6 Ağustos 2026 00:09

Amerika-İsrail-İran savaşı, Hürmüz krizi, enerji piyasasının paniği derken gerilimin çözülmesi bir tarafa, yeni mücadele hatta savaş sahaları açarak bölgeye yayıldığı bir dönemdeyiz artık. Krizin Hürmüz Boğazı’ndan taşarak Bab El Mendeb’e kadar yayılması bu yeni dönemin en belirgin göstergesi. Elbette Suudi Arabistan ve İran başta olmak üzere tarafların en görünür hedefi uluslararası su yollarını tutmak. Ancak ABD-İsrail- İran savaşının yatıştırılması için yoğun mesai harcayan Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerinin yavaş yavaş İran ile karşı karşıya gelmesinin sebepleri bambaşka. 

Peki ne oldu, neden oldu, Türkiye’den beklentiler ne?

-Amerika-İran-İsrail savaşında çözümsüzlük İran halkının hayatını her geçen gün daha da zorlaştırıyor, ancak yönetici ve askeri kesimin ‘İşine geliyor’ demek yanlış olmaz. Savaş uzadıkça savaşın faturasının dünyanın her bir ülkesine düşen kısmı ise daha da kabarıyor. Şimdilik uluslararası enerji piyasasından petrol yan sanayi ürünlerine ve yer altı kaynaklarına kadar birçok ihtiyacını Körfez ülkelerinden karşılayan alıcılar durumu idare etseler de savaşın somut sonuçlarının 2027 yılından itibaren sert bir şekilde kendini göstermesi bekleniyor. Muhtemelen en sert darbeyi de tarım ve buna bağlı olarak gıda sektörü alacak. Sonuçta üretim için gerekli yakıt ve gübre gibi ihtiyaçların önemli bir kısmı kriz bölgelerinden temin ediliyor.

-Amerikalılar “Biz bu savaşa niye girdik, kimin için savaşıyoruz?” gibi soruları anketlere taşırken, Trump’ın çıkış bulmaya çalıştığı açık. Savaş uzadıkça Amerika içindeki baskının giderek artması, ara seçimlerde Trump’ın epeyce başını ağrıtacak muhtemelen.

-Savaşın artık öngörülemez bir sürece dönüşmesi Amerika’nın bölgede bulunan uçak gemilerini, askeri personelini ve sürekli yenilemesi gereken mühimmat stoklarını daha da maliyetli hale getiriyor. Bir uçak gemisinin günlük maliyetinin 6 milyon doların üzerinde bütçeyi tek başına yuttuğu düşünüldüğünde bu savaş için şimdiye kadar yaklaşık 38 milyar dolar harcayan Amerika’nın olası kazançlarının bu maliyeti karşılayıp karşılamayacağı da Trump’ın cevap veremediği sorular arasında.

-Amerikan basını Amerikan ordusunun bölgedeki üst düzey isimlerinin Beyaz Saray’a gönderdiği raporlara, ismi gizli tutulan açıklamalara daha sık yer veriyor. Son haberlerde bizzat bölgedeki askeri yetkililerin “Olası İran saldırılarına karşı İsrail’i daha fazla koruyamayacakları, füze stoklarının büyük ölçüde kullanıldığı” gibi çarpıcı durum tespitleri var.

-Füze stokları meselesi sadece İran için değil Amerikan güvenlik kurumları açısından da önemli. Amerikalı uzmanlar bu durumun Rusya’ya ve Çin’e karşı ciddi bir güvenlik zafiyeti yarattığını belirtiyorlar.

-Seçimlere hazırlanan İsrail de ise bambaşka tartışmalar var. Ayrıca Amerika’da Trump’ı sıkıştıran havanın Netanyahu’ya verilen desteği fark edilir derecede etkilediği söylenebilir. En azından şimdilik İsrail’in frene basması gerektiğine ve bunun da Netanyahu ile olmayacağına dair yorumlar dikkat çekiyor.

-Bölge ülkeleri ise İran ile karşılıklı bir sindirme mücadelesine girişmiş durumda. İran’ın Suudi Arabistan dahil bölge ülkelerini çekinmeden vurması, ara buluculuk girişimlerinde geri adım atmaması, Hürmüz’e ek olarak Bab El Mendeb’i kapatma kozunu kullanmaktan çekinmeyeceğini belirtmesi bölgedeki İran korkusunu derinleştiriyor.

-İran’ın bölge ülkelerini korkutan saldırıları ve hamleleri kendisine yönelik bölgesel desteği azaltıyor ancak diğer taraftan İran’a göre süreç artık “Ara buluculuk yapmaya çalışanları memnun edeyim, bölge ülkelerini tavizlerle yanıma çekeyim” aşamasından çıkmış durumda.

