25 Ocak 2015 09:55

Hayat bir daha hiç eskisi gibi olmadı

Vurmayın öldüm” diyordu 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de bir sokak arasında üzerine çullanan resmi ve sivil katillerin tekmeleri arasında. Vurdular, öldü. “Allahım, ölüyorum” diye bağırıyordu 28 yaşındaki Halid Said, İskenderiye’de bir sokak arasında ve tüm sokağın gözü önünde polis tekmelerle kafasını parçalarken. Polis yanıt verdi: “Sen ölene kadar hiçbir yere gitmiyoruz”* Polis, Halid ölene kadar hiç bir yere gitmedi. Parçaladılar, öldü.

Paylaş

Elif GÖRGÜ

Vurmayın öldüm” diyordu 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de bir sokak arasında üzerine çullanan resmi ve sivil katillerin tekmeleri arasında. Vurdular, öldü. 

“Allahım, ölüyorum” diye bağırıyordu 28 yaşındaki Halid Said, İskenderiye’de bir sokak arasında ve tüm sokağın gözü önünde polis tekmelerle kafasını parçalarken. Polis yanıt verdi: “Sen ölene kadar hiçbir yere gitmiyoruz”* Polis, Halid ölene kadar hiç bir yere gitmedi. Parçaladılar, öldü. 

Ali İsmail’i öldüren polise mahkeme 10 yıl hapis cezası verdi. 10 yıl hapis cezası verdi mahkeme Halid Said’i öldüren polislere. 
Ali İsmail, ayaklar altında ezilmeye başkaldıran bir halk ayaklanmasında, halkın ayaklanmasının intikamı alınmak üzere ezilmek istendi. Atılan her bir tekmeyi izledikçe birer birer Ali İsmail’e dönüştü yaşıtları. 

İnternet kafesine gelen polislere haraç vermeye başkaldırdığı için başı parçalanan Halid’e atılan her bir tekme de, kırk yıl boyunca başeğdirmeye alışmışlara karşı ayaklananları Halid’e dönüştürdü. Temmuz 2010’da öldürülmüştü Halid Said, zaman Ocak 2011’e varıncaya kadar, birer birer Halid olmuşların biner biner haykırdığı “Halk bu düzeni yıkmak istiyor” çığlığına en çok yoldaşlık eden sloganlardan biri “Hepimiz Halid Said’iz” oldu bu yüzden. 

27 Ocak 2011 Halid’in doğumgünüydü. Ölü gençlerin artık asla yaş alamayacakları doğumgünleri, yaşayanların yeniden doğmasına vesile olur bazen. Mısır’da da öyle oldu. Bir halk yeniden doğdu. 

Çok türlü doğum var hayatta. Kentler doğurur bazen. Ölümüne sömürülmüş bir ülkenin ölümün kıyısından dönmesi için, kentlerin on binlerce, yüz binlerce doğurması gerekebilir. Kentlerin en verimli rahmi meydanlarıdır. Mısır’da da ilk doğum sancıları meydanlarda başladı. 

MEYDANLARIN GÜNÜ

25 Ocak 2011 meydanların günüydü. Doğurdukça doğurdu Tahrir, yani Kurtuluş Meydanı. Doğurdukça eski vücutlarından kurtuldu gençler. Kimi gözleri gaza dayanmaz sanıyordu mesela, boyun eğer biliyordu coplara, yırtılan derisi. Öyle olmadı. Bir rahimden hep birlikte doğunca insanlar elleri, kolları, gözleri, derileri de yeniden yaratılıyorsa demek...

Ahmed, 19 yıl önce doğduğunu sanıyordu büyük ihtimalle, Muhammed’e 23 yıl önce demişti annesi, Karima geçenlerde kutladığının 30’uncu yaş günü olduğundan ne kadar da emindi halbuki. Sonra hep birlikte yeniden doğdular. 

Yeniden yaratılması gereken mevzu çok olduğu için yeryüzünde, doğanların çoğu erkekti önce; bir kavga dövüş çıktılar. Rahimden çıkmaları hızlı, ancak yeniden yaratılmaları daha az hızlı oldu. Kadınlar elele tutuşa tutuşa, kendilerine yer aça aça,  yol inşa ede ede, emekle örgütlenerek çıktılar. Daha hızlı yenilendiler.  

25 Ocak 2011 meydanların günüydü. 

28 Ocak 2011 sokakların, mahallelerin, köylerin günü oldu. Ortadoğu uzmanı, akademisyen Paul Amar, “Mısır halkının en kapsamlı ve cüretkar anlamıyla yalnızca başkaldırının değil, devrimin bayrağını eline alması 28 Ocak 2011’de gerçekleşmiştir” demiş: “O gün, uluslararası basın ve ulusal güvenlik aygıtları Tahrir Meydanı’na yoğunlaşırken, sahne ışıklarının parıltısından uzaktaki mahallelerde, kasabalarda ve köylerde polis devleti ile onun zorbalığına ve iktisadi alt yapılarına karşı zapt edilemez ayaklanmalar patlak vermişti. Çevimiçi ağlardan ve insan hakları politikasından pek etkilenmeyen emekçi sınıflar bile, bu devlet vahşetinin ve polis zorbalığının mağdurlarıyla tutku içinde özdeşiyordu.”

Devrimin temelinin dilbilgisi, yüksek hitabet ya da görgü kuralları olduğunu sananlar, kurşuna göğüs germedeki bilgeliği, zalime karşı kaba çığlıktaki yüksek zarafeti ve “Halk düzenin yıkılmasını istiyor” gibi basit bir cümledeki devrimbilgisini görmezler bazen. 
Batı medyasının “aman da karışıklıktan faydalanan hırsızlar, suçlular şöyle araba çaldılar, böyle gasbettiler, öyle ortalığı talan ettiler” altmetniyle aktarmayı tercih ettiği o 28 ocak günü için, o günü belli ki halkın karşısındaki değil de yanındaki sokaktan izlemeyi tercih etmiş olan Amar, özetle şu alternatif bilgileri vermiş:  

Akla gelebilecek her türlü iletişim aracı ve işaret kullanılarak bilgiler yayıldı. Ayağa kalkan milyonlar polis karakollarını yakıp yıktı. Başta işçi mahalleleri olmak üzere polis karakolları tarumar edildi. Polis memurları mahallelerden kovuldu ve yüz binlerce mahkumu serbest bırakmak için hapishaneler basıldı. Ülke genelinde kolektif bir öfke patlaması yaşandı.

Süveyş Kanalı’ndaki liman tesisleri neredeyse halkın eline geçiyordu. Bu limanlarda yapılan eylemlerde Mısır’ın uluslararası ticaretinde halkın da sözünün geçmesi talep edildi.

“El-lican eş-şeabiye” yani Halk Güvenlik Komiteleri oluşturuldu.

HALK KOMİTELERİNİN ÖNEMİ

Halk komiteleri meselesi önemli. Hükümetlerin çok sevdiği kamu düzenini değil halkı kamunun düzeninden korumak için kurulmuştu Mısır’da halk komiteleri. Kısa süre içinde yüzlerceye ulaşan komitelerden birinin başkanı şöyle tarif etmiş: “Komiteler Mısır toplumunun kalp atışlarıydılar, kökleri yereldeydi ve esnek bir örgütlenmeleri vardı; gayriresmi ve gönüllüydüler”

Sonrasını biliyorsunuz. Halk doğdu, boğmak istediler bir daha doğdu, ezmek istediler, doğdukça doğdu, öldükçe doğdu. 

Ülkenin kolektif rahminden doğmayı beceremeyenler de oldu elbet. Kaf dağının sol yamacını tutmuşlarla Kaf dağının sağ yamacını tutmuşlar çok uzun süre aynı kuş bakışıyla izleyince halkı, kendinlerini Zümrüdü Anka sanma tarihsel yanılgısının orta yerinde buluşuverdiler; küllerinden doğmaya çalışmak gibi nafile çabalarda çırpınarak harcıyorlar kalan ömürlerini. 

Halbuki dünyanın üç kere yıkılıp üç kere yeniden doğuşuna tanıklık etmiş Zümrüdü Anka, dağın tepesinde değil, bilgi ağacının dallarında dördüncü tanıklığını bekler... öyle çok göbek bağı biriktirmiştir ki dört yıl boyunca o dallar, o meydanlar, o sokaklar.. açmak için bekledikleri uygun mevsimdir sadece. 

“O akşamdan sonra hayat bir daha hiç eskisi gibi olmadı” diye yazmış Mısırlı bir gazeteci 28 Ocak günü için. Ama halkın yıkım gücünden duyduğu korkuyla yazmış, -hadi günahını almamak için ismini yazmayalım- meslektaşımız. Kentlerin nasıl yıkıldığını anlatmış, ülkenin nasıl yeniden kurulduğunu görmeden. 

Biz, halkın doğum gücünden duyduğumuz umutla yazalım bir kez daha:

O akşamdan sonra hayat bir daha hiç eskisi gibi olmadı...

 

 İnteraktif sayfa: Mısır, dünyayı çalkalayan ülke

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Hun bi xer hatin Rojava Azad*

SONRAKİ HABER

Türkiye ile Libya'nın Doğu Akdeniz Mutabakatı Meclis'te kabul edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa