23 Ağustos 2009 00:00
İranlı Elife ile Vanlı Abdülkerimin hikayesi
Abdülkerim tır şoförüdür ve iş nedeniyle İrana seyahat etmektedir. İranda bir kız görür; esmer, kara kaş kara göz. Aşık olur Abdülkerim, kafaya koyar: Bu kızla evlenmeliyim ben... Kız da beğenir Abdülkerimi.
Gözü karadır Elifenin, küçük yaşına rağmen karşılık verir Abdülkerime. Evlenirse bir de, memleketinde dillere destan Türkiyeyi görecektir ne de olsa. Elifeyle Abdülkerim anlaşır. 26 yaşındaki Abdülkerim bir daha geldiğinde 13 yaşındaki Elifeyi kaçıracaktır. Ki öyle de olur. Abdülkerim Vanın yöresel erkek kıyafetini Elifeye giydirir ve onu memleketi Vana kaçırır. Ailesi Elifeyle dört çocuğu olana kadar konuşmaz. Daha sonra o sorun da hallolur. 9 sene Vanda yaşadıktan sonra Gölcüke yerleşirler. İki katı kaçak olan sekiz katlı belde apartmanında oturmaya başlarlar. Ta ki Gölcük depremine kadar. Yalnızca apartman değil dünyaları da başlarına yıkılır Elifeyle Abdülkerimin. Çünkü 7 çocuklarından 4ünü kaybetmişlerdir. Gözü kara Elife, geçen 10 yıl boyunca Nasıl çocuklarımı kurtaramadım diye kendine sorar...
BİR ROBIN HOOD HİKAYESİ
Depremin ardından çadırda, prefabrikte yaşayan Güzel ailesi, daha sonra Irak Arızlı sitesine yerleşir. Son günlerde adını sıkça duyduğumuz Arızlı sitesi, Irak Kızılayının yapmış olduğu petrol bağışıyla yapılmıştır. İşin bu kısmı da Güzel ailesi için boyut değiştirerek, yine bir hikaye halini alır aslında. Zenginlerden alıp fakirlere veren Robin Hood hikayesi, Depremzededen, mağdurdan alıp bürokrata ver masalına dönüşür bir nevi.
BU EVİ DENİZ MANZARASI İÇİN SEÇMEDİM
17 Ağustos 1999 depreminin 10. yıl dönümü nedeniyle gittiğimiz Irak Arızlı sitesinde bu iki iç içe geçmiş öyküyle karşılaşıyoruz. Bir yanda deprem nedeniyle baştan sona değişmiş hayatlar, öte yanda çevik kuvvet, depremzedeleri evden çıkarmak için yapılan müdahaleler.
İmza kampanyasıyla, kurdukları çadırla mücadelelerine başlayan depremzedeler, şimdi meşaleli yürüyüşlerle evlerinden çıkmamak için direnmeye devam ediyor.
Elife Güzelle de sitenin önünde kurdukları çadırda depremzedelerle söyleşi yaparken tanışıyoruz. Zannediyorlar ki bu evi deniz manzarası için seçtik, ben bu evi çocuklarımın mezarını görebilmek için seçtim, bunu biliyorlar mı? diyor ağlarken. Bizi evine davet ediyor, bir yandan hikayesini dinliyoruz diğer yandan çocuklarının fotoğraflarına bakıyoruz. Deprem sabahı çocuklarını molozların arasından çıkardıklarını anlatan Elife, yaşadıkları şok nedeniyle memlekete gittiklerini anlatıyor. Memlekette ancak 9 gün kalabildiğini söyleyen Elife, Vana gittik ama dayanamadım. Sanki çocuklarımı sokakta bırakmışım. 9 gün sonra eşim ve büyük oğlumla geri döndük, diğer çocuklar kaynanamda kaldı diyor. Yaşadıkları acı nedeniyle uzun bir süre sağ çocuklarını da gözü görmemiş Elifenin.
ARIZLI DEPREMZEDELER İÇİN
İlk önce Kızılay çadırına yerleşmişler. Elifeyse bunu bir yerleşme olarak görmüyor, Çünkü günün büyük bir bölümünü çocuklarımın mezarında geçiriyordum diyor.
Bizi deprem değil çürük evler öldürdü diyen Elife, ailesinin başvurularına rağmen uzun bir süre prefabriklere yerleşemediğini anlatıyor. Daha sonra yerleştikleri Tayvanın vermiş olduğu prefabriklere onlar da ancak tanıdık sayesinde zar zor girebilmişler.
