Alelade bir bitki ve edebiyatın metalaştırılması

Alelade bir bitki ve edebiyatın metalaştırılması

Kerem GÖRKEM

Bu yazı meselesini, Evrensel’in 2012’de oluşturduğu “Eleştirinin eleştirisi” başlıklı dosya içerisinde yayımlanmış bir yazıdan, o yazının bir cümlesinden alıyor. Adnan Özyalçıner’in kaleme aldığı ve çağdaş edebiyatı sorguladığı “Edebiyat yaşamı savunmaktır” başlıklı o yazıdan aynen alıntılıyorum:
“Bugün edebiyatın önünü kesen önemli başka bir şey var. Edebiyatın metalaştırılması. Kapital sahiplerinin ele geçirdiği edebiyat tanıklıklardan, düşünceyle düşündürtmekten alıkonularak serüvenci, cinselliği alabildiğine abartılmış, gerçekliği yansıtmayan fantezilere dayalı, boyun eğen, mistik bir yaşamın sözcüsü yapılmak istenmektedir. (...) Bunların içlerinde çağının belki de gününün tanığı olanlar yok mudur? Vardır elbet. Ama onlar çağının ya da gününün ne özünü ne de düşüncesini yansıtırlar. Çağı da günü de dekor olarak kullanmaktadırlar.”
Özyalçıner’in “edebiyatın metalaştırılması” olarak tanımladığı durumu mühim buluyorum. Bu noktada, konuyu yeni dönem edebiyat dergileri üzerinden tartışabiliriz.
Öncelikle “meta” kavramının üzerinde duralım. İktisadi boyutu göz ardı edecek olursak, “taşıdığı niteliklerle şu ya da bu türden insan ihtiyaçlarını gideren dışsal bir nesne, bir şey” diyebiliriz meta için. Meta olarak tanımlanan her nesnenin, artık yalnızca bir nesne olmadığı, “kullanım değeri” ve “mübadele değeri” adlı iki kavramla açıklanabiliyor ancak. Örneğin bir ağaç, gerekli işlemlerden geçirilip kâğıt haline geldiğinde, onun bir kullanım değeri oluyor artık. Vasfına yüklenen yararlılıktan kaynaklanıyor bu durum. Mübadele değeri dendiğinde ise daha karmaşık bir durum söz konusu. Bir metanın birden çok mübadele değeri olabiliyor. Bir kitap, “herhangi bir” kitap etmiyor yani.
Kağıt ve kitap örnekleri metanın edebiyatla ilişkisinin kurulmasında bağlayıcı iki örnek yalnızca. Oysa benim üzerine konuşmak istediğim asıl nokta, edebiyatın nesnesinden ziyade, kendisinin metalaştırılması. Yeni çıkmış bir kitabın ancak bir miktar parayla satın alınabiliyor olmasını sorgulayacak değilim. Gelgelelim, bir kitabın anlattığı hikâyenin, protagonistin güzel kalçalarının ya da yazarın yakışıklı bakışlarının pazarlanmak istenmesine karşı çıkabilirim. İşte bunun adına “edebiyatın metalaştırılması” diyeceğim. Diğer taraftan, konuyu bir başka boyutuyla irdelemek adına, “metanın edebiyat haline getirilmesi” diyeceğim bir diğer durum, güzel kalçalı bir kadının protagonist haline getirilmesini ya da yakışıklı bir adamın yazarlaştırılmasını içeriyor. Yeni dönem edebiyat dergileri üzerinden rahatlıkla okunabilen bu iki durum, meselenin hakikaten de mesele olduğunu anlatıyor bize. Zira, geçmişten bugüne, edebiyat dergileri için döneminin “habercisi/sesi/kimliği” yakıştırmaları yapılmıştır. İsim vermek doğru değil belki, o yüzden kategorize edeceğimiz dergileri şu iki başlık altında toparlayalım:
Alelade bir bitki ve türevleri
Seksen iki yıllık çınar ve gölgeleri
Alelade bir bitki, yayın hayatına 2013 baharında başladı. Kapağında bir hayvanın, ağzında alelade bir bitkiyle resmedildiği ilk sayı, yazarlarını da kapağında taşıyordu. Bu isimler hiç de hafife alınacak, niyetlendikleri ya da destekledikleri iş(ler) yabana atılacak yazarlar değildi. Aksine, birçoğu metinleri ya da çizgileriyle merak uyandıran, okurun ısrarla takip ettiği kalemlerdi. Öte yandan, derginin geçmiş dönemdeki sevilen bir başka yayının devamı niteliğinde olacağı dolanıyordu insanların dilinde. Bu durum da, şüphesiz, heyecanlandırıyordu okuru.
Alelade bir bitkinin yeni sayıları yayımlandıkça çeşitli tepkiler oluşmaya başladı ve okur bölündü –ki bu pek tabii normal, pek çok kitabın bile başına gelen görece sağlıklı bir durumdur. Zihninde olumlu tepkiler oluşup dergiyi sahiplenen, yeni sayılarını takip eden, sosyal medya hesaplarından alıntılar paylaşan ilk grup halinden memnundu. Etraflıca yapılan bir soruşturma olmasa bile, bu grubun dergiyi sahiplenmesindeki temel etken, edebiyat dergiciliğinde eksik olanın, heyecanla beklenmesi umut edilenin artık var olmasıydı. Öte yandan, bir edebiyat dergisi bile değildi alelade bir bitki, öyle bir iddiası yoktu. İkinci grup ise, bu yazıyı kaleme almamdaki rahatsızlığı paylaşan, derginin yayın politikasında bir hinlik sezen, rahatsız olan insanları temsil ediyordu. Bu kişiler, gitgide koptular zaten.
Birkaç ay sonra, sanki planlanmış gibi, art arda birkaç dergi piyasaya sürüldü. Bu dergiler, alelade bir bitkinin mizanpajını akla getiriyor, içerikleriyle bir paydaşlık gayesinde olduğunu sezdiriyordu okura. Devam ediyor olsalar bile, uzunca bir zaman hiçbiri alelade bir bitki kadar “tutmadı”.
“Alelade bir bitki ve türevleri”nin içerik ve yayın politikası olarak siyasi bir duruşu göze çarpıyordu –sola yakınlardı. Gelgelelim, alışık olunmayan biçimde, mütedeyyinler de vardı içlerinde. Onlarla da hemhal olmayı koymuşlardı akıllarına. Açıkça, isyanın kıyısında gezen ve bu duygunun yazarlar tarafından metinlere, yayın ekibi tarafından dergilerin karakterine yansıtıldığı görünüyordu. İlk etapta, bu durumun okuru cezbettiğini söyleyebiliriz. Gezi’nin de payı büyüktü elbette. Alelade bir bitki ve türevleri Gezi’yi sahiplendi.
“Seksen iki yıllık çınar ve gölgeleri” ise diğer gruba dahil ettiğim dergilere nazaran daha “yaşlı”, daha “oturmuş” olanlardı. Olan biteni seyretmekle, yermeden kendi işlerine bakmaya devam ettiler. Geçmişte nasıldılarsa öyle olmayı sürdürdüler. Alelade bir bitki ve türevlerinin yayıncılığa getirdiği yeniliğin de farkındalardı elbette –öyle ki bazıları mizanpaj ve içeriklerinde revizyona gitti. Fakat taviz vermediler duruşlarından. Dediğim gibi,  “olan biteni seyretmekle yetindiler”.
Bu noktada, “olan biten”i açmam gerekiyor.
Alelade bir bitki ve türevleri, edebiyatla “herkes kadar” içli dışlı olan, bu alanda rüştünü ispatlamamış kimilerini kapaklarına taşıdılar, köşeler emanet ettiler onlara, edebiyatın içine buyur ettiler. Her geçen gün, edebiyatla “herkesten daha az” içli dışlı, ama daha ünlü isimlere şans verdiler –belki yüzlercesi kapıda beklerken. İlk etapta alelade bir bitki ve türevlerinden kopan okur ise, bu yeni durumu telaşla ve çaresizlikle izliyordu. Biraz da üzülerek.
Şimdi, Özyalçıner’in alıntıladığım metinde kullandığı “dekor” metaforunu gidelim. Evet, alelade bitki ve türevleri, çağı da günü de, hatta edebiyatı da dekor olarak kullanmaya başladı. Mekansal karşılığını geliştirdiler dekorun; stickerlar, takvimler hediye ettiler okurlarına. Bu hediyelerin üzerinde yaşayan ünlülerin ve ölmüş yazarların fotoğrafları, beylik lafları vardı. Kimi okur, dergiyi değil bu hediyeleri satın alıyor(du). Artık önlerinde kimse duramazdı.  
Şunu soralım: Edebiyatın birdenbire bu denli metalaşmasının müsebbibi kimler? Alelade bir bitki ve türevlerini doğrudan doğruya suçlayabilir, günah keçisi ilan edebilir miyiz? Yoksa onlar da, günden güne metalaşan edebiyatın bir dışavurumu olarak mı görünüyorlar –döneminin masum habercileri mi yani?
İyi niyetli bir bakış açısıyla, belki.
Peki bu onları kurtarır mı?
İşte bu sorunun karşısında büyük harflerle durmalıyız.

www.evrensel.net
ETİKETLER Kerem Görkem