Gürültünün içindeki sükunet

Gürültünün içindeki sükunet

Fulya Özlem, Evrensel Pazar öyküsünde 17. Uluslararası SKHS Sempozyumu'nu 'selektif işitme hasarı'nı ve kirli bir örgütün hain oyununu kaleme aldı.

Fulya ÖZLEM*

Yirmi senelik kulak burun boğaz mütehassısıyım, ben böyle şey duymadım efendim. Böyle bir vaka tıp literatüründe yok! Geçtiğimiz hafta İstanbul’da, pek çok meslektaşımın, hasta yakınlarının ve değerli akademisyenlerimizin katılım gösterdiği 17. Uluslararası SKHS Sempozyumu -açılımı Sağlık Kurumlarında Halk Sağlığı Sempozyumu olsa gerek- vardı, duymuşsunuzdur: Açılışında önemli devlet yetkilileri konuşmalar yaptılar, alanda çalışan bilim insanları, sektörde faaliyet gösteren şirketler ve kamu kuruluşlarının yöneticileri iki gün süren sempozyumda birbirinden mühim tebliğler sundular, yurt dışından gelen akademisyenlerin de sayesinde toplantı gündemindeki konular enine boyuna tartışıldı. Ben de katılmak, bir tebliğ sunmak istemiştim ama olmadı, başvuru süresini zaten kaçırmıştım, o günlerde de burası o kadar yoğundu ki dinlemek için dahi muayenehaneden ayrılmam mümkün olmadı. 

Fakat her işte bir hayır vardır, iyi ki gitmemişim yoksa bugün ben de hekim değil hasta kimliğimle olaya müdahil olacak, ilim için fevkalade mühim bu yepyeni bulguları sizinle paylaşamayacaktım. Sempozyumu takip eden günlerde, pek garip bir şey oldu: Katılımcılar birer ikişer “kısmi işitme kaybı” şikayeti ile kliniğimize başvurmaya başladılar. Hayır bir de biliyorsunuz, bunlar okumuş etmiş insanlar, her biri ülkemizin kıymetli birer bilim insanı yahut çalışanı, böyle topluca bir işitme kaybına uğramaları beni hem üzdü hem de fevkalade işkillendirdi. Dedim bu işte bir bit yeniği var. Hastaların hepsinin şikayeti aynı çünkü: Cümlelerin başı ve sonunu duyamıyorlar, sadece ortasını duyabiliyorlar. Duruma eşlik eden bir çınlama var mı, yok; orta kulakta hasar var mı, yok; vertigo mertigo? E o da yok... Sizin anlayacağınız ne nistagmus var ne tinitüs... Ama yine de belirgin bir işitme hasarı olduğu ortada. Vakayı yakından incelemeye karar verdim, bozukluğa da geçici olarak “selektif işitme hasarı” adını koydum. Hasta hikayesine odaklanmak, işitme kayıplarının analiz ve tedavisinde bildiğiniz gibi en etkin yöntem. Hastalara aynı soruları sorarak bir yol haritası belirlemeye çalıştık. 

Soruyoruz: “Ne zamandan beri cümlelerin sadece ortasını işitiyor, baş ve sonunu işitemiyorsunuz?” Hepsinden aldığımız cevap aynı: “Sempozyumun başında farketmedik ama ilk gün öğle tatilinden sonraki oturumlarda yavaş yavaş bir gariplik olduğunu sezdik, ikinci günün son oturumunda artık arada algılayabildiğimiz birkaç kelime dışındaki her şeyi uğultu olarak duymaya başlamıştık”... “Peki duyduklarınızı taklit etmeniz mümkün mü, neler duyuyordunuz?” “Fransız devrimi; bağlam; izdüşümleri; uğultu uğultu “–nın olduğu düşünülmek suretiyle” uğultu uğultu “-ğunun saptandığı” uğultu uğultu “bu çalışmada” uğultu uğultu “-nın varlığı” lelelelele lölölölölölöö bzzzzt “tespit edilmiştir”. Hepsinin aynı şeyi işit-me-miş olması hakikaten düşündürücüydü.

Bir hekim olarak her türlü komplikasyonu, her türlü olağan dışı seyreden durumu akla getirmek zorundasınız. Benim de aklıma neler geldi yahu! Acaba salondaki ses düzeni, konuşmaları insan kulağının işitemeyeceği frekanslarda mı yaymaktaydı? Düğün salonu gibi mikrofon ötmüş, hoparlör mü cızırdamıştı? Tercüme kulaklıklarından bir virüs mü yayılıp herkesi hasta etmişti acaba? 

Hastaların işitme performansını ölçmek için çeşitli testler uyguladık, onlara bazı cümleler söyleyip tekrar etmelerini rica ettiğimizde “Suna ip atla” ve “Ali topu at”tan aldığımız olumlu neticeler yüzümüzü güldürdü: Hastalar bu tümceleri eksiksiz olarak duyup yeniden üretebilmekte zorlanmadılar. Bunun üzerine sempozyumdan kameraların kaydettiği görüntüleri istettim. Laboratuvarımda özel kulaklıklarımı takarak “selektif işitme hasarı” ve algıda yetersizlik oluşmasına sebebiyet veren hadiseyi bizzat kendi kulaklarımla duymak için video kayıtlarını pür dikkat dinlemeye başladım. Bir konuşmacı, bir konuşmacı daha derken birden hastaların şikayetlerinde betimlediği o uğultunun aynısı, benim de birkaç kelime dışında bir şey anlamamı imkansız kıldı: Saatlerdir tüm konuşmaları dinlememe rağmen sanki kendi ana dilimi anlamıyor, cümlelerde sadece bir iki kelimeyi yakalayabiliyordum. Görüntüleri başa sarıp tekrar tekrar dinledikçe önce bu habis virüsün pençesinde ben de can çekişiyorum sandım. Sonra David Lynch filmlerinden edindiğim bir yetiyle, karşı karşıya kaldığım bu kötülüğün şifrelerini çözmeyi başardım. Nasıl da daha önce fark edememiştim? Bu incognito hareketin ismi ve şifreleri, satır aralarında, gürültünün içindeki sükunette, bağlaçlarda, edatlarda, yani anlam ararken manidar bir boşlukla karşılaştığınız her yerdeydi! Bu aslında bir örgüt işiydi, 17. Uluslararası SKHS Sempozyumu’na sızan ve aslında ülkenin en gelişmiş dimağlarını zehirlemeyi hedefleyen bir örgüt! SKHS: Saatlerce Konuşup Hiçbir şey Söylemeyenler Örgütü! Hain oyunlarının farkına varınca kliniğimize selektif işitme bozukluğu şikayetiyle başvuran tüm hastalara bizzat ulaşıp kendilerini “Maşallah turp gibi oldukları” konusunda ikna ve teskin ettim. Kabahat onlarda değil, duyduklarındaydı. Telefonda tek tek kendilerine “Filanca Bey/Hanım maşallah turp gibisiniz, işitme kaybınız yok” dedim. “Efendim?” dediler. “Bakın, dedim, lütfen söylediklerimi, başını, ortasını ve sonunu iyi dinleyin: Maşallah turp gibisiniz, bir şeyiniz yok! Anlaşıldı mı?” “Anlaşıldı efendim, dediler, çok şükür, bu bir mucize!” 

Ana dilimizde birbirimizi anlayabildiğimize göre, hakikaten turp gibiydiler...

*Müzisyen-Yazar

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Ekim 2017 05:43
www.evrensel.net
ETİKETLER Fulya Özlem

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.