Selçuk Baran için küçük bir öykü

Selçuk Baran için küçük bir öykü

Emek Öyküleri'nin ilk taramalarında ayırmıştım Selçuk Baran'ın 'Işıklı Pencereler' adlı öyküsünü...

Selçuk Baran için küçük bir öykü
Sennur Sezer
Emek Öyküleri'nin ilk taramalarında ayırmıştım Selçuk Baran'ın 'Işıklı Pencereler' adlı öyküsünü.. Öyküleri yaş, ad, konu diye ayırmayıp, birbirini bütünler biçimde düzenlediğimiz için, dördüncü cilde girmesini kararlaştırdık Adnan Özyalçıner'le.Ciltte, Selim İleri'nin iki tutuklu grevci eşi arasındaki dayanışmayı anlatan öyküsünden hemen sonra yer alacaktı. Çünkü, 'Işıklı Pencereler' de bir dayanışma öyküsüydü.
'Işıklı Pencereler' Triko elbiseleri evinde diken Selime'nin bir gününü anlatır. Selime, kocası Rahmi'den uzak bir şehirde iki çocuğuyla yaşamaktadır.Yaşadıklarından bunaldığında daha mutlu bir yaşamın özlemini duyar. İş teslim ettiği bir gün, mutlu görünen kalabalığa katılmayı, hiç değilse bir büfeden sandviç alıp, ayran içmeyi dener. Büfenin işleyişine ayak uyduramadığı için sıkılp cayar. O gece oruç tutmak için sahura kalkanların ışıklarını seyreder. Bir an onların kalabalığına katılmayı düşünür. Sonra cayar : "Yalnızca Tanrı'ya inanması onların arasına katılmasına yetmiyordu Selime'nin. Tanrı'nın varlığı hiçbir şeyi bütünlemiyordu ki... Güçsüzdü Tanrı! O da tıpkı Rahmi gibi, Selime'nin hayatına hiç karışmadan, onu iki oğlan çocuğu, Büyük Mısırlı Hanının
yaşama sevincini solduran tozlu lambaları, pis kokuları; trikoları teslim alırken, ya da parasını öderken, ıslak, soğuk parmaklarını eline değdirmeye uğraşan, bunu yaparken de gök mavisi gözlerine tutkulu bir bakış kondurduğunu sanan köse yahudiyle kendi haline bırakıyor, uzaklarda tek başına varlığını sürdürüyordu." Sonra, bitişiğindeki dairenin camına takılır gözü: "Sönük bir masa lambasının ışığında yaşlı bir adam, oturmuş birşeyler dikiyordu.Gömlekçiydi bu... İşini yetiştirememiş, hâlâ çalışıyordu. Gömlek dikerek beş çocuğa ve hastalıklı bir kadına bakmak kolay değildi hiç. Adamın seyrelmiş saçları, kambur sırtı, kalübeladan kalma siyah çerçeveli çirkin gözlükleri yüreğini acıma ve sevgiyle doldurdu Selime'nin. Tanışmadığı, selam bile vermediği adama karşı içinde bir yakınlık uyandı. Şu saatte ona bir bardak çay götüren olsaydı... Sevinirdi fıkara."
Selime çayı kendi götürmeye karar verir. Bu karar onun yaşama sevincini tazeler. Komşulardan birinin onu görüp dedikodu etmesi bile umurunda değildir. Akşam üstü de gömlekçinin evine çorbayla börek yapma kararı verir.
Selçuk Baran, Emek Öyküleri dizisinin yeni ciltlerini göremedi.4 Kasım günü Ankara'da öldü. l933 Ankara doğumluydu. İlk öyküsü l968'de Yeditepe dergisinde yayımlanmıştı. Başlıca kitapları arasında Bir Solgun Adam (l975 Milliyet Roman Ödülü), Bozkır Çiçekleri (l987) adlı romanları, Haziran (l972), Anaların Hakkı (l977, Sait Faik Öykü Ödülü),Kış Yolculuğu (l983), Tortu (l984), Arjantin Tangoları (l992) adlı öykü kitapları anılabilir. Adnan Özyalçıner, onun yazarlığını şöyle değerlendirir : "Öyküleriyle romanlarında büyük kentlerde yaşayan orta tabaka insanlarını konu edindi.Bu insanların birey olarak toplumsal koşulların değişmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarını, bunaltı ve acılarını, gözlemlere dayanan , psikolojik derinliklere inen bir anlatımla yansıttı."
Emek Öyküleri'nin yeni ciltlerini okuyanlar, Selçuk Baran'ı yaşıyor bilecekler.Doğrusu da bu, yazarlar, öyküleriyle yaşarlar, kalabalıklar okudukça.
www.evrensel.net