KENTTEN GELEN

  • Uzun bir süredir, kamu hizmetlerine yönelik reform(!) kelimesi sıkça kullanılmaktadır.


    Uzun bir süredir, kamu hizmetlerine yönelik reform(!) kelimesi sıkça kullanılmaktadır. Kelime anlamıyla reform, yeniden yapılandırmak, daha olumlu hale getirmek olsa da, kamudaki değişim ifade edildiği gibi midir? Yani kamudaki yeniden yapılandırma bir reform mudur?
    Kamuda yürütülen derin operasyonun kulağa hoş gelen sihirli kelimesi iki tarafı keskin bir bıçaktır. Bıçak içeri tarafa sallandığında kurumdaki emekçileri, dışarı doğru salladığında o kurumdan hizmet alan milyonlarca yurttaşı yaralamaktadır.
    Örgütlü olduğumuz tüm kamu kurumlarında bu sihirli reform(!) sözcüğü sadece kamu patronu (işveren) temsilcilerinin değil, bilerek ya da bilmeyerek tüm emekçilerin diline dolanmıştır. Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılarak halka satılması anlamına gelen bu süreç, hâlâ yeterince kavranamamaktadır. Yapılandırmanın asıl hedefleri gözden kaçırılarak, günlük çıkar ve hedefler ön plana çıkmaktadır. Tasfiye, devir veya hizmetlerin daraltılacağı tüm kurumlarda yaratılan yeni statüler ve statülere getirilen geçici iyileştirmeler geniş emekçi kesimleri oyalamaya yetmektedir.
    Kamu emekçileri genel olarak, yeniden yapılandırmadan ancak sıranın kendisine geldiğinde farkına varmakta ya da işin ciddiyetini anlamaktadır. Aynı sendikada örgütlü olan farklı kurumlarda görev yapan emekçiler, benzer sorunlarda bile tepkilere ortak edilmekte zorluk çekilmektedir. Kamudaki derin operasyonla bir taşla iki kuş değil çok daha fazlası amaçlanmaktadır. Kamu hizmetlerine ihtiyaç duyanların sayısı hızla artarken, bu hizmetleri yürütenlerin sayısı hızla düşmektedir. Sayısı düşen personelle yürütülmeye çalışılan hizmetler aksamakta ve ulaşılması zorlaştırılmaktadır. İş güvenceli ve görece daha iyi koşullarda (mücadele sonucu) çalışan emekçilerin yerine geçici, sözleşmeli vb. adlarla yaratılan istihdamlar yeni sorunları beraberinde getirmektedir. Kamu işyerlerinin temizlik, yemekhane vb. hizmet alanlarında başlayan taşeron sistemi, gittikçe yaygınlaşmaktadır. Satın alınan hizmet iş gücü, farklı alanlarda görevlendirilerek sorun daha da derinleştirilmektedir.
    Kamu hizmetlerinin tasfiyesi aşamasında personel sıkıntısı ve iş yükünden bunalan emekçilere dayatılan performans-verimlilik gibi dayatmalarla daha fazla rekabet ve emek sömürüsü yaratılmaktadır. Birbirleriyle rekabete sokulan emekçiler, gerçek sorunlarına ve sorumluları olanlara karşı birlikte mücadele etme yetileri zayıflatılmaktadır.
    Bugün kamuda adına reform denilen yeniden yapılandırmaya karşı sendikalarımızın lokal duruşları olumlu olmakla birlikte yeterli değildir. Süreci bir bütün olarak algılayıp ele almadan, sorunu maliyecin, adliyecinin, sosyal güvenlik emekçisin veya bir başka kamu emekçisinin sorunu olarak algılamadan hareket etmeli, ortak mücadeleyi yükseltmeliyiz.
    İki tarafı da keskin olan bıçağın sallanan iki tarafında da biz varız. Hem kota, performans ve verimlilik ölçütleriyle daha fazla sömürülen olarak, hem de hizmetlerden faydalananlar olarak.
    Buhrana dönüşen kriz ortamında biz kamu emekçilerine düşen görev, kamu hizmetlerinin nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz olmasını talep ederken, hizmeti verdiğimiz kesimlerle ortaklaşan mücadeleyi örgütlemektir.
    Ancak o zaman bize dayatılan iş güvencesizliğini, kamu hizmetlerinin tasfiyesini, piyasaya açılmasını engelleyebiliriz. Reform(!) diye adlandırılan yapılandırma sihrini ancak o zaman bozabiliriz.

    (*) BES İzmir Şube Başkanı
    Ramis Sağlam*
    www.evrensel.net