Ardından Irakın yardımıyla yapılan siteler için başvuru istediklerini duymuş Güzel ailesi. Yıkım belgeleri, kayıplarımız, isimlerimiz, ne gerekiyorsa her şeyi verdik diyor Elife. İki ayın ardından yerleşmişler depremzedeler için yapılmış Irak Arızlı konutlarına. Ama burada da acılar unutulmamış, unutmalarına fırsat verilmemiş.
Diğer acılarımızla beraber bu sefer de baskılarla boğuştuk diyen Elife, 2. sınıf muamelesi görmek çok acıydı. Bize gelmediyse bu yardım, kime geldi? Devlet bu kadar mı mağdur oldu da depremzedeler yerine polisi, vali yardımcılarını burada oturtuyor diye anlatıyor, sıkıntılarını.
KIZIM BÜYÜMÜŞ, BEN FARKINA
VARAMAMIŞIM
Elifenin eşi Abdülkerim Güzelle devam ediyoruz röportajımıza. Önce deprem anını anlatıyor bize. Güzel, Gece 1.30da işten geldim. O sırada hanımla çocuklar dışarıdaydı. Büyük kızım kapıya geldi, Baba nasılsın? dedi. Ben de, eyvahlar olsun kızım büyümüş, ben fark edemedim dedim içimden diyor. Bu konuşmanın ardından onlar da depreme uykuda yakalanan milyonlarca insan gibi uykuda yakalanmışlar. Bir patlama sesi duyduğunu anlatıyor Güzel, evin altına bomba bırakıldığını bile düşünmüş. Sonra o şiddetle evin altına çökmüşler, tavan da üstlerine... Önce eşini kurtarmış Güzel, ardından oğlunu görmüş, kurtarmaya çalışmış ama oğlunun buz gibi bedeniyle karşılaşmış. Öylece çıkarttık, çıkartmaya çalıştık çocuklarımızı. Kendi çabamızla ayakta kaldık, kalmaya çalıştık diyor Güzel.
DEPREMİN ONUNCU YILINDA ARIZLI MÜCADELESİ 20 Ağustos 2009 saat 03.00. Gecenin sessizliğini bu sefer depremin uğultusu değil feryatlar bozuyor. Arızlılıların deyimiyle Polis, çevik kuvvet ve robokoplar işbaşında. Çocuk kadın demeden büyük bir arbede yaşanıyor. Evlerine yeni bir bürokrat daha yerleşmek istiyor, gecenin geç saatlerinde sesiz sedasız... Anlaşılan çadırdaki nöbet tutan Arızlılılar hesaba katılmıyor. Depremzedelerin yaşaması gereken siteye yeni bir bürokratın yerleşmesine seyirci kalmak istemeyen depremzedeler, duruma sessiz kalmıyor. Polisler, ardından çevik kuvvet geliyor ve deyim yerindeyse kavga kıyamet kopuyor. Telefonla neler yaşandığını sorduğumuz Elife, kısılmış sesiyle sorularımızı yanıtlamaya çalışıyor. Deprem gecesini yeniden yaşattılar bize diyor. Deprem gecesi de yalınayak kendini dışarı atıp çocuklarını aramaya koyulan Elife, o gece de aynı şekilde attığını söylüyor kendini sokağa. Depremzede yerine bürokrat yerleştirmek istiyorlar bu evlere. Bizi koruyacaklarına polisleri üzerimize salıyorlar diyen Elife, Çocuklarım beni ellerinden kurtarmaya çalışırken darbe aldı. Kızımın kolu şişti. 4 çocuğumun katiline hesap sorulmazken, bir de diğer çocuklarıma zarar veriyorlar diyor, diğer yandan ağlarken. Deprem psikolojisini bir daha yaşadıklarını söyleyen Elife, iki gündür ağzına tek lokma almadığını anlatıyor. Bu evlerin bize bağışlanmasına rağmen bize 5 senelik kontratlar imzalattılar diyen Elife Güzel, Evlerimize yerleşmek isteyenler, buradaki yetimden, duldan, öksüzden daha mı mağdur? diyerek kızgınlığını ifade ediyor.
