03 Mayıs 2015 07:51

Sokaklara sanat katan adam: İskender Giray

İskender Giray’ın atölyesine girdiğinizde Moda’nın sakin sokakları yerini renkli ve çok sesli bir kalabalığa bırakıyor. İçerideki kuklalar ve heykeller sanki sizi görünce telaşla bir köşeye yerleşmiş hareketsizce gitmenizi bekliyor gibiler.

Paylaş

Başak ŞAHİNDOĞAN

İskender Giray’ın atölyesine girdiğinizde Moda’nın sakin sokakları yerini renkli ve çok sesli bir kalabalığa bırakıyor. İçerideki kuklalar ve heykeller sanki sizi görünce telaşla bir köşeye yerleşmiş hareketsizce gitmenizi bekliyor gibiler.
İskender Giray’ın heykelle buluşma hikâyesi aslında bir isyan ve başkaldırı serüveni. İTÜ fizik mühendisliği mezunu, sistemin çarkları arasında sıkışan bir genç adamın aynadaki mutsuz yüzünü görmekten bıkıp zincirlerinden kurtulma macerası. Her özgürlük mücadelesi gibi zorlu geçen yıllar sonunda bugün karşımızda sokaklara sanat kalan bir adam var.

Eserleriniz de, eserlerinizi insanlarla buluşturma şekliniz de sizin sanatla buluşma şekliniz gibi. Özgürlükçü, cesur ve isyankâr. Bu konudaki duruşunuzu ve bakış açınızı bize biraz anlatır mısınız?

Aslına bakarsanız bu bir seçim meselesi. Ben sanatçının kendini izole etmesini algılamıyor, anlayamıyor ve hatta biraz eleştiriyorum. Tabi ki bu kadar kargaşa arasında birilerinin sanatın sadece güzel, estetik ya da komedi kısmıyla ilgilenmesi normal, olağan ve gerekli. Ancak ben olan bitenden rahatsız bir adamım ve bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum. Kimsenin hayat görüşünü sorgulamıyorum ama herkesin yaşadığı hayatı daha fazla sorgulaması gerektiğine ve bazı sanatçıların da buna yardımcı olası gerektiğine inanıyorum. Türkiye’de yetiştirilen sanatçıların bu algıları okulda genel olarak hocalarının doktrinleri doğrultusunda şekilleniyor. Ama sanatın tek başına şekil kaldırmayacak bir duruş ve hayat görüşü olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de sanatçının bir kalıba girmemesi gerektiğine inanıyorum. Ancak sanatçıların çoğu kendilerine dayatılan bu kavramsal kaygılarla uğraşırken ne yazık ki hayattan kopuyorlar. Bu durumda da anlaşılma kaygısından uzaklaşmaya çalışırken anlatmayla ilgili kaygıdan da uzaklaştıklarını düşünüyorum.
Benimse anlaşılmadan öte anlatmayla ilgili bir kaygım var. Bunu gördüğüm bir şeyi karşı tarafa yansıtma çabam olarak da görebilirsiniz. Bir tür eğitim de diyebilirsiniz. Belki benim yaptığım iş onu gören kişinin vizyonunda bir açılma olacak ya da onun algılayış biçimiyle benim vizyonumda bir açılma olacak. Sonuçta bunu bir paylaşım için yapıyoruz. Bu nedenle de “ben kendim için yapıyorum” söylemini pek de gerçekçi ve dürüst bulmuyorum. Zaten bu bakış açısı bana arkadakileri önemsememek gibi geliyor. Ben geriye dönüp bakıldığında heykellerimle insanlarda bir katma değer ya da minikte olsa bir farkındalık bırakmak istiyorum.

Sizi pek çok kişi sokaklara bıraktığınız heykelleriniz ile tanıyor. Kadıköy’de birçok yerde heykellerinizi görmek mümkün. Bu süreç nasıl gelişti?

