20 Aralık 2009 00:00

Asalet ve özgür ruh

Hidalgo, İspanyolca kökenli bir sözcük. Asil sınıftan gelen kişileri anlatmak için kullanan sözcük, “hijo de algo” (birisinin oğlu - yani mühim birisinin oğlu) sözünden türemiş.

Paylaş
Hidalgo, İspanyolca kökenli bir sözcük. Asil sınıftan gelen kişileri anlatmak için kullanan sözcük, “hijo de algo” (birisinin oğlu - yani mühim birisinin oğlu) sözünden türemiş. Cervantes’in ünlü roman kahramanı Don Kişot da bir hidalgodur. 2004 yapımı “Hidalgo” filminde ise bu sözcük bir atın adı. Amerikan kıtasının vahşi atları olan Mustang’lardan birinin adı. Yine İspanyol kökenli bir sözcük olan Mustang ise “sahipsiz, başıboş” anlamına gelen mesfeno kelimesinden türemiş.“Hidalgo” filmi bir yarış hikayesi. Artık hayat yorgunu hale gelmiş Kızılderili kırması bir adam ile bir atının “onur yarışı” bu. Arabistan’da yüzyıllardır düzenlenen “Ateş Okyanusu” adlı geleneksel ve ölümcül yarışa davet edilir Hidalgo. 5 bin kilometreye yakın bir mesafede koşulan bu uzun yarış, çölün ağır koşullarında aslında hayatta kalanın kazandığı bir “dayanıklılık” testi gibidir.Soylu Arap atları ve Bedevi sürücülerinin katıldığı bu yarışa, davet edilen ilk yabancı olur. Amerika’da dünyanın en iyi atı olduğunu duyan Arap şeyhinin derdi, onu yenerek “asaleti”ni ispattan başka bir şey değil. Hidalgo’nun sahibi Hopkins’in derdiyse yenilmiş, yok edilmiş bir halkın kaybolan “onur”unun simgesi olarak “Her şeye rağmen hayatta ve dimdik olduğunu” kanıtlama çabası… Joe Johnston’un yönettiği, senaryosunu John Fusco’nun yazdığı filmin James Newton Howard müzikleri de olağanüstü. İzleyicilere, filmin başrolündeki oyuncunun “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinde Aragorn’u canlandıran sevilen oyuncu Viggo Mortensen olduğunu hatırlatalım. Viggo Mortersen, burada “kral Aragorn” karizmasından çok uzak, yer yer “gariban” özellikler gösteren bir “posta süvarisi” rolünde. Filmin akışı içinde bu “posta süvarisi”nden, atının üzerinde destan yazan bir kahraman da çıkıyor tabi… Malum Hollywood… Filmde ayrıca, Zuleikha Robinson, Ömer Şerif, Louise Lombard, Adam Alexi-Malle ve Saïd Taghmaoui de rol alıyorlar.Yeri gelmişken, Mustanglerden de bahsedelim. Amerika kıtasında İspanyollar gelene kadar at olmadığı biliniyor. Daha doğrusu, 3 milyon yıl önce evrimleşen atlar, Amerika kıtasında yaklaşık 10 bin yıl önce yok oldular. İspanyollarla giriştikleri mücadelede işgalcileri püskürten Kızılderililer, geride kalan atları alarak at binmeyi öğrendiler. Ardından İspanyol yerleşimlerine baskınlar düzenleyerek, “at kültürleri”ni ilerlettiler. İspanyollar, Amerika’ya sağlam at sürüleri getirip, doğaya bıraktılar. Amaçları Kızılderililerin at baskınlarından kurtulmaktı, ama öyle olmadı. Doğadaki vahşi atlara dokunmayan Kızılderililer, İspanyollardan at çalmayı sürdürdüler. Sahiplerinden kaçanlar, doğaya bırakılanlar falan derken Amerika’daki vahşi at sayısı 1900 yılında 2 milyonu bulmuştu. Ve artık kıtanın tek hakimi haline gelen beyaz adam, bu kez de büyük bir at katliamına girişti. Öyle ki, 1970 yılında sadece 17 bin vahşi at kalmıştı.İşte Hidalgo filminin öyküsü, tam da bu sürecin başını anlatıyor. Posta Süvarisi Hopkins’i taa Arabistan çöllerine gidip yarıştıran güdü, katledilen Mustangleri kurtarma çabasından başka bir şey değil. Yani, “Okyanus Ateşi” yarışında koşan Mustang için bu sadece bir yarış değil, hem kendisi, hem de türü için bir ölüm kalım mücadelesi... Hidalgo filmini anlamlı kılan da bu gerçek. Bu hikayenin üzerinden atlayıp filmi izleyenler, “klasik yarış”, “Amerikan klişeleri” vs.. diye bir yanılgıya düşebilirler. Yok edilmek istenen Mustangler adına yarışan Hidalgo’yu süren binicinin de, yok edilmiş bir halkın Kızılderililerin kanını taşıdığını da hatırlayalım mutlaka. Vahşi atlar Mustangler ile Kızılderililerin kader birliğinden doğan yakınlığı filmin ana felsefesini oluşturuyor.Tüm bu özellikler, her macera filminde kolay bulunmayan “çöl” sahneleriyle birleştiğinde, güzel bir film çıkıyor ortaya. Her ne kadar bazıları Hidalgo’yu “western” kategorisine soksa da, “Asalete karşı özgür ruh”un kazandığı bir western izlemedim bugüne kadar.Neyse efendim, atını kardeşi olarak gören Kızılderili kökenli süvari, tüm zorluklara rağmen atalarının ruhlarının da yardımıyla yarışıyor. Onu ölmek üzereyken ayağa diken de bu özgür ruh.Bu arada, Araplarla ilgili bölümlerin de önyargıdan uzak, onları bir halk olarak aşağılamayan, suçlamayan bir düzgünlükte olduğunu söyleyelim.
Mustafa Kara
ÖNCEKİ HABER

Okudukça okuyasın gelir

SONRAKİ HABER

Ordu'da elektrik akımına kapılan işçi öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa