14 Aralık 2004 03:00

Alkışlar ve anılar arasında

"Onlar bir yerlere dağıldılar, yok oldu o insanlar" diyor biraz üzgün. Bunu belki de farkında olmadan birkaç kez tekrarlıyor Suzan Ustan. Ve yine kimi tiyatro oyuncularının, yönetmenlerinin adı geçtikçe "O da gitti" ya da "Ah hepsi gitti" diye hayıflanıyor...

Paylaş
"Onlar bir yerlere dağıldılar, yok oldu o insanlar" diyor biraz üzgün. Bunu belki de farkında olmadan birkaç kez tekrarlıyor Suzan Ustan. Ve yine kimi tiyatro oyuncularının, yönetmenlerinin adı geçtikçe "O da gitti" ya da "Ah hepsi gitti" diye hayıflanıyor. "1948 de ben tiyatroya başladım" diyor sonra da "Ne kadar geride kalmış öyle değil mi?" diye eklemeden edemiyor. Bir zamanlar İstanbul tiyatrosunda gerçekten yıldız olmuş, seyircinin ardında sahneyi yıkarcasına alkışladığı bir tiyatro sanatçısı Suzan Ustan. Şimdi ise kedileri ve çiçekleriyle dertleşerek, tozundan uzakta kaldığı sahnelerin uzak replikleri, heyecanlarıyla başbaşa. Fotoğraflar, insanlar ve yitip giden dostların hatıraları, bir de alkışlar, tiyatrocuların arkasından sahneyi yıkarcasına duyulan o çoşkulu alkışlar... Suzan Ustan'ı Cihangir'deki 40 yıllık evinde ziyaret ediyoruz. Bizi kedileri karşılıyor önce. Hemen kucağımıza atlayıveriyorlar. Suzan Hanım ise sıcacık konuşarak tatlı ve çay ikram ediyor. Biz daha teybimizi çıkarmadan o konuşmaya başlıyor... "Tiyatro seyircisi çok az bugün. Oysa gerçekten tiyatro kültürünü özümsemiş, benimsemiş çok güzel bir seyirci vardı 60'la 80 arası. Onlar geliyordu tiyatroya, seçerek geliyorlardı. O seyirci gitti. Onlar bir yerlere dağıldılar, yok oldu o insanlar. Tiyatro yeni seyircisini yetiştiremedi. Çok ucuz işler yapıldı. Sadece halk onu istiyor, güldürelim olmaz. Olmadı tabi. O yüzden de bugün kan ağlıyor hepsi, çok üzülüyorum ama elden gelen hiçbir şey yok."

Sizin için önemli olan neydi? Tiyatrocu olmanın kuralları var. Bir defa etik anlamda çok ahlaklı olacak sanatçı. Namuslu olacak, dürüst olacak yaptığı işe samimiyetle sarılacak ki onu seyirciye aktarabilsin. O inanmadıkça seyirci hiç inanmaz, gözünün ışığından anlar seyirci. Tiyatroya severek gelen kişi benim için çok saygın bir kişiliktir, ona çok samimi ve dürüst olacaksın. Benim ilkelerim bunlardı. Allah'da beni utandırmadı çok şükür. Çok güzel övgüler aldım, çok güzel yazılar yazıldı hakkımda, (kedilere; "bırakın, lütfen bizi rahat bırakın"). Komedi de çok büyük övgüler aldım, komedyenlik her türlü karakteri oyanayabilmek demektir zaten. Çok ciddi bir iştir komedi. Çok hoş rolleri de canlandırdım, komik rolleri de.