İlk olarak “Ekmekçi Berkin’i Arıyor” heykeliyle ortaya çıktı. O dönemde Berkin’in vurulması ve sonrasında geçen aylar boyunca hepimiz içimizdeki acı ve hırsla sürecin içindeydik. Ve bir gün Berkin’i kaybettik. Ben de içimdeki acı ve sinirle bir gece ne yapabilirim diye düşünerek yattım. Gece rüyamda gördüm ve sabah kalkıp bu heykeli yapmaya başladım. Bir hafta içerisinde tamamladım. Tamamlayınca Kadıköy Belediyesi’ne tweet attım. Seçim zamanıydı. Her yer parti afişleriyle bir kaos halindeydi. Bu kaosun içerisinde ben de “Siz kaldırana kadar heykelimi buraya koyuyorum” dedim. Sonrasında halk sahip çıktı ve bugüne geldik.

Peki ya “Ağaç İçin Ağıt” heykeliniz?

O heykeli geçtiğimiz yaz kimseye haber vermeden sadece kendi hesabımdan tweet atarak koymuştum. Sonrasında da heykelin bulunduğu noktaya ağaç diktikleri zaman ben heykeli geri alacağıma dair belediyeyle anlaşmıştık. Ancak heykel defalarca çalınmak istendi. Üç defasında da gerçekten çalındı. Belediye ile bir anlaşmamız vardı, fakat belki demiri için belki de bencil bir sahip olma duygusuyla 6 kere çalınma girişimi oldu, bunların 3’ünde de başarılı oldular. Ancak her defasında tekrar geri geldi. Şu an da yerinde duruyor.

Heykellerinizi sokağa bıraktıktan sonraki süreçte ne yapıyorsunuz? Gözlemliyor musunuz? Heykelle bağınızı koparabiliyor musunuz?

Hayır kontrol ediyorum. Ertesi gün, ertesi hafta önünden geçmeyi çok seviyorum. Bazen köşede durup insanların konuşmalarını dinliyor, bakışlarını izliyorum. Çok komik ve güzel yorumlar duyuyorum. Hatta bazen ben de bir izleyiciymişim gibi yanlarına gidip konuşmalara katılıyorum. Sonra artık bir süre görmek, yanından geçmek istemiyorum. Ardından yine kontrol ediyorum. Sonuçta her yaptığım iş benim çocuğum gibi. Onları çok seviyorum ama sürekli çevrelerinde olmaktan da biraz utanıyorum. Mesela Contemporary Art İstanbul’da eserim sergileniyordu. En fazla günde bir defa o da 10 dakikalığına gidebildim. Hem heykelin etrafında olduğumda hem de insanlar beni tebrik ettiklerinde utanıyorum. En önemlisi de işimin satılma aşamasındaki pazarlık mevzularını görmek ve duymak istemiyorum. Çünkü emeğin pazarlığının olmayacağına inanıyorum. Ancak o pazarlık yapan insana işimi, emeğimi veriyorum.  Bu da beni vicdanen rahatsız ediyor. Burada “davayı satmak” gibi bir hisse kapılıyorum.

Eserleri sanatçıların geçmişten gelecek bıraktıkları ayak izleri, sokaklarda yankılanan sözleridir. Şimdi de söz İskender Giray’ın parmak izlerini taşıyan heykellerinde…

