Teodorakis’le yeni bir film ve hayatı üzerine... 

Teodorakis’le yeni bir film ve hayatı üzerine... 

Junge Welt gazetesinden Hansgeorg Hermann, Mikis Teodorakis ile hayatının 30 yılının aktarıldığı 'Dance, Fight, Love, Die' belgesel filmini konuştu.

Rejisör Asteris Koutoulas, Mikis Teodorakis’i 1987- 2017 yılları arasında dört kıta ve 100 çekim yerinde izleyerek 600 dakikalık bir kaba materyal topladı. Bu materyalleri 89 dakikalık  şiirsel bir yolculuk filmine çevirdi. Filmde, hem bugün hem de geçmiş, müzik eşliğinde canlandırıldı. Çok sayıda genç sanatçının Teodorakis’in şarkılarını, orijinal, cazz ve hip hop tarzında söylediği film, sanatçının espritüelliğinin, kendiyle alay edebilmesinin ve yaşadıklarına eleştirel bir bakışın da belgeseli oldu. Kutoulas böyle bir filme ancak Dans-Mücadele-Aşk ve Ölüm adı verilebileceğini söylüyor. Ekim sonunda dünya prömiyeri yapılan film, kısa süre içinde sinemalarda da gösterilecek. Filme, Hof Film Günleri’nde en iyi/değerli belgesel film ödülü verilecek. Junge Welt gazetesinden Hansgeorg Hermann, Mikis Teodorakis ile film üzerine konuştu. 

Asteris Koutoulas’ın Dance, Fight, Love, Die/ Dans, Mücadele, Aşk, Ölüm belgesel filmi hayatınızın 30 yılının bir dost tarafından anlatıldığı sinema ürünü. Filmde kendinizi buldunuz mu? Yoksa önemli bir şeyler eksik miydi?

Kendimden bazı bölümleri buldum. Özellikle de müzik alanında. Film hareket zenginliği açısından başlı başına büyük bir iş. İş arkadaşlarım, dostlarım ve diğer insanlarla ilişkilerime dair birçok şey buldum. Benim bu ilişkilerim yumuşak, dostça ve basit şekilde yansıtılıyor. Ancak filmde başka bir Mikis daha var; fanatizm, nefret, gazap, hayal kırıklığı ve büyük öfkenin egemen olduğu bir toplumda esas karakterimi ve doğal davranışımı değiştiren yurtsever, mücadeleci Mikis. Böyle dönemlerde vahşileştim ve muhakkak adaletsiz de oldum. Çünkü fanatizm kişinin kendi sınırlarını, kendi varlığını aşacak işler yapmasına da yol açar. İnsan başkalaşır. 

Rejisör, filminin müzik ruhundan ortaya çıktığını söylüyor. Bu ruh, yaşamınız boyunca nasıl bir rol oynadı?

1940’da toplumsal angajman ve müzik sanatı arasında hareket ediyordum. Sonunda müziğin daha fazla zevk verdiğini gördüm. Felsefi olarak değerlendirirsem, bu dünyada egemen olan  bir yanda armoni diğer yanda kaosun olduğu çelişkilere baktığımda müziğin armoni ile özdeşleştiğini düşünüyorum. Ve hayatın bana güldüğünü, şanslı olduğumu kabul ediyorum. 

Besteci ve şarkıcı olarak kaos ve uyumsuzluğun egemen olduğu bir yüzyılda yaşam boyu armoni aradınız. Özel yaşamınızda bu armoniyi buldunuz mu?

Çoğunlukla evet. 

‘KAPİTALİST SİSTEM UÇURUMA SÜRÜKLEDİ’

Müzik sadece çalmak veya sessizce dinlemek değil. Aynı zamanda sanatçı ile seyirci arasında sevgiye dayanan bir ilişki de. MP3 ve internet bu ilişkiyi nasıl değiştirdi?

Normal olarak biri diğerini engellememeliydi. Kişisel kazancın esas alındığı kapitalist sistem ise insanlığı tehlikeli bir uçuruma sürükledi. Bu felaketin nedenlerinden biri sistemin insani ilişkileri tarumar etmesi oldu. Bunlar arasında canlı müziğin yaratıcı ilişkisi yok edilmesi de var. Bunlar, sizin de isabetli tarif ettiğiniz gibi saf erotik ilişkiler. 