Habam Sınıfı'na nasıl katıldınız? Oktay Rıfat'ın bir oyunu vardı, Zabit Fatma'nın Kuzusu diye, orada ben Bohçacı Kadın'ı oynadım, ondan sonra ki oyun Hababam Sınıfı'ydı. Fakat çok ilginç Hababam Sınıfı'nda bana rolü Ulvi Uraz verdi. Zabit Fatma'yı oynuyoruz, dedi ki Suzancım yeni bir oyun sahneye koyuyoruz, orada sana bir erkek rolü veriyorum, İnek Şaban! dedi. Aaa! nasıl olur Ulvi Bey dedim. Çok güzel olacak dedi, sen bu oyunu çok güzel oynayacaksın. Ben tabi çok büyük şok içine girdim. Ben erkek olacağım, çünkü parasız yatılı erkek yurdunda geçiyor oyun, ve orada hiç kadın yok. Çok üzüldüm, ben dedim mahfolurum, ben yok olurum. Çünkü inandırıcı bir erkek olmak, Zeki Alasya var, Metin Akpınar var, Ercan Yazgan var, efendim bunlar zımba gibi delikanlılar. Ben de onlarla yarışacağım, olacak iş değil. Ulvi Bey'e ben bu işi yapamam dedim. Hayır çok güzel yapacaksın dedi. Bak başka tiyatroda da olsan, bu rol için seni çağıracaktıml dedi. Aa! Neden Ulvi bey dedim. Sen harika bir Şaban'sın dedi bana (gülüyor). Herhalde yanılmıyor diye düşündüm. Herkesin içinde vardır bir şabanlık dedim kendi kendime, beni yakaladı galiba. Sonra Zeki Alasya'ya, Ulvi Bey bunu söylüyor dedim, evet dedi biliyorum. Sen dedi harika bir Şaban olacaksın. Ulvi Bey bana kitabın yazarı Rıfat Ilgaz Hoca gelecek seni seyredecek dedi. Zabit Fatma'dayız yine. Sebebi de şu, Rıfat Bey, Şaban'ı bir bayan oyuncunun oynamısını kabul etmiyor. Ulvi Bey Rıfat Ilgaz'a sen bu kızı bir seyret demiş, o zaman karar ver. Neyse oyun bitti beni çağırdılar, Rıfat Ilgaz sizi görmek istiyor dediler. Bende öyle çarşaflar içinde, kostümle geldim ve ilk kez görüyorum Rıfat Beyi. Gittim Rıfat Bey böyle elimi avuçları arasına aldı, Suzan Hanım biliyorsunuz di mi dedi, biliyorum biliyorum dedim. Ben aslında veto ettim sizi dedi. Ulvi Bey'e dedim ki, Şaban benim bizatihi sıra arkadaşım, bunu bir hanım oyuncu oynayamaz. O nedenle Ulvi sen bu oyunda onu bir seyret ondan sonra konuşalım demiş. Rıfat Bey'de bak demiş Ulvi bey veto hakkım bakidir ona göre, ama yine de bir görelim demiş. Seyredeceğim demiş. Bunu bana Rıfat Bey anlatıyor kuliste. Ben dedi, vetomu geri alacağım. Çünkü siz Şaban'ı çok güzel oynaycaksınız Suzan Hanım. Buna burda kanaat getirdim dedi. Habam Sınıfı yasaklı gibiydi, yastık altı okunan bir romandı yani, Rıfat Bey'den dolayı, zaten o da kitaba kendi adını koymamıştı. Rıfat Ilgaz yasaklı bir yazardı. Hatta filmini yapacaklardı, ama Rıfat Ilgaz'ın isminden dolayı, film sansüre uğradı. Sabah provaya geldim, oyun okundu, vardır ya sanatçının bir tarzı, o güne kadar adım yayılmıştı. Suzan Ustan iyi oyunlar getiriyor, biliniyor bu. Ya başarısız olursam. Ya komik olursam. Bir haftada hazırladık Hababam Sınıfı'nı. Ve rolü tam içimde hissetim, ben Şaban olabilirim, birde dış görünüşüm çok önemli. Kostümü Zeki getirdi, işte ceket, pantolon, ayakkabı, saçlarımı erkek gibi kestirdim (yemeğe uzanan kediye, "hayır yapma, hayır"). Ne Zeki gördü beni, ne Ulvi Bey gördü, hazırlanmış bir şekilde yani. Şaban orada miyoptur. Bir çerçeve aldım, gözlerimin altına çiller kondurdum. Kravat bağlayacağım, ben bilmiyorum kravat bağlamasını. Altta erkekler giyiniyor, üstte de hanımlar giyiniyoruz, minicik bir oda. Bir küçücük tahta merdiven vardı, patır patır indim. Bilmiyorum, kiminle çarpıştım. "Ulan o'lum dikkat etsene" dedi bağırarak. Ercan'dı galiba, o kadar yani uymuş. Kapıyı vurup erkeklerin odasına girdim. Zeki arkası dönük içeride, Zeki lütfen dedim, şunu bağlar mısın? Döndü, "Bi dakika oğlum, bi dakika" dedi kaldı. Aaa! Suzan dedi ben demedim mi sana iyi olacak diye. Hakikaten ilk intiba, bir fırlama karşılarında. Sahneye çıktık sonunda. Çok güzel oyadık. Zaten ekip yarış halindeydi. O kadar güzel oyanandı oyun. Bu sinemada filmleri gösterilenlerle hiçbir ilgisi yoktur bizim oynadığımız oyunun. Kitapta zaten çok farklıdır. Kimse bilmiyor Şaban rolünde bir bayanın olduğunu. Hatta bilen de çok şaşırdı. Kulise geliyorlardı tanışmak için, hakkaten bu bir delikanlı değil, bir kadın. Böyle çok hoş şeylerde oldu ve Hababam Sınıfı kapalı gişe oynadı aylarca. Pazartesi tatil günü ama yakın yerlere turneye gidiyoruz. Sabah yedide gidiyoruz, gece üçte dönüyoruz yani böyle insanüstü bir çalışma içindeyiz. Ben Anadolu turnesine katılmadım. Bir olay oldu Ulvi Bey'le aramızda, gitmedim. Keşke gitseymişim, çünkü benim seyircim Ankara'daydı. Bir ay ısrar etti Ulvi Bey ama kabul etmedim. Seyircinin gelip bizzat beni sorduğunu söyledi. Anadolu seni bekliyor dedi. Ama bende biraz inatçıyım galiba gitmedim. Senin için iyi olacak dedi ama yok. Çok sonra 1971'de Aziz Nesin'in "Hadi Öldürsene Canikom" isimli oyunda beraber oynadık gene. Beni çağırdı o zaman. Küçük Sahne'de oynadık. Şimdide yapıyorlar ama hiç araştırmıyorlar, ne Rıfat Ilgaz'ın adı geçiyor ne Ulvi Bey'in. Ulvi Uras tiyatroda adı fenomen biriydi. Nasıl onun adını anmıyorlar bilmiyorum. Sanatta iltimas olmaz, neysen osun sahnede.