BABALAR DA AĞLAR! Abdülkerim Güzel, çocuklarının anısına kitap yazmış. Ben; evlerin nasıl çürük olduğunu, yolsuzluğu, zenginlerin nasıl fakirleşip bizimle aynı yemek sırasına girdiklerini, ölüleri...depremde yaşadıklarımızın hepsini anlattım bu kitapta diye anlatıyor yazdıklarını Güzel. Bir yandan kayıplarının acısını yaşarken diğer yandan başkalarının da canı yanmasın diye yardıma koştuklarını anlatan Güzel, Hani derler ya babalar, erkekler ağlamaz diye. 1999 depreminde babalar da ağladı. Sanki savaş olmuş gibi insanları bir çukur kazıp içine atıyorlardı dozerlerle. İşte sen o zaman görecektin babaların halini diyor. İç içe geçmiş bu hikayelerin birinin sonu çürük binalar, ölümler, yoksulluk nedeniyle kötü bitmiş. Diğeriyse şimdi bürokratla, polisle, copla mücadele veriyor. Göz ardı edilenler yine örtbas edilmesin diye...
Duygu Söylemez
DEPREMİN ONUNCU YILINDA ARIZLI MÜCADELESİ 20 Ağustos 2009 saat 03.00. Gecenin sessizliğini bu sefer depremin uğultusu değil feryatlar bozuyor. Arızlılıların deyimiyle Polis, çevik kuvvet ve robokoplar işbaşında. Çocuk kadın demeden büyük bir arbede yaşanıyor. Evlerine yeni bir bürokrat daha yerleşmek istiyor, gecenin geç saatlerinde sesiz sedasız... Anlaşılan çadırdaki nöbet tutan Arızlılılar hesaba katılmıyor. Depremzedelerin yaşaması gereken siteye yeni bir bürokratın yerleşmesine seyirci kalmak istemeyen depremzedeler, duruma sessiz kalmıyor. Polisler, ardından çevik kuvvet geliyor ve deyim yerindeyse kavga kıyamet kopuyor. Telefonla neler yaşandığını sorduğumuz Elife, kısılmış sesiyle sorularımızı yanıtlamaya çalışıyor. Deprem gecesini yeniden yaşattılar bize diyor. Deprem gecesi de yalınayak kendini dışarı atıp çocuklarını aramaya koyulan Elife, o gece de aynı şekilde attığını söylüyor kendini sokağa. Depremzede yerine bürokrat yerleştirmek istiyorlar bu evlere. Bizi koruyacaklarına polisleri üzerimize salıyorlar diyen Elife, Çocuklarım beni ellerinden kurtarmaya çalışırken darbe aldı. Kızımın kolu şişti. 4 çocuğumun katiline hesap sorulmazken, bir de diğer çocuklarıma zarar veriyorlar diyor, diğer yandan ağlarken. Deprem psikolojisini bir daha yaşadıklarını söyleyen Elife, iki gündür ağzına tek lokma almadığını anlatıyor. Bu evlerin bize bağışlanmasına rağmen bize 5 senelik kontratlar imzalattılar diyen Elife Güzel, Evlerimize yerleşmek isteyenler, buradaki yetimden, duldan, öksüzden daha mı mağdur? diyerek kızgınlığını ifade ediyor.
BABALAR DA AĞLAR! Abdülkerim Güzel, çocuklarının anısına kitap yazmış. Ben; evlerin nasıl çürük olduğunu, yolsuzluğu, zenginlerin nasıl fakirleşip bizimle aynı yemek sırasına girdiklerini, ölüleri...depremde yaşadıklarımızın hepsini anlattım bu kitapta diye anlatıyor yazdıklarını Güzel. Bir yandan kayıplarının acısını yaşarken diğer yandan başkalarının da canı yanmasın diye yardıma koştuklarını anlatan Güzel, Hani derler ya babalar, erkekler ağlamaz diye. 1999 depreminde babalar da ağladı. Sanki savaş olmuş gibi insanları bir çukur kazıp içine atıyorlardı dozerlerle. İşte sen o zaman görecektin babaların halini diyor. İç içe geçmiş bu hikayelerin birinin sonu çürük binalar, ölümler, yoksulluk nedeniyle kötü bitmiş. Diğeriyse şimdi bürokratla, polisle, copla mücadele veriyor. Göz ardı edilenler yine örtbas edilmesin diye...
Duygu Söylemez
Evrensel'i Takip Et