMALI

Türk-İş’e bağlı Haber-İş Sendikasının Eski Genel Sekreteri Levent Dokuyucu, Türk-İş’in yanı sıra DİSK, Hak-İş ve kamuda örgütlü konfederasyonların Asgari Ücret Tespit Komisyonunda olmamasını eleştirdi. “Hükümetin arka bahçesi haline getirdiği bir sendika ve işveren örgütleriyle ortaya çıkardığı bir şey asla kabul edilemez” diyen Dokuyucu, asıl olarak asgari ücretin belirlenmesinin, birilerinin oturup da karar verdiği daha sonra işçilerin ‘ah vah’ dediği bir süreçten çıkarılması gerektiğini söyledi. Dokuyucu, şöyle dedi: “Asgari ücret 6 buçuk milyon insanın toplusözleşmesi ise 6 buçuk milyon insanı temsil edebilecek kesimlerin bir araya gelip bir mücadele etmesi gerekiyor. Yılın her günü biz asgari ücreti tartışmak, mücadelesini vermek zorundayız. Ne yapıyoruz? Bir aylık süre içerisinde asgari ücreti tartışıyoruz. Adamlar belirliyor, biz memnun değiliz çekip gidiyoruz. Bunun böyle olmaması lazım. Hem sendikaları zorlayan, hem işyerlerinde örgütlenmeyi zorlayan, hem de bu işin mücadelesini veren insanlarla birleşen bir politika yürütmemiz gerekiyor.”

www.evrensel.net