Çözüm isteyenleri suçladı

Hikmet Sami Türk, barolar başta olmak üzere kitle örgütlerinin F tipi cezaevlerinde üç kapının açılmasıyla 9 kişinin bir araya gelmesini öngören "3 Anahtar Projesi" hakkında, "Bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa, bir aldatmacadan ibarettir" dedi.

Çözüm isteyenleri suçladıAdalet Bakanı Hikmet Sami Türk, barolar başta olmak üzere kitle örgütlerinin F tipi cezaevlerinde üç kapının açılmasıyla 9 kişinin bir araya gelmesini öngören "3 Anahtar Projesi" hakkında, "Bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa, bir aldatmacadan ibarettir" dedi. Türk, düzenlediği basın toplantısında, bakanlığının bir yıllık çalışmalarını değerlendirdi. Hikmet Sami Türk, 2001 yılında çok önemli olayların geliştiğini ve bazılarının sonuçlarının da 2002 yılında devam edeceğini ifade etti.Adalet Bakanlığı'nın 2001 yılında çok yoğun çalıştığını kaydeden Türk, bakanlığın çalışmaları hakkında değerlendirme yapmasının "her konuda millete hesap verilmesi" ilkesinin gereği olduğunu söyledi. Adalet Bakanlığı'nın yasama çalışmaları hakkında bilgi veren Türk, 2001 yılında Anayasa'da yapılan değişikliğin dışında, Medeni Kanun'nda yapılan değişikliğin en önemli çalışmalardan olduğunu belirtti.

Diyalogsuzluk ısrarı Cezaevlerinde sürdürülen açlık grevi ve ölüm oruçlarını da değerlendiren Türk, şöyle konuştu: "Cezaevlerinde 8 kişi açlık grevi, 145 kişi de ölüm orucu eylemini sürdürüyor. Bu eylemleri sürdürenlerin bir bölümü hayatını kaybetti. Bu eylemlerin sona erdirilmesi için anne babaları, sivil toplum örgütlerini yardımcı olmaya çağırıyoruz. Bu iddiaların gerekçesi olarak öne sürülen taleplerle Anayasa ve yasa değiştirilemez, diyalog kurulamaz, ama her türlü yardımda bulunulmuştur. Hayati tehlike geçirenler tahliye edildi. Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 399. Maddesi gereğince 179 hükümlü, tutuklulardan da 71'i mahkeme kararıyla tahliye edildi, biri Cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Bunlar insani yaklaşımlardır." Türk, bazı kitle örgütlerinin F tipi cezaevlerinde üç kapının açılmasıyla 9 kişinin bir araya gelmesini öngören "3 Anahtar Projesi" hakkında ise "Bilgisizlikten kaynaklanmıyorsa, bir aldatmacadan ibarettir" dedi.2001 yılında yürürlüğe giren kanunlar hakkında bilgi veren Türk, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 16. maddesinde yapılan değişiklikle, hükümlü ve tutukluların ortak yaşam alanlarında bir araya gelmeleri ile açık görüş olanağının sağlandığını savundu. Türkiye genelinde 533 cezaevi bulunduğunu belirten Türk, buralarda 47 bin 191'i adi, 8 bin 461'i terör ve 964'ü çıkar amaçlı suç örgütü mensubu olmak üzere toplam 56 bin 616 hükümlü ve tutuklunun yer aldığını söyledi.

L tipiEski cezaevlerinin kapatılarak L tipi olarak adlandırılan bölge cezaevlerinin kurulacağını bildiren Türk, L tipi cezaevleri ile koğuş sisteminin sakıncalarının büyük oranda ortadan kaldırılacağını savundu. Türk, önümüzdeki dönemde L tipi cezaevlerinin inşaatlarına başlanacağını anlattı. Türk, 1,5 milyon lira olarak hükümlü ve tutuklulara ödenen iaşe bedelinin de 1 Ocak 2002'den itibaren 1 milyon 800 bin liraya yükseltildiğini kaydetti.

'Avukat da olsalar aranacak'Avukatların cezaevlerinde müvekkilleri ile görüşürken evraklarının aranmasına yönelik düzenlemeye gösterdikleri tepkinin hatırlatılması üzerine Türk, cezaevlerinde güvenliğin sağlanması için kim olursa olsun girişte aranacağını söyledi. Toplumun savunma hakkını hiçe sayan Türk, yeni tasarıda avukatlara güveni ifade eden hüküm getirildiğini ileri sürerek, avukatların, evrakın savunmaya ilişkin olduğunu söylemesi durumunda arama yapılmayacağını iddia etti.

AİHM'de geri adımHikmet Sami Türk, Avrupa Birliği sürecinde, "Ana dilde eğitim ve yayın hakkı" ve "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının yeniden yargılama nedeni sayılmasına" ilişkin bir soru üzerine de, bazı kanunlarda değişiklik öngören tasarıda TCK'nın 159, 312 ve TMY'nin 7 ve 8. maddelerinin değiştirilmesinin öngörüldüğünü hatırlattı. Aynı tasarıda AİHM kararlarının yeniden yargılama nedeni sayılmasının da öngörüldüğünü belirten Türk, "Biz AB müktesebatından daha ileri bir adım atmak istedik, liderler zirvesinde daha sonra ele alınmak üzere bu düzenleme ertelenmiştir, o kapı kapatılmamıştır" diye konuştu.

