03 Nisan 2016 04:22

‘Oğlum ev yıkılmış gelen gazetecilere çay veremedim ayıp oldu’

‘Oğlum ev yıkılmış gelen gazetecilere çay veremedim ayıp oldu’

Paylaş

Fırat TOPAL
Şırnak

İdil’de 43 gün süren yasağın ardından yasağın kalktığı ilk gün İdil’deyiz. Sabah erken yola çıkmamıza rağmen İdil’e girmek uzun saatler alıyor. İdil’e Cizre’den geliyoruz. Bir önceki gün Cizre’nin yerle bir oluş sokaklarını gezmiş, Cizrelilerle konuşmuştuk. İdil’e girdiğimizde Cizre’den tanıdığımız o manzara ile karşılaşıyoruz. “Bir Cizre daha” diyorum içimden, “Bir Cizre daha…” Hemen her sokak başında ve sokak aralarında akrepler ve zırhlı araçlar karşılıyor sizi. Zafer kazanmış edasıyla geziyorlar sokaklarda. İdil’in Turgut Özal mahallesine giriyoruz, burası Cizre’nin Cudi mahallesi gibi yerle bir edilmiş… Bir sokakta karşılaştığımız 4 Polis Özel Harekâtı kısa adıyla PÖH’lü ellerinde uzun namlulu silahlarıyla yolu tamamen kapatacak şekilde yürüyor, alay eder gibi bakıp gülüyordu. Girdiğimiz her sokağın yarısı yoktu, geriye kalan kısmı ise harabeydi. Evine dönen ve evlerini o halde gören yurttaşların yüzünde acı ve öfke bir arada görülüyordu. “Konuşmak ister misin?” diye soruyoruz, kimi hiç cevap vermiyor, veremiyor. Kimi “Ne diyeyim” diye başlıyor söze, “Görüyorsunuz ne konuşalım” diye tamamlıyor…

‘İNSANLARA BİR ŞEY OLMASIN DA EVİN CANI CEHENNEME’

Yıkılan bir evin arka tarafından bir ağıt yükseliyor, evin arka tarafına doğru geçiyoruz. 35-40 yaşlarında bir kadın “Yiğidim yiğidim” diye ağıt yakıyordu. Birkaç metre ilerde ise 60 yaşlarında bir teyze oturmuş. Daha sonra öğreniyoruz ki bu teyze feryat eden kadının kaynanası. 3 katlı bir evin önünde oturmuş geliniyle. Evin ilk iki katı tamamen yıkılmış, sadece son kat ayakta duruyordu. Göz göze geliyoruz, teyzenin gözleri doluyor, ağlamak istemez gibi siliyor yaşlarını, sonra tekrar doluyor gözleri… Gözyaşlarının dinmesini bekledim bir süre. Yanına yaklaşıyoruz, “25 yılda yapabildik bu evi. Bir katını annesi sadece tek çocuğu olan oğluna yapmıştı. Oğlu öldü, evi de yıkmışlar işte görüyorsun oğlum” diye evi gösteriyor… Sonra öfkeyle ekliyor “Kanımızın son damlasına kadar bu davadan vazgeçmeyeceğiz. 9 çocuğum var ve torunlarım var. Ben bu davadan asla vazgeçmeyeceğim. Biz Kürt’üz, Kürt…” Sonra eve bakıp “İnsanlara, çocuklara, gençlere bir şey olmasaydı, evin canı cehenneme, çalışır yine yaparız. Gerekirse çadırda yaşarız” diye konuştu.

BÊKES…

İlerliyoruz, elinden tuttuğu 8-9 yaşlarında bir erkek çocuğuyla bir anne duruyor önümüzde. “Gel bizim evi de çek” diye evini gösteriyor. Konuşurken ağlıyor, gözyaşlarının yanaklarından süzülüşüne bakıyorum, ne desem eksik kalır gibi… Susuyorum, o anlatıyor, “Kimsemiz yok, belki bir faydası olur çektiklerinin. Biz ne yapacağız şimdi?” O, kimsemiz yok diyor benim aklıma Cizre’de bodrumda katledilen Mehmet Tunç’un oğlu geliyor, Bêkes…

Yıkılan bir başka evin önüne geliyoruz. Ayşe İl, 63 yaşındaki bir anne… Evi tamamen yıkılmış, kullanılacak tek parça eşya yok… Anlatıyor evini, sonra da sık duyduğumuz “Gençlere bir şey olmasaydı…’yı ondan da duyuyoruz… Konuşmasının ardından telefonda oğluyla görüşürken söylediklerine kulak misafiri oluyoruz Ayşe teyzenin: “Oğlum ev yıkılmış gelen gazetecilere çay veremedim ayıp oldu…”

ÖNCEKİ HABER

İşten atılan Dostcam işçileri: Hakkımızı alana kadar buradayız

SONRAKİ HABER

İngiltere Başbakanı Theresa May, B Planını açıkladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa