Unutulan meyveler: Komşunun dili
Unutulmuş meyveler meselesi nostaljik bir konu değildir. Aynı zamanda biyoçeşitlilik, gıda egemenliği ve kültürel hafıza meselesidir: Ahlat, alıç, muşmula, üvez, kızılcık, mürver, gilaburu…
Burada doğa ile toplum arasında öğretici bir öz göze çarpar: Bir yerel meyveyi kaybettiğimizde doğanın hafızasından bir parça silinir. Bir dili, bir kültürü, bir sesi unuttuğumuzda toplumun hafızasından…
Tevfik Esenç’i hatırlıyor muyuz? 1992 yılında vasiyeti üzere mezar taşına şöyle yazılmıştı: “Bu meftun Ubıhça dilini konuşan son insandı.”
Barış, toplumun hafızasını yeniden onarma biçimlerinden biridir. Tarımda muşmulayı, üvezi, ahlatı, alıcı, kızılcığı hatırlamak da öyle. Çünkü hafıza yalnızca geçmişi saklamaz; geleceği kurma biçimimizi de belirler.
Bir meyveyi yeniden hatırlamak, toprağın çeşitliliğine; bir sesi yeniden duymak, toplumun çoğulluğuna sahip çıkmaktır.
Ve barış unuttuklarımızı yeniden hatırlayarak başlar…
Bir zamanlar Anadolu, yüzlerce yerel üzüm çeşidinin şekillendiği dünyanın en önemli asma gen havzalarından biriydi. Bugün ise Anadolu’daki yerel üzüm çeşitlerinin önemli bir kısmı kaybolma riski taşımakta.
Modern tarımın aradığı meyve giderek standartlaştı: Aynı büyüklükte, aynı renkte, aynı biçimde, kolay taşınabilen ve uzun süre dayanabilen…
Belki de çocuklarımızın sofralarından eksilen yalnızca o meyveler değil; birlikte yaşamanın hafızasıydı...
Unutulan bir meyvenin manav tezgahından çekilişi ile farklı bir sesin kamusal alandan silinişi, özünde aynı çölleşme hikayesine dayanır. Doğanın monokültür tarıma zorlanarak biyoçeşitliliğini kaybetmesi neyse, toplumun tek tipleştirilerek hafızasının ve renkliliğinin budanması da odur.
Toprak, bağrındaki mikroorganizmaların ve yabani otların karmaşasıyla nefes alır; toplum da ancak çatlaklarından sızan farklı itirazlarla, unutulmuş kelimelerle ve hırpalanmış kimliklerle canlı kalabilir.
Bu yüzden demokratik çoğulculuk, ne dışarıdan ithal edilmiş politik bir şablon ne de coğrafi kaderin önümüze koyduğu aşılmaz bir engeldir. O, hayatın kendisini savunma ve onarma biçimlerinden biridir.
Bir coğrafyada unutturulan her yerel meyve ekosistemin direncinden neyi eksiltiyorsa, kamusal alandan itilen her farklı ses de toplumsal barışın ve ortak geleceğin yaşama gücünden tam olarak onu eksiltir.
Demokrasilerde çoğulculuk soyut bir idareden ziyade; bu toprağın kendi kadim biyoçeşitliliğine, yani yaşamın bizzat kendisine borçlu olduğumuz bir ‘sadakat’ meselesidir.
Ve barış, farklılıkların ortadan kaldırılması değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilme yeteneğidir.
Bir dilin yaşaması, yalnızca o dili konuşanların hakkı değildir; hepimizin ortak hafızasının korunmasıdır. Bir meyvenin, bir tohumun, bir kelimenin, bir türkünün yaşaması da öyle…
Belki de bu yüzden barışa giden yol, sandığımız kadar uzak değildir: Bir tohumu toprağa bırakmakla, unutulmuş bir meyveyi yeniden sofraya koymakla, kaybolmak üzere olan bir kelimeyi yeniden söylemekle, bir başkasının diline kulak vermekle başlar barış.
Yapılan bilimsel araştırmalar, gündelik hayatta komşusunun ana dilini kendi ana dili ile iç içe kullananların, ileri yaşlarda demans yani unutkanlığa karşı çok direngen olduğunu gösteriyor.
Sağlıcakla kalın.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et