Daha sonra... 1976 da bir tiyatro salonu açtım 160 bin lira sermayeyle ama yürümedi, 5-6 ay sonra kapatmak zorunda kaldım. 150 bin lira zararla. Bir daha da yapmadım o işi. Gişe ile sahne arasında çok fark var. Yürütmesi zor. Seyirci o zaman sinemaya aktı, tiyatrolar boş koltuklara oynadı. Bir çıkmaza girmişti tiyatro. 12 Martlar ve 12 Eylüller geldi, yok edildi tiyatroda, seyirciside. Pek az tiyatro yaşamını sürdürdü ama çok zor şartlar altında. Daha sonra ben de güzel teklifler aldım ama benim annem rahatsızlandı, hayatımı onunla paylaştım beş yıl. Annemi bırakıp oyunlara gidemezdim. Depresif bir hayattı. Kendimi feda ettim bir anlamda. Başkasının ellerine de bırakamadım anneciğimi. Daha sonraları ben biraz seçici olduğum için galiba, oyun bulamadım. Televizyonda bir iki dizi yaptık. "Day Day" diye bir dizi de oynadım. Birkaç rol teklifi aldım televizyondan ama bana göre değildi, kabul etmedim.

Tiyatro tutkuyla yapılan bir iş... Sahne arkanızda yıkılıyor. Dakikalarca alkışlanıyorsunuz. Perde açılıp kapanıyor. Seyirci sizi bırakmak istemiyor. Yere göğe konmuyorsunuz. O size büyük bir mutluluk veriyor. Artık onun bir kompleksi olamaz. Benim olmadı. İnsanda bu büyük bir tatmin duygusu yaratıyor. Ben sevecen karakterli bir insandım zaten. Sanatsız yaşanmaz.

Şimdi yine sahneye çıkmak istermiydiniz? İyi bir oyunla tekrar dönmek istiyorum. Merhaba ve bay bay. Tiyatro kalıcı olmuyor. Filmler tekrar tekrar izlenir ama tiyatrolar bitince bir daha izlenemiyor. Benim hiç kayıdım yok. Ne yazık.

ÖNCEKİ HABER

Satırlı saldırı

SONRAKİ HABER

Erdoğan "oy çalındı" iddiasında ısrarcı: Oy hırsızlığı tam bir felakettir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa