25 Ocak 2015 10:06

18 Mart’tan 24 Nisan’a 17. Türk Devleti nöbette!

Ermeni sorununda tarihsel çapta etkileri olacak yeni hamle, Çanakkale üzerinden geldi. “Şok” bir kararla, bugüne kadar 18 Mart’ta yapılan törenler, 24 Nisana alındı. Yani bir anlamda, adına üniversite kurulmuş, şiirler destanlar yazılmış, filmler, müsamereler düzenlenmiş büyük gün, tam da Ermeni soykırımının başlangıç tarihi olarak kabul edilen 24 Nisan’a kaydırıldı.

Paylaş

Aydın ÇUBUKÇU

Ermeni sorununda tarihsel çapta etkileri olacak yeni hamle, Çanakkale üzerinden geldi. “Şok” bir kararla, bugüne kadar 18 Mart’ta yapılan törenler, 24 Nisana alındı. Yani bir anlamda, adına üniversite kurulmuş, şiirler destanlar yazılmış, filmler, müsamereler düzenlenmiş büyük gün, tam da Ermeni soykırımının başlangıç tarihi olarak kabul edilen 24 Nisan’a kaydırıldı. 

Neredeyse bütün hayatın “anlam kaydırması” üzerine kurulmuş bir yönetim tarzına sürüklendiği bir dönemde, şaşırmamaya alışmaya başlamışken bile, bu şaşırtıcı oldu! Herhalde yalnız biz değil, bütün dünya şaşırmış olmalı! Örneğin bu yıl anma törenlerine o zamanlar düşman kuvvetlerini oluşturan Avustralya, Yeni Zelanda, Britanya Krallığı da temsil edilecekti. Şimdi herhalde, çağrıldıkları törenlerin neyi anmak için ve neden bu tarihte yapıldığını araştıran derin bir istihbarat faaliyetine gömülmüşlerdir!

Özellikle Entelijans Servisi geleneğinden gelen İngiliz istihbaratı, kılı kırk yaran titizliğiyle, örneğin Türk tarihinin derinliklerinden ite kaka getirilip Saray merdivenlerine dizilen savaşçılarla bu meselenin bir ilişkisi olup olmadığına dair dosyalar karıştırmaya başlamıştır bile. 
Onlar araştıra dursun, biz kendi merceğimizle bir bakalım bu meseleye!

DERİN İDEOLOJİ

Ermeni Soykırımı, devlet tarihinin en önemli, belirleyici operasyonlarından biridir. Abdülhamid Han, dünyanın, bölgenin ve kendi imparatorluğunun en onulmaz krizlerinden birini yaşadığı bir sırada, sağlam temellere sahip olmak, içeriden ve dışarıdan gelecek “sinsi tehlikeleri” önceden bertaraf etmek amacıyla özellikle Doğu Anadolu Ermenileri üzerinde sistemli bir yıldırma politikası uygulamaya başlamıştı. Derdi, dünya çapında Panislamizm (Müslümanların siyasi birliği) denilen politikayı yürütürken, içeride de İslam ağırlığını arttırmaktı.  Ağır vergiler ve din değiştirmeye zorlayıcı uygulamalarla canı burnuna getirilmiş Ermeni köylülerin üzerine bir de Kürtleri salarak bölgeyi Müslümanlaştırmaya çalışıyordu.

Bu sırada ise Abdülhamid’in muhalifleri, sultanın “istibdat”politikasının bir parçası olarak gördükleri bu uygulamalara karşı kendi “hürriyet” fikirleri üzerinden Ermeni aydınlarıyla, politikacılarıyla “uhuvvet ve müsavat” (kardeşlik ve eşitlik) görüşmeleri yapıyor, iktidara geldiklerinde din, milliyet ayırmayan bir siyaset izleyecekleri sözünü veriyorlardı. Neticede Abdülhamid devrildi ve memlekete hürriyet geldi! Aradan bir yıl geçmeden İttihat ve Terakki Partisi yönetimi eskisini aratmayacak bir baskı rejimi kurdu. Baskıyla beraber, kuşkusuz yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık eşlik ediyordu. Biri daima diğerini besler. Biri olmadan öteki olmaz. Bu önemli bir tarih dersidir, bugün de iyice okumakta yarar var. İkinci önemli ders, savaş üzerinedir. Baskı ve hırsızlık gibi iki kardeşin egemen olduğu devletlerde, savaş da bir ihtiyaçtır. İçeride bütün hak ve özgürlüklere saldıran İttihat ve Terakki Fırkası, Ermeni halkını da bir sorun olarak önüne koydu ve Alman kardeşlerinin de büyük yardımıyla soykırımı başlattı. Her konuda olduğu gibi bunda da Abdülhamid’den ileri gittiler. 

Tam 24 Nisan 1915 günü, Dâhiliye Nazırı Mehmed Talat Bey, Ermeni Komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması ve her türlü belgelerine el konulması ile ilgili emri yayınladı. O günlerde, İtilaf ordularının Çanakkale’ye çıkarma yapacağı ve İstanbul’un İngilizlerin eline geçeceği tahmin edilerek, Osmanlı sarayı ve hükümetini Eskişehir’e taşıma hazırlıkları da yapılmaktadır. 

Talat Beyin (sonradan Talat Paşa) emri üzerine,  İstanbul’da ilk etapta 235 Ermeni tutuklanarak Çankırı ve Ayaş’a sürüldü. Bunlar arasında, milletvekilleri, tanınmış yazar ve şairler, sanatçılar, din adamları ve işadamları da vardı. Sürülenlerin çoğu sürgünde öldü veya öldürüldü. Artık yeni ve sistemli bir “arındırma” başlamıştı. İttihat ve Terakki açısından bu uygulama, Alman askeri kurmaylarının da hesaplarına uygun olarak, Rusya’ya karşı savaşta “cephe gerisini sağlama alma” gibi güncel bir hedefe yönelikti. Ama kuşkusuz bunun bir diğer yanında, Abdülhamid’in İslamlaştırma hedefine paralel bir Türkleştirme stratejisi de vardı. Panislamizm’le Pantürkizm’in kesişme noktası Ermeni halk yığınlarının hayatı olmuştu! 

Sonrasında, Cumhuriyet kurulup Osmanlı yıkıldıktan, İttihat Terakki tümüyle tarih sahnesinden silindikten sonra da, Türk ve İslam nüfusunun hâkim olduğu bir vatan tahayyülü dimdik ayakta kalmaya devam etti. Bu yüzden Cumhuriyet, Osmanlının bu son mirasına sımsıkı sahip çıktı! Bu, devletin “derin ideolojisinin” ayrılmaz parçası olarak yaşadı. 

16 TÜRK DEVLETİ VE 24 NİSAN

18 Mart’ın 24’ Nisan’a taşınmasının “derin” anlamı buradadır. Bugüne kadar “Büyük Çanakkale Zaferi” günü olarak yüceltilen bu tarih, demek ki aynı zamanda Ermenilerden kurtuluş günü olarak taşıdığı “derin” anlamla birleştirilecek! 

Bu anlamlı adımın arkasında, Saray’ın merdivenlerine dizilen özel kostümlü 16 askerin bulunduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. 
Ermeni soykırımı, önemli ölçüde bir Türkçülük projesinin parçasıydı. O halde bu yönde atılacak her adımda, Türk tarihinin derinliklerinden getirilmiş simgeler de üstlerine düşen güncel görevi yerine getirmelidir! Bu geçtikten sonra doğacak yeni görevler için nöbete çağrılacaklardır elbette , yakın  vadede ilk görevleri budur!

Cumhurbaşkanlığı forsunun üzerindeki on altı ışık kollu yıldızın ne anlama geldiği bugün de tartışılıyor. Fakat bunun derin anlamlar taşıdığı yolundaki bütün yorumlar, sonuçta yıldızı çizen grafikçinin bir çemberi güneşin simgesi haline getirmek için bulunabilecek en kolay yolu seçtiğinden ve bunu yaparken asla özel anlamlar falan düşünmediğinden emin olabiliriz. Simge bir kez ortaya çıktıktan sonra buna bir anlam vermeye çalışanlar bulabildikleri her masalı buna uydurmaya çalışmışlardır. 16 Türk devleti bu masallardan en çok kabul göreni olmuştur, ama içi boş kalmıştır. Gerçekte Türklerin kaç devlet kurduğu ve bu yıldızların gerçekte hangilerini temsil ettiği hâlâ tartışılıyor. Önceleri Hunların bu yıldızlardan biri sayılırken, sonradan çıkarıldıkları ve yerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin konulduğu da biliniyor. Yani liste değişiyor ve birileri çıkarılıp birileri konulabiliyor. Bir araştırmacı, Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesinin kubbesinde de on altı ışınlı bir süsleme olduğunu keşfederek, bunu başka yorumlarla zenginleştiriyor, ama 16 Türk devleti uydurmasının yanlış ve yersiz olduğunda ısrar ediyor. Neyse, konumuz bu değil. 

Önemli olan, günümüz iktidarının kendisini bu masalla besleme ihtiyacı duymasıdır. 18 Mart’ı, Ermeni soykırımının 100. Yılı dolayısıyla yapılacak dünya çapındaki etkinliklere bir cevap olsun, dışarıda kıyamet koparken hiç olmazsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başka bir şanlı vaziyetle oyalansın diye 24 Nisan’a çekerken, aynı zamanda bu konuda en hassas duruşa sahip olan MHP tabanından oy devşirme çabasını da desteklemiş olmaktadır. Herkesten daha çok Türkçü, herkesten daha çok Ermeni meselesinde hassas! Milliyetçiyim diyen herkes oraya oy verecek! Beklenti budur, plan budur.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Önce domuzlar indi

SONRAKİ HABER

Almanya sanayi üretiminde sert düşüş

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa