Kovanın kararı değişmedi
26 Mayıs’ta “Kovanın kararını kovan verir” başlıklı yazımda, CHP’ye mutlak butlan kararıyla yapılan müdahaleyi bir arı kolonisi üzerinden anlatmıştım. Çünkü kovana dışarıdan ana arı getirilebilir; fakat onu kabul edip etmeyeceğine yine kovan karar verir.
Aradan geçen zaman bu gerçeği değiştirmedi; daha da pekiştirdi. Kemal Kılıçdaroğlu mahkeme kararıyla genel merkeze döndü ama CHP’nin tabanına dönemedi. Koltuğa oturmakla lider, binaya girmekle meşru genel başkan olunamayacağı ortada. Kılıçdaroğlu genel merkezin anahtarına mahkeme ve polis zoruyla sahip olabilir; ancak siyasetin anahtarı halkın elindedir.
Kılıçdaroğlu geçmişte “hak, hukuk, adalet” dedi. Ankara’dan İstanbul’a yürüdü. Seçilmişlerin iradesini, sandığın üstünlüğünü savundu. Bugün ise delegelerin seçmediği, mahkeme kararının göreve getirdiği bir genel başkan durumundadır. İşte asıl çelişki budur. Dün iktidarın yargı yoluyla siyasete müdahalesine karşı çıkıp bugün aynı yöntemle açılan kapıdan genel merkeze girmek, geçmişte söylenen sözleri hükümsüz kılar. Son günlerde hükümet yanlısı medyaya verdiği söyleşilerde bunun izlerini hayretle gözlemliyorum.
Üstelik ortada yoruma gerek bırakmayan bir örgüt iradesi vardır. CHP’nin 38. Kurultayında Özgür Özel 812, Kılıçdaroğlu 536 oy aldı. Sonraki kurultaylarda da değişim iradesi tekrarlandı. Buna rağmen Kılıçdaroğlu, seçilmiş yöneticileri görevden alarak parti örgütüyle karşı karşıya geldi. Partinin kökü üyeleridir. Köküyle kavga eden bir yönetim, gövdeyi ayakta tutamaz.
Özgür Özel ise başka bir yol izliyor. Genel merkez odalarına kapanmak yerine meydanlara, pazarlara, esnafın arasına gidiyor. Tokat’ta, Gümüşhane’de, Diyarbakır’da, Niğde’de yurttaşlarla buluşuyor; Ulus Halinde esnafla çay içiyor. İnsanlarla kürsü yüksekliğinden değil, göz hizasından konuşuyor. Elbette miting yapmak tek başına halkçı siyaset değildir. Ancak halkın karşısına çıkabilmek, eleştirisini dinlemek ve derdiyle dertlenmek siyasetin temelidir.
Kılıçdaroğlu’nun arkasında mahkeme kararı, Özel’in arkasında ise giderek büyüyen bir toplumsal muhalefet var. Temmuz ayında yapılan IstanPol-Rawest araştırması da bunu gösteriyor. Demek ki butlan kararı koltuğa oturanı değiştirmiş ama halkın kararını değiştirememiştir.
Şimdi önümüzde iki yol var. Birincisi, Özgür Özel ve arkadaşlarının hukuk ve örgüt mücadelesiyle CHP’yi butlan yönetiminden kurtarmasıdır. Bu durumda CHP’nin yeniden birinci parti olması ve iktidara yürümesi için Özel’in önünde geniş bir toplumsal zemin vardır.
İkinci yol ise yeni bir partinin kurulmasıdır. Gelişmeler, yeni parti seçeneğinin de ciddi biçimde masada olduğunu gösteriyor. Araştırmanın varsayımsal senaryosunda, kararsızlar dağıtılmadan Özel’in partisi yüzde 29.6, Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP yüzde 4.2 destek alıyor. Kararsızlar dağıtıldığında Özel’in partisi yüzde 35.6’ya çıkarken Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP yüzde 5.1’de kalıyor. Elbette bunlar seçim sonucu değil; bugünkü yönelimi gösteren verilerdir. Artık insanlar tabeladan ve parti logosundan önce, seçme ve seçilme hakkına, halkın iradesine kimin sahip çıktığına bakıyor. İkinci yol, mevcut düzene karşı çıkan geniş toplumsal kesimlere dayanırsa bana göre daha güçlü bir sonuç doğurur.
Yine de toplumun verdiği bu destek Özel açısından açık çek değildir. Halkın arasında olmak, halkın taleplerini siyasetin merkezine taşımakla anlam kazanır. Asgari ücretlinin, emeklinin, işsizin, çiftçinin, kadının ve gencin sorunlarının yalnızca miting kürsülerinde dile getirilmesi yeterli değildir. Bu sorunlar kamucu, halkçı ve emekten yana bir programın konusu haline getirilmelidir. İktidara gelmek kadar, kimin için ve nasıl iktidar olunacağı da önemlidir. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinin çalışmaları bu doğrultuda olmalı ve halkla paylaşılmalıdır.
Kılıçdaroğlu geçmişe bakıyor; üstelik geçmişi de doğru okuyamıyor. Zaten bu yazıyı yazmama neden olan da son dönemdeki uygulamaları ve verdiği söyleşilerdeki tutumudur. Bir yandan partinin seçilmiş yöneticilerini görevden alıp bazılarını ihraç ederken diğer yandan partiden ayrılmalara karşı çıkıyor. Ortaya çıkan görüntü şudur: “Siz ayrılamazsınız; ancak ben sizi gönderebilirim.” Bu tutum yalnızca CHP’yi değil, mevcut iktidara karşı gelişen toplumsal muhalefeti de zayıflatır.
Özel ise geleceğe bakıyor. Adım adım muhalefeti geliştiriyor. Biri siyaseti genel merkez binasında tutmaya çalışırken diğeri sokağa, meydana ve halkın arasına taşıyor. Bugün ikisi arasındaki en büyük fark budur.
Gördüğüm kadarıyla kovanın kararı değişmedi. Kovan, kendisini mahkeme kararıyla yönetecek eski ana arıyı değil; emeğine, iradesine ve geleceğine sahip çıkacak olanı istiyor. Siyasetin yolu da iktidarın yolu da halkla göz hizasında olmaktan geçiyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et