31 Mayıs 2015 07:37

Furuğ Ferruhzad: Soğuk mevsiminin başlangıcına inandıran kadın

İran’da, özellikle Furuğ’nun yaşadığı dönemin politik havası içerisinde, bir kadın olarak şairlik yapmak, kadınlığın her yönünü şiirinde sansüre tabi tutmadan yazmak, başlı başına feminist bir eylemdir.

Paylaş

Elif Benan TÜFEKÇİ

Furuğ Ferruhzad, şiirini yaşamıyla birleştiren, bir kenara çekilip dizeler sıralamak yerine, bütün yüklerine kelimeleri ile ses veren bir şairdir. Katı bir ataerkil düzenin içinde yaşayan Furuğ şiiriyle, ruhunu özel alandan kurtarmıştır. 20. yüzyılın ortasında, İran’da, kadın olmanın bütün ağırlığını ve güzelliğini üzerinde taşıyarak, şiiriyle kendine bir pencere açmıştır.

Furuğ, gözlerini 1935 yılında Tahran’da açar. Ordu mensubu olan babası, aynı hiyerarşiyi evinde de uygular. Özgürlüğünü eline alamayan, dayak yiyen ve evinde nefes alamayan bir kadın olarak yetişir. On yedi yaşında aşık olduğu Perviz’ê yazdığı mektup, evinin halini özetler.

“Ben de insanım. Benim de bir onurum var. Duygularım var. Ben iki yaşındaki bir bebek değilim ki. Saçlarımı her gün onun bunun avuçlarında görmeye tahammülüm kalmadı. Kulaklarım bu çirkin sözleri ve arsız küfürleri duymaya dayanmıyor artık.”

Aile içinde işleyen sistem, ülkede işleyen sistemden pek farklı değildir. 1796- 1925 yılları arasında iktidarda olan Kajar Hanedanı, yönetimde kaldığı süre boyunca, kadını kamusal alandan uzak tutmuştur. Kadınlar, ev işlerini yapan ve çocuklara bakıcılık eden bireylerden başka bir şey değildir. Yaşamları, erkeklerin kontrolünde olan kadınların, sokakla ilişkileri tamamen kesilmiştir. 1905 yılında yaşanan Anayasal Devrim, kadınların nefes almasına neden olur. Muhalif gruplar sayesinde, kadınların haklarında da bahsedilmeye başlanır. Kadın hakları, yenilikçi hareketlerin nesnesi olarak savunulsa da, sokağa bakan pencereleri olmayan kadınlar için büyük bir adımdır. Ülkedeki reform hareketleri, Rıza Pehlevi’nin iktidara gelmesiyle sona erer. Ataerkil sistem, baskınlığı artarak tekrar ve tekrar geri döner.

Furuğ, modern İran Edebiyatı’nın öncü isimlerindendir. Çağdaşlarından ayrılan yönleri ağır basar. O, bütün varlığını bir şiir olarak görür. Düzen içerisinde nefes almak isteyen birinin şiirini yazar. Bütün kısıtlanmışlığını, dizelerine yansıtır. Kadın olmanın, kadın arzularının görünür olmasının, isteklerini özgürce söylemenin temsilcisi olmuştur. Kadını, bir babanın, bir ağabeyin ya da bir kocanın, oyun hamuru gibi şekillendirdiği bir nesne olmaktan çıkarır. Furuğ karşı çıkışını, hem şiirinde hem de özel hayatında göstermiştir. Kadının varlığını, kamusal alanda da somutlaştırmıştır.

Talattof, yazdıkları makalelerinde Furuğ’nun feminist olarak değerlendirilmesine karşı çıkmıştır. Şiirlerini değerlendirirken, feminist bir perspektiften bakılsa bile, gündelik yaşamında kadın hareketinin içinde bulunmadığını söyler. Ben, bu değerlendirmeye katılmıyorum. İran’da, özellikle Furuğ’nun yaşadığı dönemin politik havası içerisinde, bir kadın olarak şairlik yapmak, kadınlığın her yönünü şiirinde sansüre tabi tutmadan yazmak, başlı başına feminist bir eylemdir.

Evinden kurtulmak için, yeni bir tutsaklığa girmeyi göze alır Furuğ. Sebebi, aşktır. Henüz on altı yaşındadır ve ailesi karşı çıkmaktadır. Lakin bir yıl beklerse, ressam Perviz’e kavuşabileceğini söyler babası. On yedi yaşında evlenir ve bir yıl sonra oğlu Kamyor’u doğurur. Oğlunun doğumu, kocasıyla yaşadığı anlaşmazlıkların kapısını açar. Kamyor, iki yaşındayken ilk şiirlerini yayınlar. İlk şiiri ise aile hayatının sonunu getirecektir. “Günah”, 1954 yılında yayınlanmıştır. Entelektüel adlı popüler bir dergide çıkar şiir. Furuğ, adını gizler. Bir kadının, kocası olmayan bir erkekle yaşadığı yasak! ilişkiyi anlatır. Şiir, kadının yaşadığı tüm cinsel hazzı ortaya koymaktadır.

Günah işledim lezzet dolu bir günah
Titreyen eksik bir tenin yanında
Tanrım ne bileyim ne yaptım ben
O karanlık susku dolu zulada

Bu şiir yayınlandıktan sonra, dergiye pek çok mektup geldir. Kimileri yazılan şiiri desteklerken, kimileri de eleştiri mektupları gönderir. Erkeklerin özgürce bahsettiği bir konu, bir kadının elinde ağır bir günaha dönüşmüştür. Kadının arzularının karşısında ataerkil sistem, gelenekler ve yasaklayan bir Tanrı vardır. Yasak bir cinsellik yaşayan kadının, kanı akıtılmalıdır. Ailesinin erkekleri, bu ulvi görevi üstüne almalıdır. Furuğ, yaşanmışlığı sakınmadan anlatır. Bir yıl sonra aynı dergide, şiirin atfedildiği adam da yazmaya başlar. Hem de ilişkinin tüm yönlerini, oldukça pornografik bir dil kullanarak aktarır.
Furuğ, hem toplum hem de ailesi tarafından suçlanır. Suçlamalar, onu intihara sürükler. Bir aya yakın süre hastanede kalır ve elektro şok tedavisi görür. Taburcu olduğunda da boşanır. Oğlanın velayeti babaya verilir ve hayatının sonuna kadar çocuğunu göremez.

Dördüncü kitabı “Duvar” yayınladığında ise İtalya’dadır. Bir sene Avrupa’da kalır. İran’a döndüğünde çalışmaya başlar ve İbrahim Gülistan ile tanışır. Ve hayatı boyunca küsüp barışacağı bir ilişkiye başlamış olur. Gülistan, dönemin en ünlü şair ve yönetmenlerinden biridir. Üstelik evlidir. Furuğ, yine toplum tarafından onanmayan bir bağın içerisinde bulur kendini.
“… Derimin altında başımı döndürecek bir baskı olduğunu duyumsuyorum. Her şeyi delmek istiyorum ve olabildiğince içine dalmak istiyorum. Yerin derinliklerine varmak istiyorum. Benim aşkım oradadır. Tanelerin sürgün verdiği yerde, Köklerin birbirine vardığı ve yaradılışın kendini çürümüşlükte sürdüren noktada. Benim tenim sanki onun geçici bir biçimidir. Temeline varmak istiyorum. Kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum.”

Furuğ, şiiri için, şiir gibi yaşar. Fildişi kulesinde yaşayan şairlerden biri olmamıştır. Yaşamın her anında şair olunması gerektiğine inanır. Sözleri, şiire bakış açısını ortaya koyar.

“Şair olmak, insan olmak demektir. Şiirleri, günlük yaşamıyla bağdaşmayan kimilerini tanıyorum. Yani sadece şiir yazdıklarında şairdirler. Sonra bitiyor... Kendi kendime, ‘Sanki bir tabak pilav için bağırmış olmasınlar’ diyorum.”

Furuğ, hepimizi ‘Soğuk Mevsiminin Başlangıcı’ na inandırmıştır. Hayatı boyunca yazmanın peşini bırakmamıştır. Yazmak, onun için nefes almaktır. Özgür bir kadın olarak kalmak, kadınlığını yaşamak, mücadelesinin başlama noktasıdır. Hayatı boyunca, kirpiklerinde ölümün gölgesini taşımıştır. Hem bu gölgeyle yaşamış, hem de bu gölgeye sahip çıkmıştır.

ÖNCEKİ HABER

Kobani ve Cizir kantonlarını birleştirme operasyonu

SONRAKİ HABER

Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye oturumu: Gümrük Birliği askıya alınsın

Reklam
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa