Ayakkabı tamircisi Mevlana Abi: Ağza çivi girmeden bu iş olmaz!

Ayakkabı tamircisi Mevlana Abi: Ağza çivi girmeden bu iş olmaz!

Hem okula gidiyorduk hem de ayakkabı tamirciliğini öğreniyorduk. Gözümü tamircilikte açtım. Hâlâ da öyle gidiyor. Okuyamadık. Allah rahmet eylesin öğretmenimiz de tekmeyi vurdu, ‘kalabalık etmeyin’ dedi. O zamandan bu yana tamircilik yapıyorum.”

Fırat TURGUT

‘Dost başa, düşman ayağa bakar.’ Bu söz ilk söylendiğinde ya ayakkabı diye bir şey icat edilmemişti ya da ayakkabıcılara ayıp edilmişti. Zira dükkanına girdiğimizde bizi süzmeye ayaklarımızdan başlayan Mevlana Abi’den hiç şüphelenmedik. Bakkala, pastaneye, manava girersin... Satıcı yüzüne bakar “Ne istiyon” mealinde... Ayakkabıcı da ayaklarına bakar işte...

Ayakkabı tamircisi Mevlana Cengizhan, ufak dükkanında, “Buyrun azizim” diye karşılıyor bizi. Kısa boylu, göz kenarları muhtemelen gülmekten buruşmuş bu adamın önce adı, soyadı dikkatimizi çekiyor. “Soyadımız ikinci dedemden geliyor” diyor: “Adımı da hafız olan abim koydu.”

Kendisi Kayserili ama 67’de göçmüşler İstanbul’a... Önce Kasımpaşa’ya yerleşiyorlar. Kısa bir süre sonra da Kocamustafapaşa’ya... Kendisinin değilse bile iki çocuğunun ve iki torununun kimliğinde İstanbul yazıyor.

‘GÖZÜM BU İŞLE AÇILDI’

Eline tamir etmek amacıyla ilk defa ilkokulda almış ayakkabıyı: “Babam affedersin kanalizasyoncuydu. Abim de akrabamız olan bir ayakkabı tamircisinin yanında çalışıyordu. Abim de bize öğretti. Hem okula gidiyorduk hem de ayakkabı tamirciliğini öğreniyorduk. Gözümü tamircilikte açtım. Hâlâ da öyle gidiyor. Okuyamadık. Allah rahmet eylesin öğretmenimiz de tekmeyi vurdu, ‘kalabalık etmeyin’ dedi. O zamandan bu yana tamircilik yapıyorum.”

‘DÜKKAN İTİBARI ARTIRIYOR’

15 sene seyyar çalışmış, sonra da dükkan açmış. “Ama en güzeli de dükkanmış” diyor.
-Neden abi
-İnsan dükkanda olduğu zaman itibarı artıyor. Daha çok müşteri de geliyor.
Müşterinin çok olduğu bir yerde de bir esnaf olarak her türlü insanla muhatap oluyor... Ateisti, sofisi, memuru, işçisi... “Herkesle muhabbetimiz var” deyince işin sırrını öğrenmek istiyoruz. Oturduğu yerde belden yukarısını bize doğru yanaştırıyor. Kısık bir sesle konuşuyor: “Herkesin suyuna göre, birine fazla, birine eksik... Ama kendi rengini belli etmezsin. Müşteri ne kelam atarsa o sudan gidersin. Sen bir söz söyle biz ona göre suyumuzu açalım. Bu iş böyle...”

‘GELEN MÜŞTERİYİ GERİ DÖNDÜRMEYİZ’

Ayakkabı tamiratıyla ilgili akla gelen her işi yapıyor... Haa, oldu ki yapamadı, o zaman da yaptırıyor. “Bizim dükkana gelip de geri döndürdüğümüz olmamıştır” diyor. O esnada dükkana giren müşteriler de Mevlana Abi’yi kanıtlıyor zaten...
Müşteri: Bana bu terliği kaça yaparsın. (Satın alacak)
Mevlana Abi: On liraya yaparız baba.
Mevlana Abi’nin ikna ettiği müşteri, terliği 10 liraya alacak olmasına anlam kazandırmaya çalışıyor: Ben yabancı değilim zaten, tamam.
Mevlana Abi: Tamam istediğin zaman gel hallederiz.

ÇİVİLERİ YUVARLIYOR

Ayakkabıya taban çaktığı zaman ise ağzına 3-5 tane çivi yuvarlaması müşteriye verdiği yanıtı 3-5 saniye geciktiriyor.
-Peki o çivileri ağzına koymadan olmaz mı bu iş abi
Sanki işinin püf noktasına itiraz etmişiz gibi:
-Olmaaaaaz, olmaz...
-Sebep?
-Alışkanlık. Hangi ayakkabıcıya gidersen git, mutlaka ağzına çivi atacak. Atmadan olmaz, yapmazsın. İmalatçıya da gitsen aynı. Tamirciye de gitsen aynı. Mutlaka ağzına çivi atacak. Bir de daha hızlı oluyor.

MASADAKİ ŞİŞELER!

-Başka alışkanları var mı abi ayakkabıcıların?
-Şu an ayakkabıcıların yüzde 60’ında alkol vardır. Bir yandan içer, bir yandan çalışır. İçmeden yapamaz adam...
-Anladığımız kadarıyla sen içmiyorsun...
-Ağzıma bile sürmem...
Dükkana girdiğimizden itibaren Mevlana Abi’nin arkasındaki masanın üzerinde duran şurup şişeleri o an daha çok göze batıyor:
-Şu masadaki şişelerde ne var abi?
-Haaa, onlar mı? Boya var onlarda çeşit çeşit...
Mevlana Abi’nin yüzünde kendini akladığının gururuyla bir gülümseme yer ediniyor.

