AfD’nin yükselişi ne anlatıyor?
Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyalet seçimleri, Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) ezici diyebileceğimiz bir kazanımıyla sonuçlandı. Alman basın yayın organlarına konuşan uzmanlar bu sonucu 2.Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan ilk dönüm noktası şeklinde tanımlıyor. Yine seçimlerle birlikte dünya siyaset sahnesine de çıkan, AfD’nin eyalet başbakanı adayı Ulrich Siegmund’a dair tartışmalar da oldukça enteresan. Der Spiegel Siegmund’u “Almanya’nın en tehlikeli adamı” başlığıyla kapağına taşıdı ancak bu haber Siegmund’un arkasındaki rüzgarı daha da büyüttü.
Elbette AfD’nin seçim zaferine eş zamanlı olarak Hristiyan Demokratlar başta olmak üzere diğer partilerin oy kaybı da oldukça çarpıcı. Seçimlerden sonra dünya gündemi bu hızlı yükselişe karşı çarpıcı düşüşü anlamaya çalışıyor. Ancak seçimlerden çok öncesinden beri Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde aşırı sağın yükselişe geçtiği konuşuluyordu ve bunun ayak sesleri duyulur olmuştu.
Almanya’nın tarihi hafızaya kazınmış olan aşırı sağcı geçmişi ile birlikte, sanayi açısından Avrupa’nın lokomotifi olduğu da göz önüne alındığında, elbette gidişat az çok bütün dünya ülkelerini etkileyecek gibi görünüyor. Arap Ayaklanmaları ile başlayan göçmen akınlarının ekonomik, sosyolojik, kültürel uyum, güvenlik gibi boyutlarıyla Avrupa ülkelerinde sağ söylemleri alevlendirdiği biliniyor. Avrupa’da en fazla göçmenin yaşadığı ülke olan Almanya’da aşırı sağın çarpıcı yükselişinin bu ülkedeki yabancıları nasıl ve ne kadar etkileyeceği henüz belirsiz ancak elbette tedirginlik verici. AfD’nin söylemlerine bakılırsa parti düzensiz ve kaçak göçmenleri hedef almış görünüyor. Alman üst kimliğinin yeniden inşası ve kültürünün pekiştirilmesi gibi söylemler ise ucu açık ve öngörülemeyecek kadar ileri gidebilecek yaklaşımlar. Diğer taraftan Avrupa’nın hızla yaşlanan nüfusu ve ekonomi için yabancıların/göçmenlerin önemi de ortada. Şimdilik AfD’nin nitelikli ve ekonomiye katkısı olan göçmen istediği söylenebilir, ancak diğer taraftan Almanya’da yaşayan yabancıların kültürel ve sosyal haklarına ilişkin alanlarının daraltılması da oldukça olası.
Almanya Türk, Kürt, İranlı, Rus, Arap; kendi ülkesine muhalif isimlerin ve hareketlerin de en yoğun olduğu ülke. AfD’nin söylemlerine bakılırsa bu hareketlere verilen siyasi ve ekonomik desteklerin kesilmesi veya sınırlandırılması oldukça muhtemel.
Yine hem AfD’nin seçim kampanyaları boyunca dile getirdiği, sağcıların sık sık vurgu yaptığı en önemli konulardan biri de Almanya’nın dış politikası. Bu bağlamda Rusya-Almanya ilişkilerinin gereksiz yere bozulduğu en sık duyulan eleştirilerin başında denilebilir. Bu kesime göre Rusya-Ukrayna savaşına Almanya’nın dahil olması tamamen gereksizdi ve bu gereksiz hamle sebebiyle Almanya’nın Rusya ile ilişkilerinin bozulması Alman ekonomisini doğrudan vurdu. Çünkü Almanya sanayisi için hayati önemde olan enerjiyi ve hammaddeyi Rusya’dan ucuza alırken pahalı alternatiflere yönelmek zorunda kaldı.
AfD ile siyasi bir kimlik bulan bu söylem sadece Almanya-Rusya ilişkileri ile sınırlı değil. Mesela bir süredir NATO içinde Avrupa-Amerika ikilemi yaşanıyor. Amerika’nın Avrupa’nın güvenliği misyonundan çekilmek istediğini, Avrupa ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlamak üzere gerekli askeri sanayi üretimini kendilerinin yapmasını gerektiren yeni bir oluşuma gittiğini bu köşeden aktarmıştım. NATO içindeki yeni yapılanmaya göre Avrupa ülkeleri Rusya’yı tehdit olarak tanımlarken Amerika Çin’e yönelecek gibi görünüyor. Avrupa’nın sanayi lokomotifi olan Almanya’nın, Ukrayna’ya verdiği desteği kesmese bile azaltması hem de Rusya’yı tehdit olarak görmeyi bırakması hatta Rusya ile iyi ilişkiler kurmaya yönelmesi, yeni NATO’yu temelden sarsar. Bu durum epeydir kendi içinde kriz üstüne kriz yaşayan, Brexit ile İngiltere’nin ayrılmasının ardından sarsıntılara bir türlü engel olamayan Avrupa Birliği’nin gücünü, ortak politika üretme kapasitesini ve nihayetinde bekasını da etkileyebilir.
Aşırı sağın sadece Almanya’da değil bütün dünyada yükselen bir trend olduğu aşikar. Bütün dünya ülkeleri hızla silahlanmaya başladı. Askeri sanayi için de enerji ve hammadde gerekli. AfD’nin Rusya ile hem ekonomi hem de güvenlik için iyi ilişkiler kurulması gerekiyor. Ayrıca Rusya’dan Rusya’yı birincil tehdit olarak gördüğünüz için hızlandırdığınız silah sanayi üretimi için gerekli kaynakları alamazsınız. Bu da yine Avrupa ülkeleri arasındaki çatlakları büyütecek faktörlerden biri.
Aslında sağın yükselişinin iyiden iyiye kendini gösterdiği tek ülke Almanya değil. AfD’nin seçim zaferinin Fransa başta olmak üzere Avrupa’daki sağ/aşırı sağ hareketler lehine bir rüzgar oluşturduğu söylenebilir. Ancak her şey gibi sağ ve aşırı sağ gibi kavramların da artık değiştiğini söylemek mümkün. Bu nedenle AfD dahil Avrupa’daki aşırı sağ kavramının tanımı da ne kadar ileri gidebilecekleri de zamanla ortaya çıkacak gibi görünüyor. Elbette bu durum bu ülkelerde yaşayan yabancıları ve özellikle kendi ülkelerine muhalif kesimleri/hareketleri doğrudan etkileyecek ancak diğer taraftan Amerika’nın ya da İngiltere’nin güdümünde politikalar yürüten Avrupa ülkelerinin ekonomik ve siyasi ilişkilerinde daha öngörülebilir esaslar üzerinden hareket ettikleri bir dönemin habercisi de olabilir.
Sonuçta dünya çok değişti ve bu değişim her saniye takip edilemeyecek bir hızla devam ediyor. Artık ekonomi ve güç savaşları ileri teknoloji, uzay, dünya ticaret koridorlarını ve boğazlarını tutmak üzerinden yapılıyor. Muhtemelen en korkutucu olan şey de bu değişimin insan hakları, hukuk ve ekonomi açısından ne getireceğinin öngörülemez oluşu; tıpkı aşırı sağ olarak tanımlanan ancak söylemleri itibariyle Almanya’daki yabancılardan da destek alabilen yeni hareketlerin her birimizin geleceğini nasıl şekillendireceğinin belirsiz oluşu gibi…
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et