Demografik pragmatizm

Demografik pragmatizm

'Denetim sahası' denen şey sadece bir toprak parçasını ya da askeri varlığı ifade etmiyor. O aynı zamanda 'istikrarı' sağlayacak yerleşik bir nüfusa da ihtiyaç duyuyor. Demografik yapının sürekli değiştirilmesi, savaşan gerici güçlerin ne yazık ki vazgeçemedikleri temel bir strateji haline geldi.

Ercüment AKDENİZ

Ünlü fizikçi Albert Einstein atomu parçaladığında, bu buluşu elbette insanlığa en büyük kötülüğü edecek atom bombasını icat etmek için yapmamıştı. Benzer şeyi sanırım “demografi buluşu” için de söyleyebiliriz.

Demografi kısaca nüfus bilimi demek. Demografi, sistemli bir bilim dalı olarak ilk defa Avrupa’da 17. yüzyılda ortaya çıktı. İngiliz iktisatçı John Graunt 1662’de ölüm oranları tablolarını kitabında yayınladı. Bunu ölüm ve vaftiz kayıtları üzerine çeşitli incelemeler izledi. Graunt’un buluşu insan topluluklarının kırılmasına neden olan bir dizi bulaşıcı hastalığın üzerine gitmek için de yeni kapılar açtı. Fakat “modern dünyanın” bu bilim dalını yeni topraklar elde etmek üzere en vahşi organizasyonlarda kullanacağını Graunt nerden bilebilirdi?  

GRAUNT MGK BİLDİRİSİNE GİRERSE...

Seçimlerin ardından ilk MGK toplantısı, sınırdaki gerilimin gölgesinde yapıldı. “John Graunt’un MGK toplantısında ne işi var” demeyin! Çünkü MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride John Graunt’un “demografi”si yine karşımıza çıktı. MGK bildirisinden küçük bir bölüm:
“Bölgede yaşayan sivil halkı hedef alan terör saldırıları ile bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine yönelik eylemlerden duyulan endişe dile getirilmiştir...”
Bildiride geçen “sivil halkı hedef alan saldırılar” tanımlamasında daha çok IŞİD kastediliyor. Gerçekten de IŞİD bölgede öylesine kanlı ve vahşi eylemlere imza attı ki kimsenin gücü bu unvanı ondan alıp başkasına vermeye yetmiyor. Peki, “etnik ve demografik yapının değiştirilmesine yönelik eylemler” derken kim kastediliyor? Yine IŞİD mi? Hayır, burada IŞİD değil PYD ve birlikte hareket ettiği güçler kastediliyor. Dolayısıyla devletin tutacağı taraf da bildirideki bu fikre göre şekil kazanıyor.

BOMBALAR İSTİKRAR ARARSA

Ortadoğu coğrafyası öyle bir hale geldi ki; elindeki “istikrar” bölgelerini kaptıranlar hemen yön değiştiriyor ve bu kez aynı bölgeleri kendi eliyle istikrarsızlaştırmaya başlıyor. İstikrar ya da istikrarsızlık arayışında en etkili eylemler ise kuşkusuz bombalı saldırılar.    

“Denetim sahası” denen şey sadece bir toprak parçasını ya da askeri varlığı ifade etmiyor. O aynı zamanda “istikrarı” sağlayacak yerleşik bir nüfusa da ihtiyaç duyuyor. Demografik yapının sürekli değiştirilmesi, savaşan gerici güçlerin ne yazık ki vazgeçemedikleri temel bir strateji haline geldi. Farklı mezhepleri temsil ettiğini söyleyen silahlanmış yapıların yıllardır hiç bıkmadan birbirlerinin camilerine bomba koymaları, olayın geldiği vahameti gösteriyor. Bir pazar yerinde, okul önünde ya da cami avlusunda, her nerede olursa olsun, toplu sivil katliamları hedefleyen bütün bu saldırıların elbette bir amacı var; yerleşik nüfusu göçe zorlamak!

Sivil halkın üzerine bomba yüklü araçları sürenlerin, Esad’ın varil bombalarını sallayanlardan daha masum olduğunu kim söyleyebilir?

Ortadoğu’nun o en tanıdık katliam yöntemi bu kez Kobanê’de denendi. Bilanço korkunçtu. Kürt kaynakları 267 insanın hayatını kaybettiğini açıkladı. Benzer bir katliam girişimi de Diyarbakır HDP mitinginde yaşandı. Böylece bölgede yükseliş trendi yakalayan Kürtler ve demokratik bir model sunan Rojava da bombalı terörün sahası haline gelmiş oldu. “İstikrar” arayışındaki bombalar, demografik yapının Kürtler ve Rojavalılar aleyhine değişimini öngörüyordu.

DİKENLİ TELLER...

1916 yılında imzalanan Sykes-Picot anlaşması, Ortadoğu’da sınırları çizerken; aynı ulustan toplulukları ve hatta akrabalıkları parçalamıştı. Tel Ebyad-Akçakale sınırına çekilen dikenli teller, Sykes-Picot’tan tam 100 yıl sonra, savaştan kaçan binlerce Suriyeliyi karşılayacaktı. Ne var ki; mülteciler üzerinden “Ensar”lık edebiyatı yapan AKP hükümeti, bu kez sınırı kapatmıştı.
Dikenli tellere yüklenen insanlar birbirlerini çiğnedi. Ağlayan çocuklar; yüzleri, kolları parçalanan adamlar; saçları dikenli tellere takılı kalan kadınlar; çocuklarını tellerin üzerinden karşı tarafa atan anne ve babalar... manzara korkunçtu. Üstelik sınırın bu tarafında konuşlanan tomalar, basınçlı suyla onları uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bir müddet sonra bu korkunç tablo, IŞİD militanlarının karenin içine girmesiyle tamamlandı. Çoğunluğu Arap ve Türkmen kalabalıklar, namluların ucuna takılarak yeniden geldikleri yerlere sürüldüler.

Daha önce 2 milyon Suriyeliyi, Esad rejimini devirecek demografik bir taktik olarak Türkiye’ye alanlar, Tel Ebyad-Akçakale sınırına yığılan “demografik yapının değişim tehdidi”ni işte böyle engellemişlerdi!

İsterseniz şimdi 2013 yılına gidelim ve “demografik yapının değiştirilmesi” tehdidine devletin nasıl yanıt verdiğine bir bakalım. Haber kupürümüz 1 Kasım 2013 tarihine ait;

“AKP rejiminin Nusaybin-Qamişlo arasındaki sınıra örmeye başladığı ‘utanç duvarı’na karşı ölüm orucuna giren Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’a destek veren halka, polis gaz bombaları ve tazyikli su ile saldırdı...”
Ne diyelim? Tel Ebyad-Akçakale sınırında devlet fabrika ayarlarına geri dönmüş olmalı.

GRAUNT’UN KEMİKLERİ

Demografi bir nüfus bilimidir demiştik. Pragmatizm ise politikada keskin ve kaygan bir faydacılığı ifade eder.
İşin özeti şu: “Bölgenin demografik yapısının değişmesi”ne dikkat çekip bunu bir tehdit olarak ileri sürenler, en hafifinden demografik pragmatizm yapıyorlar. Çünkü onlar attıkları her adımda aslında kendi çıkarlarına uygun demografik bir değişimi dayatıyorlar. Bu tutum Yeni Osmanlıcılığın ruhuna da uygun zaten.
John Graunt’un kemikleri daha fazla sızlamasa bari... 

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Temmuz 2015 11:55
www.evrensel.net
ETİKETLER Ercüment Akdeniz