ÇIRAK YETİŞMİYOR

Mevlana Abi, ayakkabı tabanlarına çivi taktığı esnada hepimiz susuyoruz. Bir çiviyi 2-3 vuruşla yerleştiriyor. Bir yandan “tak, tak, tak” sesi, diğer yandan bu sessizlikte daha fazla hissedilen deri, boya, ayak kokusu... Sessizliği, daha fazla dayanamayan Mevlana Abi bozuyor:
-Sor ya, sen soracaksın ben cevaplayacağım.
-İşine merak saldık
-Ah canını yediğim. Çırak da yetişmiyor eskisi gibi. Ayakkabı tamirciliği cazip gelmiyor. Şu an ayakkabı tamir eden en gencinin yaşı 35’tir.
-Belki torunların çırak olur sana
-Yok onlar okusunlar, zekalı çocuklar.
-Merak salarlar belki
-Olabilir, iyi olur tabii.

‘ŞİMDİ EL BIÇAĞI KESİYOR?’

Baktı ki muhabbetin biraz daha gideri var, çay söylüyor bize. Çayı söyledikten sonra da taban çaktığı bir ayakkabı ve bir bıçak alıyor eline. Tabanın fazlalıklarını atacak.
-Bıçakla tehlikeli değil mi bu iş?
-Yooo, kullanmasını bildikten sonra...
-Hiç kestin mi peki elini?
Mevlana Abi “siz ne diyonuz gardaşım” der gibi bir sesle başlıyor:
-Piuuuuu... Ah ah, şu parmağın dili olsa da konuşsa. Ne kadar kesildi, ne kadar çekiç yedi. Ama şimdi tersine döndü. Daha önce bıçak eli kesiyordu. Şimdi el bıçağı kesiyor. En son üç sene önce kestim. Boşluğa geldi, carrrttt.

‘TABANI PİŞİRELİM’

Bir yandan konuşurken diğer yandan iş yapan Mevlana Abi bu kez, “Şimdi ayakkabı pişireceğiz” diyor. Dükkanda bulunan bir piknik tüpünü yakıyor ve bir tabanı ısıtmaya başlıyor... Amaç, tabana daha önce sürüldüğü için kuruyan yapışkan maddenin erimesi. İki tabanı da ısıttıktan sonra ayakkabılara yapıştırıyor.
-Sağlam oluyor mu peki böyle?
-Isıttıktan sonra yapıştırdın mı kerpetenle bile sökemezsiniz...
Ne diyelim, büyüksün abi...

‘İNSANLARI SEVİN’

Otursak sabaha kadar konuşacağız ama iki tarafın da işi var. Mevlana Abi’nin şikayetlerini de dinliyoruz:
“İnsanlar artık ucuz ayakkabı alıyor. Yırtıldığı zaman yenisini alıyor. Bir söz vardır, ucuz ayakkabı alacak kadar zengin değiliz diye. 10 tane ucuz ayakkabın olacağına bir tane pahalı ayakkabın olsun daha iyi. Bir de bazen bir kişinin getirdiği ayakkabıyı bir başkasına veriyoruz. O zaman müşteriye yeni ayakkabı almak zorunda kalıyoruz. Sonra yanlış ayakkabıyı verdiğimiz müşteri ayakkabıyı getiriyor ama iş işten geçmiş oluyor.”
“Son olarak vatandaşlara ne söylemek istersin abi?”
Sabahın saat 7’sinde dükkanı açıp, akşam 9’da kilitleyen, çalışmayı çok sevdiği için kırk yılın başı izin yapan, sanki ‘müşteri velinimetimizdir’ sözünün sahibi olan bu adam, üzerine sayfalarca yazılar yazılabilecek, uzun metrajlı filmler çekilebilecek, ama çok da basit bir mesaj veriyor:
“İnsanları sevin.”


MEVLANA ABİ’NİN...

Özlü sözü:
Bir tamirci imal edemez, bir imalatçı da tamir yapamaz.

İspiyonu:
-Sizin yeriniz Çevre Tiyatrosu’nun orada değil mi?
-Evet
-Orada bir kadın müşterim var. Geliyor sık sık.

Müşteriyle diyalogu:
Müşteri: Usta bunun tabanı gitti. Ne yaparız bunu?
-Bırakırsan yaparız abi. Bugüne yetişmez. Zımpara yapmamız lazım ona
Başka bir müşteri: Dün akşam iki ayakkabı bırakmıştım.
-Abla buna dışa doğru basmışsın. Ondan dolayı taşmış dışa doğru-
Müşteri: Yani ne yapacağım bilmiyorum. Böyle böyle yürüyorum (penguen taklidi yapıyor). Kızım diyor ki bana ‘anne niye böyle yürüyorsun.’ E yürümeyeyim mi? Siz röportaj mı yapıyorsunuz.
Biz: Evet
Müşteri: Bana da yer verirsiniz.
Biz: Tamam abla.
Başka bir müşteri: Ayakkabılarımın şurası acıtıyor. (Sandaletlerin üst bölümünü gösteriyor)
-Ona dayak atmamız lazım abla.
Müşteri: Tamam getireyim de iyice bir döv.
Dükkandan çıktıktan sonra...
Biz: Dayak atmak ne demek abi
-Dövmek
Biz: Tamam abi, sağol...

www.evrensel.net