Saya direnişinde 5 kardeş: 5'i de bir, tüm sayacılar gibi…

Saya direnişinde 5 kardeş: 5'i de bir, tüm sayacılar gibi…

32 yıl sonra iş bırakan sayacıların çalışma ve yaşam koşullarını, taleplerini ve iş bırakma eylemine ilerleyen süreci direnişteki 5 kardeşten dinledik

Uğur ZENGİN
İstanbul

Yıllar önce sayacılar ve frezeciler (İmalatta kullanılan bir çeşit takım tezgahı) bir olarak iş bırakmış ve istedikleri zammın 20 kuruş fazlasını kazanmış. Bundan 32 yıl önce de ‘iş çığırından çıkmış’, bıçak kemiğe dayanmış. Öyle ki o dönem Antep’te makinesini kucaklayarak ikinci kattan kendini boşluğa bırakıp canına kıyan sayacı olmuş. Bu, sayacılar tarafından bugüne kadar unutulmamış, “İsyandan intihar etmiş” çünkü. 

İKİTELLİ’DEN MERTER’E

Sayacılar 32 yıl sonra iş bıraktı. O dönem de bu vesileyle iki direniş alanı arasında giden 5 kişilik arabada anlatıldı. Başakşehir’deki AYMAKOOP Ayakkabıcılar Sitesi’nde bekleyen sayacılar, apar topar Merter bölgesinde yapılacak yürüyüşe katılma kararı aldı. AYMAKOOP’ta alınan bu karara işçiler icabet etti. Gazeteci olduğumu öğrenenlerden biri, “Bizimle gel” diyerek Merter yürüyüşünü haber yapmamı teklif etti. İşçilerden beşi ve ben, aynı araca yerleştik.

BEŞ KARDEŞ

Ahmet Yaşar, Hanifi Yaşar, Celal Yaşar, Ertuğrul Yaşar ve Sait Yaşar. Beş kardeş, Antepliler. Yaşları sırasıyla 46, 40, 37, 35 ve 33. Sayacılığa ağabeyler 10’lu yaşlarında, yaşça küçükler ortaokul, bilemedin lise biter bitmez başlamış. Her gün sabah 8-akşam 10 mesai. Hiçbirinin sigortası da yok, ailelerine ayıracakları vakitleri de... Talepleri de ortak, direnişleri de. Sayaya yüzde 40 zam! İkitelli’de aynı atölyede çalışıp, ne kazanırlarsa paylaşıyorlar. Hepsi hayatlarında ilk kez iş durduruyorlar, yine bıçak kemiğe dayanmış.

‘BÜYÜKLERİN BASKISINA DAYANAMADIM’

Hanifi Yaşar, 30 yıldır sayacı. Yaşı 40. Kendisine  “Falan yerde bir sanatkarın yanında çalış bu meslek iyidir” denilmesiyle, 10 yaşında kendi deyimiyle yarı öğün okula, yarı öğün işe giderek Antep’te işe başlamış. Sayacıların 32 yıl önce Antep’te iş bırakmasını ustaları ona anlatmış, o da diğerlerine aktarıyor.

Ufak çaplı atölye açmış, ‘Büyüklerin’ (Firmaları kastediyor) baskısına dayanamamış kapatmış. Büyük fabrikada ustabaşılık denemiş olmamış, “Yine işçiyim ya çünkü ezilenin yanındayım, onu da yapamadım. Yaptırtmadılar.” “Şu anda kurulu atölyem var -ayakkabı yapmak için- onu bırakmışım saya dikmeye çalışıyorum. Sermaye kısıtlı. Adam günde bin çift ayakkabı üretiyor. Ben günde 10 çift ayakkabı yapmışım bir şey değil. O yüzden ayakkabı üretmem imkansız.” 

- 30 yıl saya dikmek nasıl bir şey?

- Sabah 8 akşam 10 olmak. Ben yine şanslıyım. Şu şekilde, 5 kardeş bu işi yapıyoruz. Birbirimizle terbiye ve ahlak yönünde yan yana çalışabiliyoruz. Çok kişi bunu başaramıyor. Aynı tezgahta ne yapmışız hafta sonu 5 lira, paylaşıp evimize gidebiliyoruz. Bir tek o yönden kafamız rahat. Ben mesleği bırakma aşamasına geldim inan. Bu oluşum olmasa yönümü başka işe çevireceğim. Asgari ücretle bir yerden başlarım. O duruma geldim. İcabında 2 saat mesai yaparım. Ne yapayım yani?

BAYGINIM UYUMAM LAZIM

Sait en küçük kardeş. İlk kez ortaokulda ayağı düşmüş atölyeye. Yavaş yavaş öğrenmiş işi, lise bitince yine mesleğe atılmış: “Geçim sıkıntısı yüzünden çalışmak zorunda kaldık. Yatılı okul kazandım gönderemediler. Çalışıp eve destek olmak gerekiyordu. Babam fıstık ticareti yapıyordu. Köylü esnafı. Bir çuval fıstık alıp satıyordu. Yaz tatillerinde yardım amaçlı gitmeye başladım. Okul, hep dur oğlum borçlarımız var seneye yazdıralım şeklinde ertelenmek zorunda kaldı. Çalışmaya devam. İkinci sene ‘Baba hadi okul’ yine sıkıntılar, şunlar bunlar… Gerçekten sorun vardı. Üçüncü sene ben de mesleğe alıştım. Bitti.” 

- Sayacılık senin için nasıl bir meslek? 

- Bir şey üretmek, inşa etmek güzel bir şey. El emeği göz nuru döküyorsun, hoşuna gidiyor ama artık o da tat vermiyor çünkü kazanamıyorsun. Hafta sonu evine gidiyorsun baygın baygın yatıyorsun. Arkadaşlarım akşam arıyor, “Hadi dışarı çıkıp bir şeyler yapalım.” Ben daha çalışıyorum, 9-10’a kadar. Cumartesi arıyor, “Ben baygınım uyumam lazım” diyorum. O ilaç kokusu, bali kokusu, solüsyon kokusu, deri kokusu içime siniyor. Baygınlaştırıyor. Uyumam gerekiyor. Bir pazar dinlenme şansım var. Kimi zaman pazar da çalışıyorsun. Kazanamadığın için gideyim de çalışayım diyorsun. Yevmiyeyi kurtarayım. Sabah erken saatte gidip, geç saate kadar çalışmalarına da hafta sonu çalışmalarına aile alıştı. Hafta sonu çalışmadığın sürece ailede maddi sıkıntılar ortaya çıkıyor. Yaş 35 benim sigortam yok. Abim 50 yaşında sigortası yok. Bizim sigortamız yok. Kendi atölyemiz. Terzi dükkanı gibi düşün, terzisin fason iş yapıyorsun ama kendi sigortanı yapamıyorsun. İnsan kendi sigortasını ödemeyi istemez mi? Bu saatten sonra yapacak bir iş de yok. Sermaye yok ne yapabilirsin?

İŞÇİLER DE KARDEŞLER GİBİ

Beş kardeşin beşi nasıl bir ise, eylemlere katılan işçilerde de bu birlik görünüyor. Eylemleri izlediğimiz AYKOSAN, AYMAKOOP, Merter/Çeşmeler ve Beyazıt’ta Türkiyeli Türkler, Kürtler, Suriyeli Türkmen, Kürt ve Araplar, çok farklı coğrafyalardan gelen mülteciler… Hatta herkesin bildiği kaçak atölyelerde çalışan çocuk işçiler… Beyazıt’ta yürüyüş yapanları görüyoruz. Afrin’den gelmiş Suriyeli Kürt çocuk işçi. Elinde yemek poşetleri var, Türkçesi çok bozuk, anlamaya çalışıyor, soruyor. Sayacı olduklarını öğreniyor, kendisi de sayacıymış, bu kez anlatmaya çalışıyor. 2015, 2016 ve 2017. Yıllar geçtikçe ücretler düşmüş, “Vallah haklılar” diyerek gidiyor. Yürüyüşe katılanların hemen hepsi sigortasız, ağır çalışma koşullarında düşük ücret ile çalışıyor. Talepler ortak. Yürüyüş başlıyor. Güzergah plansız. İşin doğrusu nerede bir atölye varsa orası yürüyüş güzergahı. Herkes atölyelerin nerede olduğunu biliyor. Yürüyüşün en önündekiler nereye ikna edilirse yürüyüş kolu oraya kırılıyor. Amaç en kısa zamanda en çok atölyeye seslenmek. Yukarıdakiler çok. Saya işçileri atölyelerden izliyor. Kimi yarı çıplak, kimi kan-ter içinde. Onlara “Aşağı inin” diyorlar. En büyük öfke çalışmaya devam edenlere. Etkisi olmuş oluyor ki yürüyenler her dakika artıyor. Sayacılar, belli ki yürüyüş saatlerce sürsün istiyor. Ama bir engel var, polis! Beyazıt’ta yürüyüşe önce izin çıkmadı, sonra da polis yeter diyene kadar. Merter’e TOMA ve çevik kuvvet getirildi. Mahalle tarihinde ilk… 

SAYACILIK DA NE?

Sayacılar, ayakkabıcı değil. Örneğin, bir haberde “Ayakkabı isyanı” denilmiş. Sayacılar bu başlığa karşı çıktı. İsyan, sayacıların ayakkabıcılara olan isyanı. Ayakkabıcılar sektöre hakim büyük firmalar, en azından işçilerin gözünde. Bir işçi ‘sayacılığı’ şöyle anlatıyor:

“Bir mağazadan bir ayakkabı almaya gittiğin zaman zannediyorsun ki bir ayakkabı firması bunu üretiyor. Bu ayakkabıyı sadece bir ayakkabı firması üretmiyor. Sayacıyı kimse bilmez. Sayacı 40-50 parçayı birleştirip, tıraşlanması, numaralarına ayırması, dikmesi, yaptırması… Her şeyini yapıp fabrikaya teslim eder. Fabrika tabanını yapıştırıp mağazaya sunuyor. Sen de diyorsun ki “Ooo bunu fabrikada üretiyorlar ne güzel ayakkabı.” Bir ayakkabı fabrikası deriyi keser sayacıya gönderir. Beta, Polat, Cabani ayakkabı… Bunlar da ürünlerini Hotiç, Tanca, Derimod, FLO, İnci gibi markalara satar. Bu hep ünlü markalar. Hotiç kendi etiketi altında satıyor. Şimdi Tanca’nın Türkiye’nin her yerinde ayakkabı mağazası var ama üretimi yoktur. Fabrikalara fason ürettiriyor.” Sayacılar Odası Başkan Vekili Mehmet Üren’in , Beyazıt’ta bir vitrinde gördüğü ayakkabı üzerinden verdiği örnek de Sayacılığın ekonomik getirisini gösteriyor. 289 TL etiketli ayakkabıyı gösteriyor, “Bunun sayası en fazla 7 liradır.” Yanında 179 TL’lik ayakkabı için, “Bu da taş çatlasın 3 liradır.”

Son Düzenlenme Tarihi: 21 Eylül 2017 05:23
www.evrensel.net
ETİKETLER sayasaya işçileri