İzmirli emekçi bir öykücü

Prof Dr. İzzettin Önder ile, kültürel emperyalizme karşı üniversiterde yapılabilecek mücadeleler ve başlattıkları mücadelelerin diğer alanlarda devam eden antiemperyalist mücadeleler ile bağlarını konuştuk.

Sömürünün algılanması engelleniyor
Suzan Aykaç
Çeşitli alanlardan bir grup aydınla birlikte 'Emperyalist Kültür Kuşatmasına Karşıyız' bildirgesini hazırlayan Prof. Dr. İzzettin Önder, kültür emperyalizminin üniversitelerdeki etkisini aktarırken en önemli etkisinin bilimleri, özellikle de sosyal bilimleri, tekdüze bir dokuya dönüştürerek, toplumlar özelindeki farklılıkların ve sorunların algılanmasını önlemek olduğunu ifade etti. Önder, üniversitelerin tarihin hiçbir döneminde bağımsız olmadığını da aktardı. Prof Dr. İzzettin Önder ile, kültürel emperyalizme karşı üniversiterde yapılabilecek mücadeleler ve başlattıkları mücadelelerin diğer alanlarda devam eden antiemperyalist mücadeleler ile bağlarını konuştuk.
Geçtiğimiz günlerde, bir grup aydınla birlikte 'Emperyalist Kültür Kuşatmasına Karşıyız' başlığıyla bir bildiri yayınlayarak topladığınız imzalarları kamuoyuna duyurdunuz. Böyle bir müdahaleye neden gerek duyuldu?
Emperyalist kültür kuşatması; kültürler arasında yaşanan etkileşim ve yakınlaşmadan çok farklı, kültür zenginliklerini ortadan kaldıran ve günümüzde giderek yükselen bir eğilim halinde gelişen tehlikeli bir doku deformasyonu olarak görülebilir. Bu yayılım zengin kapitalist merkezlerden çevre dokulara doğru gelişmekte ve ekonomik emperyalizmin alt dokusu işlevini yüklenmektedir. Bu nedenle, mesele bir kültür etkileşimi olarak değil, emperyalist emeller uğruna merkez kültürlerin çevre kültürleri eritmesi biçiminde görülmeli ve ele alınmalıdır. Bu yönü ile kültür emperyalizminin nihai amacı; ekonomik sömürü mekanizmasının çevreye sızmasını ve böylece işlemesini kolaştırmaktır. Çevre insanlarının zevkleri, tüketim kalıpları, tercih doğrultuları gibi davranışsal özellikleri etkilenerek ve denetlenerek, merkez kapitalizmin sömürü mekanizmasının işleyişi kolaylaştırmaktadır. Kültür emperyalizmi ile, çevre halkının kültürü ve bilinci paralize edilerek, ekonomik kararlarda merkeze teslim olması amaçlanmaktadır. İnsanları kültürsüzleştirme, kişiliksizleştirme ve böcekleştirme sömürücü kapitalizmin temel amacıdır. Bu amaca hizmet edebilmek için, demokratik bir görüntü altında "bireyselcilik" söylemi ile önce bireysel fiziksel olarak atomize edilerek parçalanmakta, ikinci aşamada ise, yapıbozuculuk ya da post-modernizm yöntemi ile fikir karmaşasına atılmaktadır. Bireyselleştirilen ve atomize hale getirilen bireyin zihinsel algılama mekanizmasının parçalanması kolaylaşmaktadır. Böyle bir süreç ve etkileşim nedeni ile, günümüzde hakim ekonominin etkisi ile merkezden çevreye doğru yayılan kültür (ya da kültürsüzleştirme) yayılışının kapitalist sömürünün bir alt mekanizması olarak görülmesi gerekmektedir. Emperyalist etkileşime ve sömürüye karşı çıkmanın ilk amacı ve aracı kültür emperyalizmine karşı çıkmaktır. Çünkü bu süreç, çevreyi kültürsüzleştirme, kişiliksizleştirme, atomize etme ve merkezin fikirsel ve davranışsal baskısı altına alma çabasından başka bir şey değildir.
Emperyalist kültür kuşatmasının bilimsel alandaki görünümleri nelerdir? Üniversiteler, bu saldırılar karşısında ne durumda?
Kültür emperyalizminin bilimsel alandaki yansımasının birinci aşaması, bilimleri, özellikle de sosyal bilimleri, tekdüze bir dokuya dönüştürerek, toplumlar özelindeki farklılıkların ve sorunların algılanmasını önlemektir. Bu yöntemle, bilimsel yaklaşımlar ve araçlar çevre dokulara yabancılaştırılmakta ve çevrenin merkezden kendisine doğru yayılan sömürünün algılanması engellenmektedir. Kültür emperyalizminin bilimler alanına yansımasının ikinci aşamasında ise, bilimlerin merkezden ve sermaye tarafından denetlenmesi yolu ile, merkezin sorunları algılayış ve kendine göre geliştirdiği çözüm önerilerinin çevre dokularına yayılması ve bunun kabul ettirilmesi yoluyla çevrenin merkez tarafından gerçekleştirilen sömürüye karşı çıkışının önlenmesidir.
Bu kuşatmaya karşı, sizin alanınızda neler yapılabilir? Bilim insanları emperyalist kültür kuşatmasına karşı neler yapmayı planlıyor? Bilimin özgürce gelişmesinin koşulları nelerdir?
Bilim alanındaki kuşatmaya karşı ilk savaş bilim kurumlarının ticarileşmesine ve bilimin metalaştırılmasına karşı çıkmaktır. Sermayeden bağımsız, ülke ve yöre sorunlarını merkeze koyan bilimsel inceleme ve araştırma geleneğinin oluşturulması çabaları bu alandaki mücadele çizgisinin anahatlarını belirler. Böyle bir mücadelede gerçekçi bir çizgi izlenmelidir. Bilim ve temel bilim üretim merkezleri olarak bilinen kurumlar tarihin hiçbir döneminde tam anlamı ile bağımsız olamamıştır. Ortaçağın karanlığında dinsel taassubun altında kalan bilim alanı, aydınlanma hareketi ile de özgürlüğüne kavuşmuş sayılamaz. Zira, ekonomik gücün kilise hakimiyetinden alınması ile bilim de kilise taassubundan kurtulmuştur, ancak bu kez de sermayenin taassubu altına girmiştir. Gerçi ilk dönemlerde, henüz sermaye bu denli gelişmemişken ve aralarında teknoloji savaşı başlamamışken, bilimsel faaliyetler görece özgürleştirilmiş gibi algılandı. Ancak, bu da sermayenin yararı doğrultusunda bir gelişmedir. O dönemlerde bilimsel gelişmelerin yapılması, yeni olanaklar yarattığından ve toplumsal ufukları geliştirip genişlettiğinden dolayı, sermayenin işine geliyordu. Ne zaman ki sermaye sıkıştı ve kendi arasında inanılmaz bir mücadele başladı, o zaman sermaye bilimi, hem teknoloji üretim boyutu, hem de ideoloji yayma gücü nedeni ile etki ve baskı alanı içine aldı. Günümüzde bilimin metalaştırılması ve üniversitelerin özelleştirilmesi, öğretim üyelerinin yarım gün çalışma düzenine itilmesi arası bir mücadelenin sonucudur. Tarih bilinci içinde bakacak olursak, bilimin kilise hakimiyetinden kurtarılarak özgürleştirilmesi olarak algılanan gelişme ile, günümüzde yaşanan bilimin metalaştırılması operasyonunun, bilim adı verilen ve beşeri sermaye ve ideoloji üreten ve yayan güçlü dokunun sermaye tarafından, farklı dönemlerde farklı gerekçe ve gereksinimlerle, farklı biçimde manüple edilmesinden başka bir şey olmadığını açıkça görürüz. Bu nedenle, bilimin özgürleştirilmesi mücadelesi, özünde sistem mücadelesidir. Sistemden yeterince beslenerek kendisini ve yaptığı bilimsel çalışmaları özerk ve özgür zanneden sözde bilim insanı ise, bu bağlamda büyük bir yanılgı içindedir.
Emperyalist kuşatmaya karşı çeşitli üretim alanlarından (Bergama, Aliağa çiftçi mitingleri) sesler yükseliyor. Kültür alanında başlattığınız mücadeleyi bu alanlarla ilişkilendirebilir miyiz?
Kültür ve bilim alanlarındaki antiemperyalist mücadelenin, kaçınılmaz ve gereği biçimde, diğer mücadele alanları ve kesimleri ile birleştirilmesi gerekmektedir. Bu gereklilik sadece güç ve taban kazanma amacı ile sınırlı olmayıp, aynı zamanda sermayenin tüm karşıtlarını bölüp parçalama politikasının etkisizleştirilmesi için de gereklidir. Günümüzün üretim teknolojisi bağlamında, eskiden olduğu gibi fabrikalarda, makineler karşısında kütle üretimi söz konusu olmadığından dolayı, emek ve sermaye karşıtı tüm kesimlerin yeniden tanımlanması ve bu bileşenlerin yapay bölünmesinin önlenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, sermayeye karşı yükseltilen tüm mücadelelerde, sermaye karşıtı bütün kesimlerin, kendi özgün ayrılıklarını koruyarak, amaç ve güç birliği yapmanın bilinci içinde hareket etmelerinin gerekliliği ortadadır.
www.evrensel.net