Doğu Almanya Cumhuriyeti’nde tanıştığınız, savaştan sonra Atina’dan kaçan politik bir sürgünün oğlu olan Rejisör Asteris Koutoulas’la ile ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?

Tamamıyla ailevi bir ilişki. 

Politikacı, direnişçi, yurttaş Teodorakis üzerine bir film çekilmesini ister miydiniz?*

Böyle bir filmin çekilmesini kendim için değil hâlâ uluslararası arenada dikkate alınmayan ülkem için isterdim. Ayrıcalıklı halkların yaşam, kazanım ve mücadeleleri üzerine ne kadar çok film çekildi? İstisnai olarak B kategorisinde yer alan Arap, Afrikalı ve Balkan ülkeleri halkları üzerine film çekildiğinde Arabistanlı Lawrence’de olduğu gibi hep ayrıcalıklı halkların geri kalmış olarak nitelenen halklar üzerindeki üstünlüğü öne çıkarıldı. Yunanistan her anlamda zengin modern bir tarihe sahip. Benim durumumda bunun dışında özgürlük ve demokrasi mücadelesinde silah olarak müziğin rolü söz konusu. Meşhur Alexis Zorbas filmi dünyanın her yerinde şaşırtıcı ve etkileyici şekilde normal insanların kendini bulabileceği bir dans sayesinde bunun bir kesitini gösterdi. Bu dans, emperyalizm bizi diz çökmüş, depresif ve parçalanmış görmek istese de insanları dik bir şekilde ve el ele sevinç içinde bir araya getirerek  Yunan kültürünün üstünlüğünü gösterdi diyebilirim. Dışardan dayatılan krize bakmayın, Yunanistan’ın çekirdeğinin armoni içinde olduğunu görün. 

‘MİTLEŞMEK BENİM ÜÇÜNCÜ YANIM’

Koutoulas’ın filminde eşiniz Mirto’nun da göründüğü sahneler var. Mirto doktordu ama bilimsel yeteneklerini eşiniz olarak bir yana itti, feda etti. Bu sizi etkiledi mi? Bu nedenle suçluluk duygusu yaşadınız mı? 

Mirto, benim için hem büyük aşk hem de büyük bir acı. Hayallerini benim ve çocuklarımız için feda ettiğini biliyorum. 

Koutoulas oldukça mitleşmiş olan biyografinizden bazı sahneleri baş meleğin yolu şeklinde canlandırıyor. Aşkları sonunda sanki başarısızlıkla bitecekmiş gibi görünen bir genç çift var. Bu sahnelerin seyircilerde nasıl bir etki bırakacağını düşünüyorsunuz?

Mitleşmek benim üçüncü yanım. Gizemli yanım. Hayallerimizi, mantıki bir açıklama yapmadan  olduğu gibi göstermek zorundayız. Hayallerin başladığı yerde mantık sona erer çünkü...

‘YUNANİSTAN’DA ARTIK HALKIN İZİNE BİLE RASTLANMIYOR’

Günlük politikaya dair tek ve son sorum var: Atina’da çıkan Ta Nea gazetesi ve Chania’da kısa süre önce ülkede Avrupa’nın finans dayatmalarına karşı bir halk cephesinden söz ettiniz. Sert bir direniş yani. Bu direniş ne şekilde olabilirdi? 92 yaşında olmanıza rağmen siz ve sizden bir yaş büyük Manolis Glezos işin içine girecek mi?

Artık zaman geçti. Aşırı sağın reçetelerini kullanan sol hükümet IMF ile birlikte halkın arzu ve isteklerini yok ederek korku ve şokun egemen olmasını sağladı. Yunanistan’da artık halkın izine bile rastlanmıyor. Yunanların başı döndü, ayakta duracak halleri kalmadığından yere uzandılar. Kim bilir ne zaman ayağa kalkmayı ve dik durmayı başaracaklar. Bu durumda kime çağrı yapabiliriz ki? Yerde uzananlara mı?

* Almanya’da yayınlanan Junge Welt gazetesinde yayımlanan Hansgeorg Hermann imzalı söyleşi

(Çeviren: Semra Çelik)

www.evrensel.net