-İran’ın “Savaş halinde olsam da savaşı hâlâ onlarca ülkeye yayabilecek gücüm var” şeklinde özetlenebilecek bir çıkışla Yemen’deki Husiler üzerinden Bab El Mendeb kozunu öne sürmesi şaşırtıcı değil. İran artık bölgenin büyük ve güçlü ülkelerini net bir şekilde saflarını belirlemeye zorluyor. Bu arada da Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolünde olduğunu kabul ettirmek gibi bölge ülkeleri ile ilişkilerini kendi lehine düzenlemek hedefiyle hareket ediyor.

-Elbette İran’ın bölgesel sınırları her açıdan test ettiği bu süreç bölge ülkelerinin askeri, siyasi, diplomatik kapasitelerini de sınıyor. Son olarak Bab El Mendeb’in Suudi Arabistan’ın malı olan ya da bu ülkeye mal taşıyan gemilere kapatılacağına dair tehditlerden sonra Riyad bir kez daha bölgesel savunma ittifakı çağrısı yaptı. Arap Ayaklanması döneminde oldukça işe yarayan çağrıya birçok ülke katılmıştı ancak koalisyona katılan ülkeler teker teker çekildi. En sonunda bölgesel gelişmelerin de etkisiyle Suudi Arabistan ile Husiler arasında yaklaşık 4 yıl önce bir ateşkes yapıldı. Hatta Amerika’nın terör listesine alması sebebiyle ekonomik yaptırım ve siyasi izolasyon altında olan Husilerin kontrol ettikleri bölgeler, ihtiyaçlarını Suudi Arabistan üzerinden karşılamaya başladılar.

-Suudi Arabistan’ın Bab El Mendeb’deki gemi trafiğini güvenlik altına almak hedefine vurgu yaptığı yeni savunma koalisyonuna Türkiye dahil birçok ülke olumlu tepki verdi. Ancak işin pratik kısmı oldukça farklı. Mesela daha önceki koalisyona ilk katılan ülkelerden biri olan Mısır oldukça çekimser. Mısırlı uzmanlar, “Koalisyonun temel misyonu ne olacak? Husilerle mi savaşacağız, Yemen’e mi gireceğiz? Olası riskler hesaplandı mı? Koalisyondaki hangi ülkenin görevi ne olacak?” şeklinde sorularla devam eden yorumlar yapıyorlar. Bu konudaki Mısır kaynaklı neredeyse her haberde “Bu savaş bizim savaşımız değil” ifadelerine yer verilmesi çarpıcı. Mısır’ın ekonomik açıdan oldukça sıkıntıda olduğu, IMF’den sürekli borç aldığı ve bu açıdan Suudi Arabistan gibi ülkelere ekonomik açıdan muhtaç olduğu gibi bir gerçekle birlikte bu çekimserlik değerlendirildiğinde, Suudi Arabistan’ın istediği hamleyi yapmasının ne kadar zor olduğu ortaya çıkıyor. Zaten Mısır’ın başı Sudan, Gazze ve Libya savaşları ile de beladayken ve İran Damettia gibi uluslararası piyasalara LNG üreten bir limanı bile vurabileceğini göstermişken açıkça taraf olmasından kaçınması şaşırtıcı değil.

-Suudi Arabistan’ın Bab El Mendeb çıkışı ile sınadığı bir diğer iş birliği de muhtemelen Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ve kısmen Mısır’ın katıldığı platform. Ancak bu platformun askeri ittifak seviyesinde bile olmadığı, kimilerince oldukça abartılıp “Müslüman NATO”su gibi isimlerle tanımlansa da böylesi bir hiyerarşiden çok uzak olduğu, üyelerinin ortak düşman tanımı ya da NATO’nun 5. maddesi gibi “Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır” gibi mutabakatlarının bulunmadığı unutulmamalı.

Peki İran ve Husiler bütün dünyayı kendilerine karşı birleştirme riski de hayli yüksek olan hamleyi yapıp Bab El Mendeb’i kapatırlar mı ve dünya enerji piyasasını felç ederler mi?

Bu sorulara kesin yanıt vermek imkansız ancak mevcut duruma bakarsak bu tehditle birlikte İran’ın gücünü göstermeye çalıştığı, Husilerin ise Suudi Arabistan ile kendi çıkarlarına uygun ‘daha iyi bir anlaşma’ zemini yakalamaya çalıştığı söylenebilir. Bu nedenle Bab El Mendeb’in kapatılmasının askıda tutulan bir tehdit olarak kalması muhtemel.

Kısacası Amerika-İran-İsrail savaşı da İran-Suudi Arabistan bilek güreşi de kolay kolay bitecek gibi görünmüyor.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Hediye Levent

Savaş matruşkası!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et