Birleşmiş Milletlerin Kudüs kararı ne anlama geliyor?

Birleşmiş Milletlerin Kudüs kararı ne anlama geliyor?

Yrd. Doç. Dr. Yaşlı BM kararını Evrensel’e yorumladı: Bağlayıcılığı yok ama atacağı adımlar konusunda ABD’yi temkinli olmaya davet anlamına geliyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Kudüs sorununun İsrail ile Filistinliler arasındaki müzakerelerle çözülmesini öngören ve kentin statüsüyle ilgili diğer kararları geçersiz kabul eden tasarıyı ABD’nin tehditlerine rağmen onayladı. Peki bu karar ne anlama geliyor? 

Kararı Evrensel'e değerlendiren Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı, kararın bağlayıcığılı bulunmadığı hatırlatarak, “Ama atacağı adımlar konusunda ABD’yi daha temkinli olmaya bir davet anlamına geliyor ve ABD karar alma mekanizmaları ve düşünce kuruluşları, strateji ve taktik belirlemede bu durumu da göz önüne alacaklardır” dedi. 

Yaşlı, sorularımızı yanıtladı. 

BM KARARI NE ANLAMA GELİYOR?

Birleşmiş Milletler Genel Oturumu’nda alınan Kudüs kararının siyasi anlamı nedir?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan kararların doğrudan bir siyasi bağlayıcılığı bulunmuyor, çünkü bu kararların neticesinde muhatap ülkelere herhangi bir yaptırım uygulanmıyor. Yine de bu, alınan kararın hiçbir etkisinin olmayacağı anlamına gelmez. Trump’ın geçtiğimiz günlerde açıkladığı Ulusal Güvenlik Belgesi’ni de hatırlayarak söyleyecek olursak, önümüzdeki süreçte ABD küresel hegemonyasını giderek artan oranda “rıza”dan çok “zor”a dayandıracak ve daha tek taraflı politikalar izleyecek gibi görünüyor. Alınan bu karar, bu yönelimi belki doğrudan durdurma gücüne sahip değil ama atacağı adımlar konusunda ABD’yi daha temkinli olmaya bir davet anlamına geliyor ve ABD karar alma mekanizmaları ve düşünce kuruluşları, strateji ve taktik belirlemede bu durumu da göz önüne alacaklardır kanaatimce. 

ABD-İSRAİL PLANINI ETKİLER Mİ?

Bu karar ABD’nin ve İsrail’in Filistin konusundaki politikalarını engelleyebilir mi? 

Bugün BM’de ABD’nin Kudüs kararına karşı çıkan ülkelerin çoğu, buna Batılılar, petrol şeyhlikleri ve AKP iktidarı da dahil, ABD’nin müttefiki konumundalar ve bağımlılık dereceleri farklı olmak üzere emperyalist hiyerarşi içerisinde yer alan ülkeler. Öte yandan artık bilinen bir gerçek ki ABD’nin küresel egemenliği bir düşüş trendi gösteriyor ve özellikle Rusya ile Çin ciddi birer rakip olarak küresel egemenlik mücadelesinde boy gösteriyor. Ortadoğu bağlamında özellikle Rusya’nın Suriye siyaseti üzerinden bölgedeki etkisini nasıl artırdığına hep beraber şahitlik ettik şu son üç beş yılda. Dolayısıyla ABD ve İsrail’in Filistin konusundaki tutumunu hem emperyalist hiyerarşi içerisindeki konumlanmalar ve ilişkiler hem de küresel egemenlik mücadelesinin nasıl şekilleneceği belirleyecek. 

Dolayısıyla Filistin meselesi de bu ilişki ve savaşların gözlemlendiği bir “oyun alanı” olmaya devam edecek. 

HÜKÜMETİN TUTUMU NE ANLAMA GELİYOR?

AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Kudüs ve Filistin devletinin siyasi statüsü konusundaki söylemi öne çıkıyor. Bu söylemin yaptırım gücü nedir?

Kudüs meselesi iktidar için adeta bir can simidi oldu. Tam da dışarıda giderek daha izole bir görüntü verilmeye başlanmışken ve içeride tabanı tahkim edecek yeni bir hikâye bulunamıyorken, dışarıda Sarraf davası ve içeride ekonomideki kötü gidiş ciddi bir sıkışma yaratmışken, Trump’ın açıklaması adeta Hızır misali imdada yetişti. İktidar böylece hem Filistin diplomasisi üzerinden kendine uluslararası arenada kısmi de olsa bir alan açma hem de Suriye yenilgisi neticesinde zayıflayan İslami söylemini yeniden tahkim etme fırsatı buldu. Bunun içeriye yansıtılması ise BM oylamasından da yola çıkılarak “küresel lider Erdoğan” söyleminin öne çıkarılması olarak gerçekleşti. Tüm bunlar Kudüs ve Filistin’in bir manivela olarak kullanıldığını gösteriyor. İktidar da Filistin’e dair söylediklerinin somut bir karşılığı olmadığını biliyor ve zaten tek bir somut adım da atmıyor, “elçiliğimizi Doğu Kudüs’e taşıyacağız” iddiası da hayata geçirilebilir bir iddia değil ve bir algı yönetiminden ibaret. 

FİLİSTİN SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR?

Hem Filistin-İsrail sorununun, Filistin ve bölge halklarının lehine çözümü için hem de bu çözümü erteleyen ve ABD-İsrail-Suudi Arabistan politikaları olarak öne çıkan sürece müdahale etmek için devletlerin ve uluslararası kurumların söylemlerin ötesinde yapabilecekleri nelerdir? 

Filistin meselesinin emperyalist sistemin temel yönelimleri değişmeden, daha doğrusu emperyalist sistem zayıflatılmadan/yok edilmeden adilane bir çözüme kavuşma olasılığı zor görünüyor. Bu ise meselenin emperyalizmin Ortadoğu politikaları bağlamına yerleştirilmeden anlaşılmasını ve adilane bir şekilde çözülme ihtimalini ortadan kaldırıyor. 

Bize düşen bir yandan Filistin’le dayanışmayı büyütürken, öte yandan meselenin bir din çatışması olarak sunulmasına itiraz etmek, yani Siyonizm’e karşı çıkarken anti-semitizm tuzağına düşmemek ve siyasal İslam’ın ve Siyonistlerin değirmenine su taşımamak. 

Bununla birlikte, eşitlikçi ve adilane bir çözüm adına Filistin direnişiyle anti-emperyalist mücadeleyi ilişkilendirmek ve biri olmadan diğerinin olmayacağını anlatmak öncelikli görev olarak karşımızda duruyor. (İstanbul/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 22 Aralık 2017 14:51
www.evrensel.net
ETİKETLER BMKudüsİsrail