Yeşil Yol’un sadece adı yeşil

Yeşil Yol’un sadece adı yeşil

Cansu PİŞKİN

Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacak 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Yeşil Yol Projesi’ne yöre halkı günlerdir direniyor, seslerini duyurmaya çalışıyor. Peki projeye, oyuncu, yazar ve müzisyenler ne diyor?

HAVVA ANALAR ÇOK YAŞASIN.. ÇOĞALARAK YAŞASIN!
Füsun Demirel (Oyuncu):
Biz halkız ve yüzlerce yıldır yaşadığımız topraklara, yeşil vadilere, ovalara, ormanlara, parklara yani doğamıza el uzatan rantçılara, talancılara, gözü doymaz fırsatçılara karşı elbette direneceğiz. Yaşam alanlarımızı asla onlara vermeyeceğiz. Bu, onurlu halkın direnişidir. Havva Analar çok yaşasın! Çoğalarak yaşasın!

YEŞİLDEN VE HAVVA ANALARDAN YANA OLUNMASI DİLEĞİM
Özge Özder (Oyuncu):
Gündeme geldiği günden beri sürekli takip ediyorum Yeşil Yol projesini. Çünkü insanım ve insanlığın tabiata, hayvana, insana kısacası evrene bilerek ya da bilmeyerek yapacağı her haksızlığın,kötülüğün karşısındayım. Dünya git gide küçülüyor ve artık dünyanın neresinde olursa olsun vicdanlı insanlar seslerini birleştirip "dur" diyorlar olacak olanlara. Medeniyetler gelişmeli diyorlar gelişmeli evet ancak gelişiminin eş anlamlısı her zaman değişim olmayabilir! Bir ekosistem değişikliğine yol açacak, yeşilin üstüne 2600 km beton dökülecek ve madencilikten bahsedeceksek bu değişimdir gelişim değil! Bu değişimi de haklı olarak bölge halkı ve tabiata gönül veren, evrene sorumluluk hisseden kimse istememektedir! Maksat gerçekten gelişmek, geliştirmek ve oradaki halkın çilesini bitirmek ya da ekoturizmi canlandırmaksa var olanı iyileştirmeye bakmak,o bölgeye hayatını adamış olanlara kulak vermek gerekir. Fırtına Kolektifi’ni bir daha dinlemek gerekir! Yeşil yolun yeşilden ve Havva Ana’lardan yana durmasıdır dileğim.

YOL YEŞİLKEN GERİ DÖNÜLSÜN
Nesrin Cevadzade (Oyuncu):
Karadeniz yaylalarını birleştirme projesi olan Yeşil Yol’a kesinlikle karşıyım. Dünyadaki 200 ekolojik bölgeden biri olan bu alanın yol ağlarıyla birbirine bağlanması doğa katliamıdır. Tüm sosyal medya ağlarında bu konudaki tepkimi belli ediyor ve yol yeşilken geri dönülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Fevzi Özlüer: Kafamıza taş yağıyor!

Cömert Uygar Erdem: Duman da benum gibi…

Bülent Falakaoğlu: Biliyoruz; ölüm yolunun adıdır ‘Yeşil Yol’

DOĞA BUNA NASIL KARŞILIK VERECEK?
Mert Fırat (Oyuncu):
Yeşil Yol ile 8 ilin yaylalarını 2 bin 600 kilometre uzunluğunda yapılacak bir projeyle doğrudan bağlayacaklarını söylüyorlar. Peki doğa buna nasıl karşılık verecek? Alt yapısı var mı? Bu yolun yapılması yöre halkının ihtiyaçlarını karşılayabilecek mi? Bunların cevabı yok. Buna benzer projelerin nasıl gerçekleştiğini biliyoruz. Doğa yok olacak. Bu da elbette beni rahatsız ediyor. Yöre halkı oradaki habitatın nasıl etkileneceğini farkında ve haklı olarak karşı çıkıyor. Ben de onlar gibi bu projeye karşıyım.

ADI YEŞİL, ZİHNİYET YEŞİLDEN YANA DEĞİL
Ayşenur Kolivar (Müzisyen):
Beni en çok üzen şey insanların gündelik yaşamına böylesine pervasızca müdahale edilmesi. Yeşil olacağı iddia edilen yolun tasarımcıları orada yaşayan halkın böyle bir yola ihtiyacı olup olmadığını sormayı akıllarının ucundan geçirdiler mi? Sahil yolu yahut HES tartışmalarında da aynı durum vardı. Adı yeşil olsa da zihniyeti yeşilden yana olmayan bu yol projesine karşı kendi iradesiyle karşı koyan, buradayım diyen, muhatap arayan yürekli insanlara selam olsun.

YEŞİL ALANLAR GERİ DÖNÜLMEZ BİR BİÇİMDE TÜKENİYOR
Hakan Bıçakçı (Yazar):
Doğanın kontrolsüzce ve gittikçe artan bir hırsla talan edilmesinden rahatsızım. Dolayısıyla Yeşil Yol Projesi’nden de rahatsızım. Bilindiği gibi günümüzde para betonlaşmadan geçiyor. Ranttan başka değer tanımayanların “proje”leriyle yeşil alanlar her geçen gün geri dönülmez bir biçimde tükeniyor. Kısa vadede çirkin tabiriyle turist çekebilecek bu yapılanma, uzun vadede Karadeniz’in kendine has özelliklerini kaybederek süratle sıradanlaşmasına neden olacaktır. Doğa olduğu gibi korunarak gerçekleştirilecek olsa karşı çıkılacak bir yönü olmayabilir böyle girişimlerin. Ancak öyle olmayacağını daha önceki sayısız katliamın tecrübesinden dolayı şimdiden biliyoruz. Ben bu projenin karşısında, direnişçilerin yanındayım.  

‘ALEME VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI’
Tamer Levent (Oyuncu):
Yaylaların birbirine bağlanmasını zararlı görmüyorum. Beni rahatsız eden şey yaylaların birbirine bağlanması esnasında oluşacak doğa tahribatı. Siyasiler halkın isteğine özen göstererek o doğrultuda doğaya zarar vermeden böyle projeleri gerçekleştirmeli. Dünyada bunun örnekleri mevcut. Japonya’nın dağlık bölgelerinde de yapılıyor yol çalışmaları ancak tek bir ağaca bile zarar verilmiyor. Çalışmalar doğaya zarar vermeden onunla uyum içinde yapılıyor. Hali hazırda 3. köprü projesinin sebep olduğu ağaç katliamını görüyoruz. Başka yolu yok muydu bunun? Bunlar hep demokrasi sorunu. Oysa demokrasi bir kültür rejimidir. Ancak kültür olmaksızın kullanılıyor. Demokrasi kavramının içi boşaltılıyor. Başka ülkelerin iç işlerine karışıp yapılan projelerin halka sorulması gerektiğini savunuyor fakat kendi ülkesinde vatandaşa danışmadan dozerle buldozerle kıyıma başlıyor. “Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı” lafının çok kullandığım bir atasözü olmamakla birlikte durumu özetlediğini düşünüyorum.

www.evrensel.net