Suriye’de bir küçük üs ve bölgesel yeni düzen
İsrail Suriye’de Türkiye sınırına yaklaşık 70 km mesafedeki Ebu ez Zuhur Havaalanını vurdu. Askeri havaalanı uzun yıllar Suriye ordusunun hava kuvvetlerinin eğitiminde kullanılıyordu. Aslında Suriye’deki savaş döneminde defalarca el değiştirdi, şiddetli çatışmalara sahne oldu ve bu nedenle pistlerinden hangarlarına ve idari binalarına kadar elden geçirilmeden kullanılamayacak durumda. Diğer taraftan İsrail halihazırda 8 Aralık 2024’ten beri Suriye’yi binlerce kez vurdu ve ilk hedef aldığı yerler de askeri kompleksler, silah depoları gibi noktalardı. İsrail, Golan Tepelerinden itibaren Şam’a kadar olan bölge içindeki köyler ve yerleşim birimleri ile birlikte büyük bir alanı zaten işgal etmiş durumda.
Peki Ebu ez Zuhur’a yönelik saldırının, Amerikalılara bile açıklama yaptıracak kadar önemli olmasının nedeni ne?
Sahadaki ve bölgedeki genel durumu da gözden kaçırmadan duruma bakacak olursak;
-Suriye’de önceki yönetimin devrilişinden beri Türkiye ile İsrail arasında bir nüfuz mücadelesi hızlanmıştı. İki ülkenin karşılıklı hamleleri ve Amerika’nın devreye girmesi ile, Suriye sahasında geçici bir statüko oluştu ve ülkenin güneyinde İsrail etkiliyken kuzeyi Türkiye’nin nüfuz alanı oldu. Sahada Türkiye ile İsrail’in karşı karşıya gelmemesi için Humus-Hama arasında görünmez ancak tarafların geçmemeye dikkat ettiği bir sınır belirlendi.
-Bu görünmez sınır Suriye’de Türkiye-İsrail gerilimini kontrol altına alsa da iki ülke de kendi bölgelerinde öncelikli gördükleri askeri politikalarına hız verdi. İsrail, Golan Tepelerinden Akdeniz’e kadar çok büyük bir alanı gözleyebileceği noktalara iyice yerleşip karakollar inşa ederken Türkiye, kuzeyde SDG başta olmak üzere tehdit gördüğü oluşumlara odaklandı.
-Ebu ez Zuhur’a yönelik saldırı İsrail’in uzunca bir aradan sonra Türkiye’nin nüfuz alanı içindeki bölgeye doğrudan saldırısı oldu. Bu nedenle bu saldırı sadece İsrail’in Suriye içindeki saldırılarından biri olmaktan çok Türkiye-İsrail statükosunun dağılması göze alınarak yapılan bir saldırı olarak okunmalı.
-Türkiye ile İsrail statükosunun er geç bozulması beklenen bir durumdu elbette. Çünkü bu statüko Suriye’de ordu gibi önemli kurumlar dahil devletin yeniden inşasını geciktiren birkaç faktörden biri oldu. Araya İran savaşı girince dikkatler oraya kaydı ve statükonun ömrü biraz daha uzadı ancak İran savaşı, İran’sız bölge dizaynı sürecini hızlandırıp Suriye’de güvenliğin sağlanması ihtiyacını belirginleştirdi.
-Suriye, enerji ve tedarik hatlarını Hürmüz Boğazı gibi tek noktaya bağımlılıktan kurtarma amaçlı projelerle birlikte yeni dönemin en önemli birkaç ülkesinden biri olmaya aday. Irak’ın Akdeniz’e açılması, Suudi Arabistan’ın Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması gibi birçok ülkeyi ilgilendiren projelerin ana istasyonlarından biri. Yine Suriye’nin limanları kadar kara suları da Doğu Akdeniz’deki güç mücadeleleri açısından oyunun kurallarını zorlayacak kadar önemli.
-Suriye’nin önemi giderek artarken Suriye’de bir devlet kurulması, sahada sürdürülebilir bir güvenliğin sağlanması gibi süreçlerin önemi tekrar öne çıktı. Ancak İsrail, Suriye’de güçlü bir ordu hatta kurumsal yapı istemediğini defalarca açıkladı. Bu çerçevede İsrail’in Suriye’deki güvenlik kurumlarının jandarma-asayiş çerçevesinde kalmasını istediği, kara-hava-deniz gücüne kesinlikle engel olmaya çalışacağı açık. Kısaca İsrail Suriye, Lübnan, Irak, İran dahil bölgede kendisini zorlayabilecek herhangi bir ordu istemiyor.
-Amerika’nın devreye girmesi ile İsrail’in, Suriye’ye yönelik yıkıcı saldırganlığı bir ölçüde kontrol altına alındı.
-Şam açısından dış ve iç meşruiyet sağlamak, ekonomik açıdan yaptırımların kaldırılması gibi konulara odaklanmak öncelikliydi ve hâlâ öyle. Ancak İsrail hem Suriye’de devletin inşası sürecinin hızlanması hem de bunun Amerika başta olmak üzere birçok ülke tarafından desteklenmesi gibi gelişmelerden rahatsız olmaya başladı. Mesela İsrail açısından Suudi Arabistan petrolünün Ürdün-Suriye-Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması kesinlikle kabul edilemez bir düşünce. Zaten bu hattın doğrudan Suudi Arabistan-İsrail/Hayfa Limanı üzerinden pazara ulaştırılmasını isteyen İsrail, bir süredir Suudi Arabistan ile de çekişme halinde.
-Ebu ez Zuhur saldırısına geri dönecek olursak; İsrail’e göre Şam’ın bir ordu, hele de hava kuvvetleri oluşturacak ne kaynağı ne de kabiliyeti var ancak Türkiye’nin Ebu ez Zuhur ile ilgilenmeye başlaması alarm zillerinin çalmasına yetti. Tel Aviv bu durumu “Şam yapamıyor olsa da İran’sız bölge dizaynı sürecinde nüfuz alanı genişleyen ve bu alanın istikrarı konusunda uluslararası desteği artan Türkiye, Suriye’nin askeri kapasitesini arttıracak hamleler yapabilir” şeklinde okudu. Bu nedenle bir süredir Suriye sahasında Türkiye’nin nüfuz alanına girmesine engel olunan İsrail, hem Türkiye’nin yeni süreçte artan rolüne hem de Suriye sahasındaki duruma dair çizgileri bir kez daha çizmeye hazır olduğunu göstermiş oldu.
-Ebu ez Zuhur saldırısının bir diğer sebebi de Suriye-İsrail arasında devam eden güvenlik antlaşmasının şartlarını İsrail lehine çevirmek. Zayıf bir Suriye elbette masada ne kadar dayanabilir ki? Lübnan örneğinde olduğu gibi… İsrail Savunma Bakanı da İsrail’in Suriye’de işgal ettiği yerlerden çekilmeyeceğini söyledi. Yani İsrail güvenlik antlaşması yapılsa bile girdiği yerlerden çıkmaya niyetli değil.
-Diğer taraftan Türkiye’nin daha önce Humus civarındaki küçük bir askeri havaalanı ile ilgilendiğine dair iddiaların ardından İsrail üsle yetinmeyip üsse uzanan yolları bile vurmuştu. Türkiye’nin buralara gelişmiş radarlar ve hava savunma sistemleri yerleştireceğini savunan İsrail’in Ebu ez Zuhur saldırısı öncesi Türkiye’yi haberdar etmediğini Tom Barrack da söyledi. Türkiye’nin üsse yönelik saldırıyı öncesinde fark etmemiş olması mümkün mü? Savaş uçakları ile yapılmışsa mümkün olabilir ancak Türkiye’nin gerilimin yükselmemesi için tepkisiz kalmış olması da oldukça muhtemel. Sonuçta Suriye sahasında bir istikrara, özellikle de istikrarlı bir güvenliğe enerji-ticaret koridorları sebebiyle Türkiye kadar ihtiyacı olan birçok ülke var. İsrail’in Suriye’deki oldukça kırılgan durumu altüst edebilecek her hamlesi İsrail’e yönelik uluslararası platformlardaki tepkiyi yükseltiyor bir süredir.
-Türkiye, Ebu ez Zuhur’a gelişmiş askeri sistemler yerleştirileceğine dair iddiaları yalanladı ancak atıl durumdaki bir askeri üsse yönelik ilginin sebebi turistik olmasa gerek. Kaldı ki Türkiye’nin Suriye’de merkezi güçlü bir yönetim ve yeni enerji-ticaret koridorlarını koruyabilecek kapasitede bir ordu kurulmasını istediği biliniyor.
Velhasıl Türkiye ile İsrail’in Suriye sahasındaki nüfuz mücadelesi bir kez daha alevlendi ve kolay kolay yatışacak gibi görünmüyor. Ancak Amerika dahil birçok ülke İsrail’in artan agresifliğinin yaklaşan seçimlerle ilişkili olduğunu düşünüyor. Sonuçta Netanyahu’ya ve aşırı sağcı kabinesine düşman ve milliyetçilik söylemleri ile kitlesini ikna etmesi için cesur hamleler lazım. İsrail seçimlerine kadar en azından İsrail tarafının bu tip saldırılarına devam etmesi oldukça muhtemel. Sandıktan yine Netanyahu mu çıkar, kestirmek zor ancak İsrail’in güvenlik politikaları, dış düşman ve izolasyon altında varoluş savaşı veren ülke gibi söylemlerle ördüğü politikalarının şahıslarla sınırlı olmadığını da unutmamak gerek. Netanyahu gitse bile İsrail’in bölgenin barışçıl ülkesine dönüşmesi mümkün değil. Haliyle Türkiye-İsrail arasındaki gerilim doğrudan bir çatışmadan hâlâ çok uzak olsa da iki tarafın da bölgesel şartlar iyice belirginleşene kadar her fırsatta bilek güreşine devam etmesi beklenebilir.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et