TANIĞIN ADI: ADALET

Sanatçı bu heykeli ortaya çıkarırken Yunan mitolojisinde Uranüs ve Gaia’nın kızı olan adalet ve düzen tanrıçası Themis’ten esinlenmiştir. Themis, ilahi adaletin tecessümüdür. Heykeldeki “Kılıç” adaletin verdiği cezaların gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgelerken, “Kadın” ve “Bakire” olması ise bağımsızlığı ifade eder. Kadının gözü tarafsızlığını koruyabilmesi için bağlıdır. Heykelde Themis göz bağını indirerek, dünyada ama en çok da ülkemizde adaletin tecelli şekline, nedensiz tutuklu tutulan insanlara, kanuna uygun hukuksuzluklara, hukuksuz çıkarılan kanunlara, hayatın her alanına nüfuz etmiş, vicdandan uzak yasaklayıcı ve sansürcü anlayışa yıkılmış ve çaresiz bir halde tanıklık etmektedir. Terazisine ve kılıcına el konulmuş tutsak Themis bu anlara tanıklık ettiği için boğulmaktadır. Bu anların tek şahidi olan ve basını simgeleyen fotoğraf makinesi ise sahibi tarafından terk edildiği için bu anı okuyuculara ulaştırmayacak...

AYRIŞMA

Sanatçının son eseri bir saldırı da hayatını kaybeden gazeteci Nuh Köklü anısına yaptığı Ayrışma heykeli.

Aynı topraklarda yaşayan iki insanın ayrışması aynı bedenden iki farklı gövdenin ortaya çıkmasıyla anlatılıyor. Katilin yasaklanmış çocukluğu, engellenmiş ve baskı altındaki yaşamı ve bundan dolayı ortaya çıkan nefreti baş bölümünde bir kafes içindeki çocuk ile anlatılmış.

Bu heykelle bir farkındalık yaratmak isteyen sanatçı amacını “Herkesin geçmişe dönük bir sürü hatasını aynı anda kabullenip aydınlanmasını bekleyemeyiz. Ama belki de bu heykeli gören binlerce kişiden belki üç-beş tanesi bunu yapıp düşünerek, “acaba benim gösterdiğim tepkilerin bir kısmı çocukluğunda yaşayamadıklarından mı kaynaklanıyor?” diyebilecek.

Belki bu ayrışmayla yüzleşmek birkaç kişide farkındalık yaratıp “birleşme”ye dönüşecek. Benim geçmişe dönük bırakmak istediğim katma değer budur” sözleriyle ifade ediyor.

HES (HAYAT=SU)

Şu ana kadar teknoloji ve rahatlığıyla boyanmış gözlerimiz, bildiğimiz ama parçası olduğumuzu kabullenemediğimiz katliamları görmedi. Hızlı bir şekilde bununla yüzleşmez, katliamdan vazgeçmezsek, bu dünya canlı barındırmak için elverişsiz hale gelecek. Bu hayat döngüsünde dünyanın değil bizim sonumuz olacak. Zira dünya binlerce yıl sonra bizden yani ölümcül virüsünden arınmış olarak yine baştan başlayacak. Heykel bu gidişata dikkat çekmek için yapılmış. Heykelin ilk bölümü, suyu hayata taşıyan kanalları yani tüm dalları son bir tane kalana kadar insan eliyle kesilmiş bir ağaç olarak tasarlanmış. Üzerinde yaşam belirtisini simgeleyen tek bir tomurcuk taşıyor.  Işığın yerleştirildiği 2. bölümse güçlü gövdesinden kesilip baltaya dönüştürülmüş kendi katiline hizmet bir diğer ağaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu ışıkla katil de insanoğluna, yani bize enerji veriyor. Teknoloji ve işlenmiş bilgi; bize farkındalık kazandırıyor. Üretilmiş enerjinin projeksiyonunda, büyük resmi, her şeye rağmen doğurmaya hazır doğanın somut yansımasını ve tomurcuğun son olduğunu görüyoruz. Yine de sonraki hedef… Paradan ve güçten başka bir odağı kalmamış, çıkmaz yoldaki dünya algısının zihinsel bir devrime ihtiyacı var. Aksi takdirde, çok geç olana kadar, bu döngü sürüp gidecek...

ÖNCEKİ HABER

Bu yazı Kamp Armen çocukları adına yazıldı

SONRAKİ HABER

Salihli’de domates hasadı başladı: Üretici de tüccar da memnun değil

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa