Çocukluğunun gözü kapalı bayramları

Çocukluğunun gözü kapalı bayramları

Kurban dendiğinde çocukluğunun gözü kapalı bayramlarını anımsıyordu sadece. Bu kalabalık kurban pazarına girdiğinde tekrar o günler hortlamış gibiydi.

Alper KAYA

Kurbanlık pazarı tıklım tıkış doluydu. Herkes, işini sanki o güne bırakmış gibi daracık pazar alanına hücum etmişti. Kalabalığı yararcasına ilerlerken, kurbanlıkları inceliyordu adam. Bu sene bir kurban kesmek için babasına söz vermişti. Yetmişli yaşlarının sonlarına yaklaşan babası, çocuk gibi sevinmişti.

Şimdiyse, derin bir pişmanlık içindeydi. Et yemeye karşı değildi fakat işin canlı boyutuyla yüzleşince vicdan azabı yüzeye çıkıyordu daima. Büyükçe bir kurbanlığın önünde kıran kırana pazarlık yapılıyordu. Yanlarından geçerken, sekiz binli bir rakam duyunca yüreği sıkıştı. Onun o kadar parası yoktu ki… “Eve dönerken kasaptan et mi alsam?” diye düşündü o an ilk kez.

Kurban dendiğinde, çocukluğunun gözü kapalı bayramlarını anımsıyordu sadece. Bu kalabalık kurban pazarına girdiğinde tekrar o günler hortlamış gibiydi. Aklında kalan son Kurban Bayramı gözünde canlandı…

*

Oğlunun bahçenin bir kenarında duruyor olmasını garipsedi adam. Eliyle, yüzündeki birkaç günlük sakalı kaşıdı sertçe. 

“Oğlum gelsene…”    

Bir eliyle yerde yatan kuzunun kafasını okşuyordu. Çocuk omzunu silkmiş ve bir köşede durmayı sürdürmüştü. Adam, başında duran karısına ve büyük oğluna soran bakışlar atmıştı. İkisi de bir şey söyleyememiş, birbirlerine bakmakla yetinmişlerdi.

Yerdeki kuzuyu okşamaya devam eden adam, oğluna bakmamaya çalıştı. Bir önceki kurbanda da buna benzer bir şey yaşamışlar, henüz beş yaşındaki oğlu ağlamaya başlamıştı. Bir yıl geçmiş, şimdi de benzer bir tepki veriyordu.

Kendi büyüklerinden gördüğü pratiğin, oğlunda hükmü yoktu. Kalabalık bir aile oldukları için köy meydanında toplanıp kurbanlıkları keserler, yedi yaşından yetmiş yaşına dek herkes orada olurdu. Fakat artık o yıllar çok geride kalmıştı. 

Oğluna bakarken, bir karar alması gerektiğini düşünüyordu. Ya bu geleneği sürdürecek ve oğlunun gözü önünde kurban kesecekti ya da başka bir çözüm bulacaktı. Ağır ağır doğruldu.

*

Babasının kendisini ısrarla kurbanlığın yanına çağırmasına rağmen davete icabet etmemişti. Henüz altı yaşındaydı. Bu isteksiz tavrı babasının sabrını taşırmıştı.
Dolaştığı kurban pazarında o an içi daha da sıkıldı. İleride, diğer kurbanlıklara nispeten önü çok daha boş bir satıcı görünce o tarafa doğru ilerledi.
*
“Kesmeyip ne yapacağız oğlum, saçmalama!”

Babasının çıkışına karşılık, omzunu silkip köy meydanını işaret etti.

“E salarız baba! Her yer ot nasılsa…”

Babası, gözleri ufka bakarken kaldı bir müddet. Çocuğu bir süre ağlamış, susmuş, sustuktan sonra da “Kesmeyelim baba!” demişti. Derin düşüncelere dalmış görünüyordu adam. Çocuğuna göz ucuyla baktı. Yerdeki kuzuyu eliyle okşadığını görünce dudağını büktü.

*

Neden kurbanlığın önünün boş olduğunu, satıcının yanına gelince anlamıştı adam. Satıcının beş-altı yaşlarındaki oğlu her seferinde “Satmayalım baba!” diye çığırıyordu. Bunu görünce içi cız etti. Satıcı da besbelli iki arada bir derede kalmıştı. Kendisinin, “Kesmeyelim!” ısrarına dayanamayan babasının kuzularını sattığını anımsayınca dudağını büktü.

Muhtemelen benzeri bir şey yaşanmıştı. Çünkü diğer ‘tecrübeli’ görünümlü satıcıların aksine bu adamın kurban alışverişi konusunda hemen hemen hiç fikri yok gibi görünüyordu. Bir yandan pantolonuna yapışmış oğlu, bir yandan cılız kuzusuyla o kadar dışındaydı ki kurban pazarının…

“Tamam…” dedi adam. “Ben bunu alıyorum.” 

Çocuk daha da ağlamaya başlamıştı. Satıcıya döndü.

“Siz nerede oturuyorsunuz?”

Adam, alakasız görünen bu soruya şaşırmışsa da dilinden bir adres döküldü. Kendi evine birkaç sokak uzaktaydı sadece. Cebinden, adamın istediği parayı çıkarırken çocuk daha şiddetli ağlamaya başlamıştı.

Dizinin üstüne eğilip, çocukla göz teması kurdu adam. Kendisinin hiç çocuğu olmamıştı. Babasıyla beraber yaşıyorlardı yıllardır. Çocuğun saçını hafifçe okşadı.

“Bak…” dedi. “Benim bahçeli bir evim var. Ben bu kuzuyu bahçede besleyeceğim. Kesmeyeceğim… Sen babanla arada bir gelip seversin, olmaz mı?”

Çocuk durmuş, en az onun kadar şaşkın babasına bakmaya başlamıştı. Babası, ne diyeceğini bilemez bir şekilde “O-olur…” diye homurdanıverdi.

Adam, gülümseyerek yerdeki cılız kuzuya baktı.

*

“İyi de beyim, kesmeyecekseniz niye alıyorsunuz?”

Kendi ısrarlarıyla kestirtmeyip, en azından satılmasını sağladığı kuzuya çıkan alıcı; kuzuyu kesmeyeceğini ve arada bir gelip sevebileceğini söylediğinde babasının verdiği tepki buydu.

Alıcı, parayı sayıp teslim ederken gülümseyerek çocuğa göz kırptı. 

“Benim hiç kuzum olmadı çünkü.”

Kurban pazarındaki diğer pek çok kişinin aksine yanında kimse olmadan, aldığı kuzuyu nazikçe çekiştirerek uzaklaştı sonra…

(Fotoğraf: Ayşegül Kaycı)

Son Düzenlenme Tarihi: 27 Ağustos 2017 08:00
www.evrensel.net
ETİKETLER Alper Kaya