Katar-Suudi gerginliği yeni ittifaklar doğurur mu?

Katar-Suudi gerginliği yeni ittifaklar doğurur mu?

Arap Coğrafyasında Geçen Hafta'nın gündeminde Suudi Arabistan-Katar gerginliği, Fas'ta grevler ve Tunus Halk Cephesinin bildirisi var.

Ali KARATAŞ
Nesrin RİHANİ

Suudi Arabistan ile Katar arasındaki gerginlik geçtiğimiz hafta da devam etti. Süreç, ABD Başkanı Trump’ın Riyad Zirvesine katılmasının akabinde Suudi Arabistan’a ait Al Arabiya ve BAE’ye ait Sky News Arapça kanallarının, Katar Emiri Temim bin Muhammed es Sani’nin, askerlerin mezuniyet töreninde yaptığı açıklamaları yayınlamalarıyla patlak vermişti. Katar Emiri, İran’la anlaşmazlıkların tırmandırılmasına itiraz etmiş, “Bu düşmanlık akıllıca olmaz” demişti. Terör listesinde yer alan Hizbullah ve Hamas’ı da “direniş hareketleri” olarak anmıştı. Katar Emirinin bu açıklamalarına gelen ilk tepki Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın, Katar’a bağlı yayın organlarını engellemesi olmuştu. 

Krizi yakından takip eden Gazeteci-Yazar Abdulbari Atwan, kaleme aldığı makalede “Hükümetin pozisyonunu yansıtan ve onun emirlerini uygulayan Suudi Arabistan medyasını izleyenler, Körfez ülkeleri tarihinde daha önce görülmeyen bir şekilde Katar devletine ve onu yöneten aileye karşı korkunç bir saldırı olduğunu görür” dedi. Atwan, Katar Dışişleri Bakanının, Trump Riyad’ayken Bağdat’ta Kudüs Gücü Kuvvetleri Komutanı Kasım Süleymani ile buluşmasının gerginliği tırmandıran esas adım olduğuna dikkat çekti.

Atwan Katar’ın bu kampanyaya meydan okuduğuna ve İran, Hizbullah ve Hamas konusundaki tutumunu sürdürerek İran’a yakınlaştığına dikkat çekti. 

FAS’TA GREVLER BAŞLADI

Arap dünyasının en batısında yer alan ve Atlas okyanusu ile kıyısı olan Kuzey Afrika ülkesi Fas, sokak  gösterileri ve grevlerle sarsılıyor. Fas’ta olaylar geçen yılın Ekim ayında balıkçı Muhsin Fikri’nin çöp kamyonuna atılan balıklarını almak isterken ezilerek ölmesiyle başladı. Lakin iş, ekmek ve özgürlük isteyen hareketin öncesi de mevcut.

2010 yıllının sonlarında Arap dünyasında başlayan halk hareketi Fas’ta da yankısını buldu. Fas’ta farklı siyasi ve kültürel yapılardan gruplar 2011 yılının başlarında “özgürlük, sosyal adalet, onurlu yaşam ve demokrasi” talebiyle sokağa çıktı ve hareket “20 Şubat Hareketi” adını aldı. Sokağa çıkanlar; Kral, bürokrasi ve askeriyeden oluşan ve “el Mahzen” olarak adlandırılan oligarşik düzene, diktatörlüğe ve yolsuzluğa karşı mücadele ettiler.

Ancak  Fas devleti -diğer Arap ülkelerinden farklı olarak- bastıramayacağını anlayınca 20 Şubat Hareketi’ne manevra alanı bıraktı. Yaklaşık bir ay sonra Kral 6. Muhammed, hükümeti feshetme ve reform önerisinde bulundu. Anayasal demokratik talepleri kabul edeceğini ifade etti. Gerçekte hiçbir konuda gerçek bir yenilenme olmadı. Bir tek şey dışında; halk artık iktidara karşı korku duvarını yıkmıştı. Her alan ve her konuda ve her bölgede halkın mücadelesi başladı. Son haftalarda Fas’ın Rif bölgesinde ve onunla dayanışmak üzere 15 ilde sokaklara taşan halkın tepkisi bu düzene karşı tepkilerin devamı.

