Suriye hevesinin altında yatanlar

Suriye hevesinin altında yatanlar

Ancak asıl sorun, Suriye’ye yönelik bu savaş heveslisi tutumun seçim döneminden beri Erdoğan ve hükümet tarafından yürütülen ‘çözüm’ sürecini askıya alan tavırla birleşince ortaya çıkaracağı vahim tablodur. Nitekim Öcalan ile görüşmelerin tamamen engellenmesi ve gerilla üslenme alanlarına yönelik düzenlenen hava harekatı, bu vahametin en ciddi işaretleri olarak ortaya çıkıyor.

Ahmet Hamdi AKKAYA*

Türkiye, yakın tarihinin en kritik seçimi olduğunda mutabık kalınan 7 Haziran’ın sonuçları daha hayata geçmeden, apayrı bir tartışmanın ortasına itildi: Türkiye, Suriye’ye girecek mi? Girerse ne olacak?

Seçimden bir hafta sonra, Haziran ayının ortasında Tel Ebyad’ın YPG/YPJ güçlerince alınması ile Rojava’nın iki kantonunun arasına giren son IŞID engelinin de ortadan kalkması AKP hükümetini ateşlendirdi.‘Kürtler Tel Ebyad’da katliam, etnik temizlik yapıyor’ temelli psikolojik savaş argümanlarının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret fişeği niteliği taşıyan ‘Suriye’nin kuzeyinde, güneyimizde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz’ açıklaması aslında tartışmanın esasını ortaya koyuyordu. Tam da meşhur fıkrada dile getirilen ‘Kürt anasını görmesin’ meseli ile özetlenebilecek devletin resmi görüşü devredeydi. Nitekim bu süreç içinde IŞİD’in Kobanê’de gerçekleştirdiği katliamda Türkiye’nin rolüne ilişkin Kürt tarafının dile getirdiği şüpheler de bunu doğrular nitelikteydi.

İki hafta bu minval üzeri devam eden TC’nin Suriye atağı öncelikle Erdoğan ve AKP’ye seçimlerde kaybettiği gündem belirleme imkanını tekrar kazandırdı. Ardından da geçtiğimiz hafta başında yapılan MGK toplantısı ve ardından sınırın Kilis tarafına yapılan askeri yığınak ile Suriye’ye giriş tartışması başka bir argüman ile temellendirilmek istendi: Türkiye aslında Cerablus sınır kapısını geçtiğimiz yıldan beri elinde tutan ve son olarak Azez tarafına saldırarak Halep’in kuzeyinde başta Nusra olmak üzere diğer cihatçılara karşı üstünlük kurmaya çalışan IŞİD’e karşı müdahale etmek amacındaymış! Bunda da önce Halep’in kuzeyinin, sonra da belki kentin kendisinin IŞİD’ın eline geçmesi kaynaklı Türkiye’ye yönelecek göz hareketini engellemek arzusundaymış!

Sonuçta Suriye’deki savaşın başından beri kamuoyuna dönem dönem pompalanan Suriye’ye girerek tampon bölge oluşturma hevesleri bu kez daha ciddi bir ihtimal olarak sunuldu. En son adı açıklanmayan bir üst düzey hükümet yetkilisinin bir grup gazeteciyi toplayarak hedefin PYD değil de, IŞID olduğunu duyurması da, Erdoğan’ın açıklamalarını uluslararası güçlerin tavrı ile uyumlu hale getirme çabası olarak anlaşılmalı. Yoksa, geçen yıldan beri Cerablus ve Tel Ebyad’ı  IŞID elinde tutarken hiçbir şekilde gündeme getirilmeyen bu ‘kaygılar’ın şimdi dile getirilmesi sadece bir takiye olarak görülemez.Bu, Türkiye’nin de aslında bölgesel ve uluslararası güç dengesinin gereklerinin tersine bir şey yapamayacağının itirafı oluyor. Evet, başta ABD olmak üzere uluslararası koalisyon, Suriye’de güncel meseleyi IŞİD’ın yenilmesi veya en azından geriletilmesi olarak görüyor. Suriye’deki savaşın diğer temel yürütücüsü olan S.Arabistan ve Katar  ise ABD ve uluslararası güçlerin bu kesin tavrı karşısında IŞİD’e sahip çıkamadıkları gibi, en azından Nusra ve diğer cihatçı güçlerin atılımları ile sahada söz sahibi olmayı sürdürmek zorundalar. Nitekim rejim karşısında, önce İdlip ve güneyde son olarak da Halep çevresinde yaşanan gelişmeler bunun ifadesi. Bu noktada birden çok ipte oynamak zorunda kalan ise içerde 13 yıllık iktidarının en zorlu dönemini yaşayan Erdoğan ve AKP oluyor.

ERDOĞAN NEFESLENİRKEN BARIŞ MÜCADELESİ GÜÇLENMELİ

Şu aşamada “Suriye’ye girdik/gireceğiz” kampanyası zor durumdaki Erdoğan’a ve AKP’ye bir nefeslenme imkanı sağladı. Bunun ötesine geçme ihtimali de zayıf gözüküyor. Velev ki geçsin, yani Türk ordusu Erdoğan ve destekçisi basının sunduğu gibi ‘başarılı bir operasyonla Suriye’ye girsin, bu durumun Türkiye açısından yaratacağı hiçbir olumlu durum ufukta gözükmüyor. Kürt dinamiği açısından belirleyici olan Kobanê’nin kurtuluşu ve ardından Cizire Kantonu ile birleşmesi süreciydi. Kobanê-Cizire kantonlarının birleşerek savunma sistemlerini güçlendirdikleri mevcut durumda, Afrin kantonu ile birleşmenin bugünden yarına gerçekleşmemesi halinde de  büyük bir kriz olmayacaktır.

Ancak asıl sorun, Suriye’ye yönelik bu savaş heveslisi tutumun seçim döneminden beri Erdoğan ve hükümet tarafından  yürütülen ‘çözüm’ sürecini askıya alan tavırla birleşince ortaya çıkaracağı vahim tablodur. Nitekim Öcalan ile görüşmelerin tamamen engellenmesi ve gerilla üslenme alanlarına yönelik düzenlenen hava harekatı, bu vahametin en ciddi işaretleri olarak ortaya çıkıyor. Suriye’ye girme, Kürt meselesinde çatışmalı sürecin kapısını aralayacak bir etki yaratabilir. ‘Elinizde çekiç varsa, her şeyi çivi gibi görürsünüz’ lafını doğrularcasına, sınır ötesine askeri güç yollayan bir hükümetin içerde de zaten hiçbir zaman tam anlamıyla uzaklaşmadığı askeri çözüme dönme  ihtimali güçlüdür. Kürt hareketinin başta Rojava olmak üzere tüm faaliyet alanlarında buna karşı direnecek imkan ve hazırlılığına sahip olduğu da açıktır. Asıl gündeme gelmesi gereken ise Suriye’de savaşa girilmesi tehlikesine karşı Türkiye’de gerçek bir barış hareketini örgütleme mücadelesi olmalıdır.

*Gent Üniversitesi; Çatışma ve Gelişme Çalışmaları Bölümü’nde doktora adayı

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Temmuz 2015 08:26
www.evrensel.net