Güzellik merkezinden eczaneye: Kadınlar nerede güvende?
Havva Meşe
İstanbul’da bir güzellik merkezinde ortaya çıkan gizli kamera skandalı, münferit bir olay değil. Haberlerde yer alan bilgilere göre kadınların mahrem görüntüleri gizlice kaydedilmiş, binlerce video arşivlenmiş ve internet üzerinden para karşılığında dolaşıma sokuldu. Soruşturma ilerledikçe mağaza deneme kabinlerine ve başka mekanlara ait görüntülerin de bulunduğu ortaya çıktı. Daha dün Ankara’da bir eczacı tarafından kadın müşterisine yönelik video kaydı haberini okuduk; şikayet üzerine hemen silip delili yok ettikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.
Bu olay karşısında toplumun ilk tepkisi genellikle şaşkınlık oluyor. Oysa kadınlar açısından bu durum şaşırtıcı değil. Çünkü kadınlar yıllardır yalnızca sokakta değil; çalıştıkları iş yerlerinde, toplu taşımada, okullarda, yurtlarda, evlerinde, hastanelerde, güzellik merkezlerinde, mağaza kabinlerinde ve dijital platformlarda da taciz ve şiddet tehdidi altında yaşıyor. Sorulması gereken soru şu: Kadınlar neden hiçbir yerde güvende değil?
Bu sorunun cevabı birkaç “sapık” ya da “hasta ruhlu” bireyle açıklanamaz. Çünkü sorun, tek tek suçlulardan daha kapsamlı.
Kadınların yaşam hakkından çalışma hakkına, giyiminden sokağa çıkış saatine kadar her şeyin tartışma konusu yapıldığı bir ülkede, kadınların mahremiyetinin hedef alınması tesadüf değil.
Bir kadının soyunma kabininde, epilasyon odasında ya da otel odasında gizlice izlenebileceği düşüncesi yalnızca bireysel bir suç değil; bu, kadınlara verilen toplumsal bir mesaj: “Hiçbir yerde özgür değilsiniz, hiçbir yerde güvende değilsiniz.” Bu yüzden kadınlar bile isteye eve hapsediliyor, kamusal ve çalışma alanlarından korkuyla uzaklaştırılıyorlar.
Bu güvensizlik hissi kendiliğinden oluşmuyor. Kadın cinayetlerinde, cinsel saldırılarda ve taciz vakalarında yıllardır karşılaştığımız cezasızlık politikaları bu hissi derinleştiriyor. Failin iyi hal indirimi aldığı, mağdurun yaşam tarzının sorgulandığı ve şikayet süreçlerinin kadınlar açısından yıpratıcı hale getirildiği bir düzende erkek şiddeti cesaret buluyor. Kadınlar korunmuyor; failler ise çoğu zaman korunacaklarını düşünüyor.
Üstelik mesele yalnızca adliyelerdeki cezasızlıkla sınırlı değil. Kadınlar, ağırlaşan ekonomik koşullarda daha ucuz, daha az denetlenen ve daha güvencesiz hizmetlere mecbur bırakılıyor. Güvenlik önlemlerinin maliyet olarak görüldüğü, denetimlerin yetersiz kaldığı ve kamusal mekanların piyasanın insafına terk edildiği koşullarda kadınların mahremiyeti ve güvenliği, sermayenin kâr hesabına kurban ediliyor.
Bugün kadınlar gece yürürken korkuyor. Taksiye binerken plakanın fotoğrafını gönderiyor. Eve girerken arkasını kontrol ediyor. İş yerinde tacize uğrama ihtimalini düşünüyor. Çocuğunu kreşe bırakırken kaygılanıyor. Şimdi buna, bir kıyafet alırken alacağı giysiyi denediği soyunma kabininde ya da gittiği bir güzellik merkezinde gizlice kaydedilme korkusu da ekleniyor.
Bu nedenle mesele, birkaç kameranın bulunup sökülmesinden ibaret değil. Mesele, kadınların yaşamının her alanını kuşatan güvensizlik rejimidir.
Kadınların talebi son derece açık: Hayatlarımız üzerinde kurulan denetime, şiddete ve korkuya son verilsin. Mahremiyetimiz, bedenimiz ve yaşamlarımız pazarlanacak, izlenecek ya da denetlenecek nesneler değil. Güvenlik, kadınların vazgeçebileceği bir lüks değil; en temel haktır. Kadınların hiçbir yerde güvende hissetmediği bir toplum özgür değildir. Kadınların özgürlüğü olmadan bu ülkenin gerçek anlamda demokratikleşmesi de mümkün değildir.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et