TUNUS YOLSUZLUĞA KARŞI AYAKTA

Diğer bir Kuzey Afrika ülkesi olan Tunus,  Zeynel Abidin bin Ali diktatörlüğü döneminde yolsuzluğa karışanları affetmeyi amaçlayan yasa nedeniyle gündemde. Hükümet bir yandan da bir dizi yolsuzluk tutuklaması yaparak kendi suçlarını gizlemeye ve mücadeleyi yanıltmaya çalışıyor. Halk Cephesi 28 Mayıs’ta yayınladığı bildiride: “Mali ve Ekonomik Suçların Affedilmesi Yasasına karşı mücadeleyi bu çerçevede ele almıştır. Bu yasa aslında rüşvet, yolsuzluk ve tiranlık rejimiyle barışma yasasıdır. Halk Cephesi, operasyonları olumlu karşılamakla birlikte bu operasyonların hükümetin gönüllü çabasıyla değil, iç ve dış baskıların sonucunda gerçekleştirildiğini hatırlatır.  Mevcut hükümet döneminde zirve noktasına ulaşan yolsuzluklara karşı mücadele genel olmalı ve şeffaf bir stratejiye dayanmalıdır” dedi. 

Tunus’un gündemindeki bir diğer önemli konu ise işsiz gençlerin  iş talebi ile başlattıkları sokak hareketi. Son dönemde ülkenin güneyinde Tantavin kentinde işsiz gençlerin başlattığı hareketle ilgili olarak New York Times gazetesi “ikinci devrimin başlangıcı olabilir” yorumunda bulundu.


KATAR-SUUD GERGİNLİĞİ BÜYÜYOR

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

KATAR’ın Suudi Arabistan’ı “nötralize etme” ve anlaşmazlığı Birleşik Arap Emirlikleri üzerinde merkezileştirme çabası sonuç vermedi. Suudi muhalif Seyyid Muhammed Abdullah el Atibi’yi ailesiyle birlikte teslim etme girişimi de başarılı olamadı. Hükümetin pozisyonunu yansıtan ve onun emirlerini uygulayan Suudi Arabistan’ın medyasını izleyenler, Körfez ülkeleri tarihinde daha önce görülmeyen bir şekilde Katar devletine ve onu yöneten aileye karşı korkunç bir saldırı olduğunu görür. 
Suudi gazetesi el Riyad, altıncı darbeden ve Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad es-Sani’nin devrilme ihtimalinden söz etmesi, Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı bir savaş açtığının göstergesidir.

KÖKLERİ DERİNLERDE BİR İHTİLAF 

El Riyad gazetesi, el Sani ailesinde tarihteki iktidar kavgasını tekrar gün yüzüne çıkardı. Birden fazla yerde  Katar’ın 1971’de bağımsızlığı kazanmasından sonra iktidara gelen Şeyh Ahmed Bin Ali ailesinin uzantısının meşru iktidar olarak tanımladı. Bu durum normal olmayan bir ihtilafla karşı karşıya kaldığımızı ve zannedilenin aksine ihtilafın köklerinin çok derinde olduğunu gösteriyor. 

Bunlara ek olarak, kasıtlı olarak tırmandırılan bu gerilimin Emir Şeyh Tamim Bin Hamad es-Sani’nin Kuveyt ziyareti sırasında gerçekleşmesi, Suudi Arabistan’ın medyası vasıtasıyla “arabuluculuğa gerek olmadığı” ve kapıların kapalı olduğu mesajıdır.

KRAL SELMAN, ABDULLAH’TAN FARKLI 

Kral Selman bin Abdulaziz, iktidarı aldığı Selefi Kral Abdullah’tan tamamen farklı. Katar devleti ve bir önceki Emiri Hamad Bin Halife ile olan ilişkileri daima gergindi. Katar’ın bir önceki emirini devirmeyi hedefleyen 1996 darbesinde başrol oynamakla suçlanıyordu. Bundan daha da önemlisi Kral Selman kendini dönemini “Kararlılık dönemi” olarak adlandırarak öncekilerden ayrılıyor. Yemen’de olduğu gibi hasımlarına karşı savaş kararı almaktan çekinmemektedir.

KATAR’A KARŞI ABD’DE KAMPANYA 

Katar olağanüstü bir dönem yaşamaktadır. Suudi Arabistan ve BAE medyasının başlattığı kampanyanın satırlarını derinlemesine okumaktadır. Özellikle BAE’nin Washington’daki lobilerini harekete geçirerek Katar’ı terörle ve terör örgütleriyle ilişkilendirildi. Bunun için eski üst düzey ABD yetkililerinden ve tanınan bir çok yazar görevlendirildi. ABD ve başka ülkelerde Katar karşıtı konferanslar düzenledi. BAE’nin lobileri Amerikan gazetelerinde Katar’ın terörist örgütlerle ilişkilerini konu alan 13 makale yayınlandı. Bu makalelerde ABD askeri güçlerinin al Udeid üssünden çekilip BAE ve Suudi Arabistan’a yerleşmesi talebi  yer aldı.

DIŞİŞLERİ BAKANININ BAĞDAT ZİYARETİ 

Devenin sırtındaki tüyü koparan, Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdülrahman’ın, Donald Trump Riyad’a ayak basmışken 22 Mayıs’ta Bağdat’a düzenlediği ani ziyaret oldu. Dışişleri Bakanı burada “Kudüs Gücü” Kuvvetleri Komutanı Kasım Süleymani’yle buluştu. Şu ana kadar Katar devleti bu buluşmayı resmi olarak yalanlamadı.

Bu ziyaret Riyad’ın teröre karşı ilan ettiği savaştan ve bütün güçleri, terörün en büyük sponsoru olarak nitelendirdiği İran’a karşı toplama girişiminden uzaklaşma olarak nitelendirildi. Hatta Suudi Arabistan, ABD’den, Katar’ın Riyad zirvesinin aldığı “teröre karşı savaş” kararına uyma çağrısı yapmasını istedi. 

KATAR MEYDAN OKUYOR

Bütün bu gelişmelere karşı Katar’ın verdiği karşılık meydan okuma olarak görünüyor. Bunu en iyi, Katar’da bir önceki ve şimdiki emire yakınlığı ile bilinen  el Rai gazetesi, başyazısında “İstediğiniz gibi havlayın… Katar sabitleri değişmeyecek” diyerek özetledi. Başyazar Salih el Kuvari “Müflis medya Körfez halkından ve Arap sokaklarında horlama ve aşağılama görecektir” dedi.

Katar’ın geçmişteki sabitleri değişmeyecek demek; İhvan’ın (Müslüman Kardeşler) desteklenmeye devam edeceği, İran ile ilişkilerin iyileşeceği, Hamas ve Hizbullah’ın direniş hareketi olarak nitelendirmeye devam edeceği, ateşe benzin dökeceği anlamına gelmektedir. ABD’nin boşaltması durumunda Udeid Hava Üssü bir Rus üssüne dönüşebilir.


GREVLER FAS’IN EL HUSEYMA KENTİNİ SALLADI

Middle East Online

PROTESTOCULAR aralıksız yedi gecedir tutuklu olan Halk Hareketi Lideri Nasır Zefzafi’nin serbest bırakılmasını talep ederken Fas Başbakanı, Rif bölgesinin hükümetin ilgisinin merkezinde olduğunu söyledi.
Bir haftadır her gece Halk Hareketi Liderinin serbest bırakılmasını talep eden protestolarla sarsılan Fas’ın kuzey kenti el Huseyma, perşembe günü başlayan bir grevle felç oldu. 
Şehir merkezindeki neredeyse tüm dükkanların kepenklerinin kapatıldığı bir grevin ardından aralıksız yedinci gecedir binlerce insan liman kentinde gösteri yapıyor. Bir dükkân sahibi “günlük ekmeklerini isteyen bir bölge ötekileştiriliyor” dedi.

HER ŞEY NASIL BAŞLADI?

Balık satıcısı Muhsin Fikri’nin Ekim (2016) ayındaki ölümünden beri toplumsal huzursuzluk ile sarsılan 56 bin nüfuslu bir şehir olan el Huseyma ihmal edilmiş Rif bölgesindedir.
31 yaşındaki balıkçı, balıklarının çöpe atılmasını proteste ederken bir çöp kamyonunda ezilerek öldü. O zamandan beri el Huseyma’da bir çığ gibi büyüyen protestolar daha fazla gelişme isteyen ve yolsuzluğa, baskıya ve işsizliğe karşı bir tepkiye yol açan daha geniş bir hareketin kıvılcımı oldu.

ANNESİ TV’DEN ÇAĞRI YAPTI

Halk Hareketi’nin lideri olarak ortaya çıkan Nasır Zefzafi, hareketin diğer önderleri ile birlikte üç gün kaçmasının ardından Pazartesi günü tutuklandı. Annesi perşembe günü bir Fas televizyonuna yaptığı konuşmada Kral 6. Muhammed’den oğlunu af etmesini ve onu serbest bırakmasını istedi. Geçen Perşembe günü 2 bin kişi Zefzafi’nin posterleri ellerinde “tutsaklara özgürlük” sloganı atarak protesto eylemi yaptı. Gösteri gece yarısı sona erdi.  Bir dükkan sahibi “tutsaklarımız serbest kalana kadar” grevin devam edeceğini söyledi. Berberilerin yaşadığı Rif bölgesi uzun zamandır merkezi Fas yönetimi ile gergin bir ilişkiye sahip. Bu bölge 2011’de Arap Baharından esinlenen protestoların merkezi durumundaydı.

KADINLARDAN GREV ÇAĞRISI

Tutsakların serbest bırakılması çağrılarına öncülük eden Halk Hareketi’nin popüler isimlerinden biri olan Nawal Benaissa, çarşamba gecesi yapılan protestodaki üç kadından birisiydi. Perşembe sabahı el Huseyma’da karakola çağrıldığını ve grev çağrısı hakkında sorguya çekildiğini söyledi. 36 yaşındaki dört çocuk annesinin, kısa bir süre sonra binadan ayrıldığı görüldü. 
Benaissa’nın grev çağrısına yanıt olarak öğleden sonrası ortalarına kadar şehir merkezindeki dükkanların çoğunun kepenkleri indirildi.Bir dükkan sahibi “bu gün, nüfusun tamamı greve çıkmış durumda. Bu kralımız 6. Muhammed’e bir mesaj” dedi.


TUNUS HALK CEPHESİ YOLSUZLUĞA KARŞI MÜCEDELE BİLDİRİSİ 

YOLSUZLUĞA karşı mücadele ciddi ve genel olmalıdır. 24 Mayıs’tan bu yana hükümet, kamuoyunda her türlü kaçakçılık, yolsuzluk, kayıt dışı ekonomik faaliyetleri ile tanınan kişilere yönelik bir dizi gözaltı gerçekleştirdi.
Halk cephesi;

1- Eski rejimin genlerine işlemiş olan yolsuzluğun rejimin devrilmesine neden olan faktörlerden biri olduğu unutulmamalıdır. Bu kansere karşı mücadele devrimin amaçlarından biriydi. Ancak mücadeledeki isteksizlik yolsuzluğun daha da büyümesine neden oldu. Nihayet yolsuzluk bugün terörizmle içiçe geçerek ülke için gerçek bir tehlike haline gelmiştir.

2- Bu nedenle Halk Cephesi bu hastalığa karşı mücadeleyi programının ve günlük mücadelesinin ana eksenlerinden biri olarak kabul etmiştir. Mali ve Ekonomik Suçların Affedilmesi Yasasına karşı mücadeleyi bu çerçevede ele almıştır. Bu yasa aslında rüşvet, yolsuzluk ve tiranlık rejimiyle barışma yasasıdır.

3- Halk Cephesi, operasyonları olumlu karşılamakla birlikte bu operasyonların hükümetin gönüllü çabasıyla değil, iç ve dış baskıların sonucunda gerçekleştirildiğini hatırlatır. 

Mevcut hükümet döneminde zirve noktasına ulaşan yolsuzluklara karşı mücadele genel olmalı ve şeffaf bir stratejiye dayanmalıdır.

Bu da gerekli tüm hukuki, politik, maddi imkânların seferber edilmesini zorunlu kılar. Gerekli imkanlardan yoksun bırakılan operasyon, ülkeyi derinden sarsan politik ve sosyal krize yönelen dikkatleri dağıtma manevrasından öteye gitmez.

4- Halk Cephesi, yolsuzluğa karşı mücadelenin genel ve derinlemesine yürütülmezse başarısız olacağına inanmaktadır. Ekonominin tüm sektörlerini, politik çevreleri, parlamentoyu, idari makamları, hukuk sistemini, güvenlik, gümrük alanlarını içermelidir.

Bu mücadele halkın iş, özgürlük ve sosyal adalet mücadelesini rehber olarak almalıdır.

5- Halk Cephesi, yolsuzluğa karşı mücadelenin demokratik güçlerin bir talebi olduğunu, ancak bunun tek başına ülkeyi krizden çıkarmayacağını hatırlatır.

Yolsuzluğa karşı mücadele, ne diğer mücadelelerin önünde engel olmalı ne de bireysel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasının, toplumsal mücadelelerin kriminalize edilmesinin gerekçesi olmalıdır. Yolsuzluk üreten sosyo-ekonomik tercihlerin (vahşi bir neo-liberalizm, özelleştirmeler v.s) gerekçesi de olmamalıdır.

6- (...) Halk Cephesi tüm ilerici demokrat, politik ve toplumsal güçleri yolsuzluğa karşı genel ve ciddi bir mücadele ve ayrıca onu besleyen sistemin yıkılması için seferber olmaya çağırır. Yolsuzluklara karışanların tamamı hesap vermelidir. Bu mücadelenin birkaç kişi ve çevreyle sınırlı kalmasına izin verilmemelidir.

Halk Cephesi olarak, yolsuzluğa karşı mücadeleye aykırı olan “Ekonomik ve Mâli Suçların affedilmesi” yasasının geri çekilmesi için mücadelenin devam etmesi çağrısında bulunuyoruz.
(Çeviren: Hüseyin Saygılı)


ENSAR EL ŞERİA KENDİNİ FESHETTİ

HAFTANIN diğer bir önemli gelişmesi Libya’da faaliyet gösteren Ensar el Şeria örgütünün resmen kendini tasfiye ettiğini duyurması oldu. Örgüt Doğu Libya’da konuşlu Halife Haftar liderliğindeki “Libya’nın Onuru” hareketine karşı savaştı. Yine ABD bu grubu, 2012 yılında ABD Büyükelçisi Christopher Stevens ve üç çalışanının ölümü ile sonuçlanan Bingazi saldırısının arkasında olmakla suçladı. 
Hükümetler ve milis güçleri arasında bölünmüş ülkeden son gelen haberler General Halife Hafter önderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu’nun Jefra bölgesinde ilerlediği yönünde. Doğuda görev yapan birlikler Bingazi Savunma Tugayları ile girdikleri çatışmalardan sonra Dan, Hun ve Soka kentlerine girdi. Libya Ulusal Ordusu sözcüsü Ahmet Mesmari, her taraftan altı olmak üzere 12 savaşçının öldürüldüğünü söyledi. Mesmari, Libya Ulusal Ordusunun Dan’ın batısındaki Jafra hava üssünü kontrol etmemesine rağmen Dan, Hun ve Sokka kentleri üzerindeki kontrolünü genişlettiğini sözlerine ekledi.

www.evrensel.net