Türkiye’de düşünme ve felsefe

Türkiye’de düşünme ve felsefe

Sayısız felsefe emekçisi tarafından her gün verilen felsefe derslerinden güneşin yeniden doğacağını umut ediyoruz.

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN

Felsefe deyince akla ilk gelen düşüncedir; çünkü felsefenin kendisi, yani içeriği, araçları, yöntemi düşünce olduğu gibi, konusu da düşüncedir. Bu bakımdan, insanlar da düşünen varlıklar olduğuna göre, felsefe insanların olduğu her yerdedir denebilir. Ünlü İtalyan filozofu ve siyasetçisi Antonio Gramsci, her insan ilkesel olarak filozoftur derken, felsefe kavramını bu geniş anlamında alıyordu. Kavramı bu geniş anlamında alıp, ‘Türkiye’de felsefe ne durumdadır?’ diye soracak olursak; soruya ‘Türkiye’de felsefe, insanlar ne ve nasıl düşünüyorsa, öyledir ve o haldedir’ diye yanıt verebiliriz. Peki, insanlar Türkiye’de ne ve nasıl düşünüyor? Bu soruya vereceğimiz yanıt aynı zamanda Türkiye’de insanların ne yaptığına ve neyi nasıl yaptığına dair soruya da bir yanıt olacaktır.

TÜRKİYE’DE TOPLUM NASIL DÜŞÜNÜYOR?

Geleceğine dair sorulara az çok kalıcı yanıtlar vermiş, yaşamını ve kurumlarını da buna göre düzenleyebilmiş toplumlarda insanları öncelikli olarak meşgul eden soru, var olup olmama sorusu değildir; nasıl var olma sorusudur. Günlük hayatımızda insanlarla sohbetlerimizde genellikle herkesin ‘geçim derdinde’ olduğuna dair belirlemelerle sıkça karşılaşırız ve bu, doğruluk payı yüksek, çok yaygın bir kanıdır. Öyleyse, Türkiye toplumunu öncelikli olarak ‘nasıl var olma?’ sorusundan çok ‘var olma’ sorununun meşgul ettiği ileri sürebilir. Dolayısıyla bu, toplumumuzun geleceğini ilgilendiren sorulara henüz kalıcı yanıt verilemediğini ve toplumsal yaşamını da kalıcı bir şekilde düzenleyecek bir kurumlaşmaya gidilemediğini gösteriyor. Bu durumda, Thomas Hobbes’un betimlemesine göre, bir toplumda ne doğru dürüst emek harcanır ne çalışılır; ne doğru dürüst üretim olur ne de kültür yaratılır; ne doğru dürüst bir zaman kavramı olur ne de gelecek perspektifi. Kısacası yaşam sefil, kirli, rekabetçi, gereksiz kavgalarla dolu ve barbarca işler. Bu durumda insanlar anlık, yani fenomenolojik düşünür; karar verirken gerçek mi?, yanlış mı?; iyi mi?, kötü mü?; doğru mu?, yanlış mı? kararları veremez, kararlar verirler. Doğruluğuna ve/veya yanlışlığına bakmadan kararlar verirler. Bu kararların genellikle o anlık varlık sorusuna en uygun yanıt olduğu sanılır. O halde, toplumumuzda zaman kavramından yoksun, kısa, orta ve uzun erimli gelecek perspektifi olmayan anlık düşünüldüğü ve kararlar verildiği söylenebilir. Günlük hayatımızda gördüğümüz pragmatik düşünme ve davranmanın kaynağı budur. Tam anlamıyla barbarca, sefil ve ahlaksız olur. 
Toplumumuzun ne ve nasıl düşündüğüne dair bu kısa belirlemeden sonra felsefenin durumuna bakabiliriz. Zira felsefenin bu hastalıklı duruma ilaç olması gerekir.

TÜRKİYE’DE FELSEFE NE HALDEDİR?

Türkiye’de yaygın olan felsefenin kabaca üç sütun üzerinde yükseldiğini ileri sürebiliriz. Bunlar: Yenikantçılık, Postmodernizm ve Varoluşçu Felsefe. Bunlardan ilk ikisi, varlık sorusundan kaçınır. Bu bakımdan toplumu öncelikli olarak meşgul eden varlık sorusuna yabancıdırlar diyebiliriz. Yenikantçılık, özne teorisinden yoksun, neredeyse saf formalist yaklaşımıyla toplumun sorunlarının çözümü için en fazla genel çağrılar yapabilir. Postmodernist felsefe zaten var olan bölük pörçük, paramparça dünyayı betimler ve bu durumu onaylayan anlamda kuramlaştırır. Toplumda hüküm süren sorunlara en fazla tek başına ve günlük tepki veren biçare bir bakış sunmaktan öte gitmez. Diğer bir deyişle zaten var olan durumu onaylayan bir betimleme sunar Postmodernist felsefe. Varoluşçu felsefe içinde özgürleştirici potansiyeller de barındıran karmaşık bir akımdır. Fakat Türkiye’de daha çok antihümanist, antidemokratik, özgürlük karşıtı Heideggercilik yaygındır. Heideggercilik varlık sorununu sanki öne çıkaran bir akımdır. Etkili olmasının nedenlerinden birisi, sunmuş olduğu bu yanılsamadır. Fakat Heideggercilik aslında varlık sorusundan bir kaçış felsefesidir. Bu nedenle toplumun temel sorusuyla sanki ilgili ve ilişkili felsefi bir duruş olması bakımından toplumun temel sorununa yabancıdır. Fenomenolojik yaklaşımıyla, yani insanı anlık bakışa ve düşünmeye kilitleyen bakışıyla zaten var olan durumu olumlayan sözüm ona felsefi bir bakış sunar. Kısacası, felsefe Türkiye’de yaygın bu haliyle, ta başından beri en temel kaygısı olan insanın özgürlük ve mutluluk arayışını temellendirme ve gerçekleştirme çabasından vazgeçmiştir. Bu haliyle felsefi düşünme, günlük düşünme ve davranma biçimimiz olan pragmatik düşünme ve davranma tarzıyla buluşur.
Diğer taraftan Türkiye’de bu genel akımın yanında bu durumdan çıkış yolları arayan birçok filozof da vardır. Bunların birisi, her şeyi temelden kavramaya çalışan Aristotelesçi gelenektir. Diğer taraftan Varoluşçu hareket içinde Heideggerciliğe karşın özgürlük arayışından vazgeçmemiş olan akımlar ve eğilimler vardır. Sonra, klasik Aydınlanmacı felsefenin en temel kaygısı ve kavramı özgürlüktür ve özgürlük arayışında ısrar eden herkes için iyi bir çıkış noktası sunar. Son olarak; felsefede özgürlükçü yeni büyük bir sentez arayışına yanıt olarak Hegel’in ve Marx’ın temellendirdiği diyalektikçi felsefe kuramları önerilebilir. Sayısız felsefe emekçisi tarafından her gün verilen felsefe derslerinden güneşin yeniden doğacağını umut ediyoruz.

www.evrensel.net
ETİKETLER Doğan GÖÇMEN

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.