Kitap sınırlamasıAdalet Bakanı Türk, bir başka soruyu yanıtlarken de, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülere bir defada 3 kitap verildiğini, ancak istenirse bu kitaplar okunduktan sonra yenilerinin alınabileceğini belirtti. Türk, bu sınırlamaya da güvenlik gerekçesini gösterdi.

Ölüm orucunda bir ölüm dahaTİKB davasından tutuklanan ve 1996 yılından beri cezaevinde bulunan Ali Çamyar, dün 265 gündür sürdürmekte olduğu ölüm orucunda yaşamını yitirdi. 1968 doğumlu olan Çamyar, Bergama Cezaevi'ne yapılan operasyon sonrası Buca Cezaevi'ne, oradan da Kırıklar F Tipi Cezaevi'ne getirilmişti. Buca Cezaevi'nde 10 Aralık 2000 yılında süresiz açlık grevine başlayan Çamyar, eylemine bir süre ara verdikten sonra 13 Nisan 2001'de yeniden açlık grevine başlamış ve eylemini ölüm orucuna dönüştürmüştü. Kaldırıldığı Yeşilyurt Devlet Hastanesi'nde eylemini sürdüren Çamyar'ın sağlık durumu son haftalarda iyice ağırlaşmış, zaman zaman bilinci kapanmaya başlamıştı. Çamyar'a doktorlar tarafından tüberküloz tanısı da konmuştu. Ağır durumunun yolculuğa elvermemesi ve ailesinin dilekçesine rağmen tahliyesi 5 haftadır "İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun görüşü gerekiyor" diye ertelenen Çamyar, dün saat 10.30'da yaşamını yitirdi. Çamyar tutuklanmadan önce bir süre Alınteri Gazetesi Muhabirliği de yapmıştı.

'Ölümler durdurulsun'Dün yazılı açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, yeni yılın ilk günü bir tutuklunun, bürokrasi ve Adalet Bakanlığı'nın sorunun çözülmemesi noktasındaki inadından dolayı hayatını yitirdiğini kaydetti. Açıklamada, "üç kapı, üç kilit" önerisi tekrarlanarak, Adalet Bakanı ve hükümetin bu ölümcül ve çözümsüz süreci sona erdirmesi istendi.Demokratik Mücadele Platformu (DMP)'nun açıklamasında da, F tipi cezaevlerinde tecridi ortadan kaldıracak olan "üç kapının üç kilidinin açılması" önerisinin kabul edilmesi istendi. DMP, bu önerinin hayata geçirilmesi halinde ölümlerin son bulacağını belirtti. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


AİHM'den hükümete retMehmet AslanoğluAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 24 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan katliam sonrasında, Kadri Demir'in Gaziantep Cezaevi'ne nakledilirken yaşamını yitirmesiyle ilgili davayı görüşmeyi kabul etti. Kadri Demir'in akrabalarının başvurusunu "kabul edilebilir nitelikte" bulduklarını açıklayan AİHM Üyesi Erik Fribergh, en geç 29 Ocak 2002 tarihine kadar tarafların ellerindeki kanıtları ve görüşleri göndermelerini istedi.

İç hukuk yolları tükendiMahkemeye yapılan başvuruda, Kadri Demir'in 24 Eylül 1996 tarihinde meydana gelen olaylarda jandarma ve gardiyanların vurdukları darbeler sonucu hayatını kaybettiği ve bu şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiği belirtildi. Demir'in yakınları, "olayın tetkikinde iç hukuk yollarının etkisiz olduğu" ve "kamu görevlileri hakkında tahkikat yapılması konusunda iç hukuk makamlarının derinleştirilmiş bir soruşturma yapma eğiliminde olmadıklarının görülmesi" nedeniyle müracaatta bulunduklarını kaydettiler. Diyarbakır Cezaevi yöneticilerine karşı açılan davanın makul bir sürede sona ermediğine dikkat çekilen başvuruda dile getirilen diğer gerekçeler ise şöyle: "Mahkemede şahitlerin, müştekilerin ve bazı sanıkların ifadeleri istinabe suretiyle alınmayarak yüzleştirme ilkesine riayet edilmedi. Video kayıtları suretleri Demir'in yakınlarına verilmedi. Ölen şahsın Gaziantep'e naklinden sorumlu kişiler hakkında tahkikat yapılmaması iç hukuk yollarını etkisiz hale getirdi."

Doktorun davası Hükümet ise AİHM'e gönderdiği yazıda, iç hukuk yollarının tükendiğini reddetti. Hükümet, Diyarbakır Cezaevi'nde meydana gelen olaylarda sorumlu oldukları iddia edilen kamu görevlileri hakkında ve Kadri Demir'e seyahat izni veren Dr. Serdar Gök'e karşı açılan davaların devam ettiğini belirtti.

Hükümete retBuna karşın müracaat sahipleri, Kadri Demir'in ölümünün sorumluları hakkında savcılık nezdinde şikayette bulunduklarını, böylece iç hukuk yollarına müracaat etme yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ifade ettiler. Sorumlu olan kamu görevlilerine karşı başlatılan cezai takibatta boşluklar olduğunu ve Kadri Demir'in Gaziantep Cezaevi'ne naklinden sorumlu görevliler hakkında takibat yapılmadığını kaydeden Demir ailesi, iç hukuk yollarının etkili olmadığını dile getirdi. AİHM, her iki tarafın da görüşlerini değerlendirdi ve hükümetin "iç hukuk yollarının tükenmediği" yönündeki müracaatını reddetti. AİHM, önümüzdeki günlerde Kadri Demir dosyasını gündemine alarak görüşecek.
www.evrensel.net