22 Temmuz 2026 00:14

İran’ın Kürt gruplara saldırısının nedenleri ve olası sonuçları

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşta en çok tartışılan konulardan biri de İranlı Kürt grupların bu savaşta nasıl bir tutum alacağı konusuydu. Savaşın başlamasının hemen öncesinde aralarında PJAK (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) ve İran KDP’sinin (Kürdistan Demokrat Partisi) yer aldığı parti ve örgütlerin ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı’nı oluşturması, Kürtlerin bu savaşa karadan dahil olacağı beklentisini yaratmıştı. ABD Başkanı Trump, Kürtlerin savaşa dahil olması planı için “Harika olur” açıklamasını yapmış ve dahası Kürt gruplarını silahlandırdıkları iddiasını gündeme getirmişti. Savaşın ilk günlerinde Trump; KDP Lideri Mesut Barzani, YNK Lideri Bafel Talabani ve ayrıca İran KDP’sinin lideri Mustafa Hicri ile telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ama İranlı Kürt grupları bu savaşa dahil olmayacaklarını açıklamıştı. Bu açıklamanın ardından da Trump, Kürtleri savaşa dahil etme planında vazgeçtiğini söylemek zorunda kalmıştı.

Ancak İranlı Kürt gruplarının aldıkları savaşa dahil olmama kararına rağmen İran rejimi ve destekçisi milis güçler, savaşın başlarından bu yana bu grupların Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki kamplarına yüzlerce füze ve İHA saldırısı düzenledi. İran en son 17 Temmuz’da Süleymaniye, Erbil ve Halepçe’de Kürtleri hedef alan füze ve İHA saldırısı düzenlemiş ve bu saldırılarda İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu-Komala’nın kampında kalan 9 kişi yaşamını yitirmişti.

Peki, savaşın dışında kalma karar ve tutumuna rağmen İran neden İranlı Kürt gruplara saldırmaya devam ediyor?

Bu sorunun yanıtını vermek için ABD emperyalizminin bölgede İsrail ve Türkiye üzerinden sürdürdüğü yeniden dizayn politikasına, İran savaşı sürecinde ortaya çıkan dengelere ve bu dengelerin Kürtler bakımından olası sonuçlarına bakmak gerekiyor.

Kürtlerin durumuyla ilgili şu hatırlatmayı yaparak başlamak yerinde olacaktır: Eylül 2022’de Tahran’da başörtüsünü kurallara uygun takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan bir genç Kürt kadının (Jina Amini) katledilmesi sonrasında İran, ülke tarihinin en büyük protesto eylemlerinden birine sahne olmuştu. Ülkede en örgütlü güç konumunda bulunan Kürtlerin bu eylemlerde öne çıkması, Molla rejiminin kaygılarını arttırmış ve eylemlerin şiddet yoluyla bastırılması sonrasında rejimi yeni önlemler almaya zorlamıştı.

Bu önlemlerin en önemlisi Mart 2023’te İran ve Irak güvenlik birimleri arasında yapılan anlaşma ile İranlı Kürt grupların İran sınırına yakın bölgelerdeki kamplarının boşaltılması ve bu grupların silahsızlandırılarak iç bölgelerdeki sivil kamplara taşınması konusunda yapılan anlaşmaydı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve merkezi hükümetinin girişimleri üzerinden bu gruplara ait kamplar Eylül 2023’te boşaltıldı.

İkinci olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından hemen önce Rojava’da yaşananlar, İran savaşına dahil olmaları halinde hangi tehditlerle yüz yüze kalacakları konusunda Kürtler için ciddi bir uyarı anlamını taşıyordu. Ocak ayı başlarında İsrail ve Suriye’deki geçici HTŞ (Heyet tahrir eş Şam) yönetimi arasında yapılan anlaşmadan hemen sonra ABD emperyalizmi HTŞ güçlerinin Halep’ten başlayarak Kürtlere yönelik saldırılarına alan açarak Kürtleri kazanımlarının sınırlandığı koşullarda entegrasyona zorlamıştı. HTŞ’nin başa geçirilmesi ve ABD’nin isteklerini bir bir yerine getirmesi sonrasında Özel Temsilci Tom Barrack’ın deyimiyle “Suriye’de ana partner değişmiş” Kürtlerin desteklenmesi öncelikli bir politika olmaktan çıkmıştı.

Bu durum İran Kürtlerini de ABD ve İsrail tarafından araçsallaştırılma ve yeni tehditlerle yüz yüze kalma konusunda uyarıyordu. Dahası böylesi bir girişim Irak Kürdistan Bölgesi’ni de savaşın bir parçası haline dönüştürecek ve Irak’taki belirsizliklerle birlikte düşünüldüğünde Kürt bölgesel yönetimi için de varoluşsal bir tehdit haline gelecekti. Çünkü bir yandan YNK’nin yönetimindeki Süleymaniye bölgesi ekonomik ve siyasi olarak önemli oranda İran’a bağımlı durumda bulunuyor ve öte yandan Erbil’deki KDP ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin üzerinde İran ve destekçisi milis güçlerin yanı sıra Kürtlerin bu savaş girmesini istemeyen Türkiye’nin baskısı bulunuyordu.

Bilindiği gibi Türkiye’deki saray rejimi, hem bölgede (Ortadoğu) kendisine yönelmesi muhtemel riskleri ortadan kaldırmak ve hem de bölgenin yeniden dizayn edilmesi sürecinde ABD emperyalizmi ile uyumlu yeni roller üstlenebilmek için silahlı Kürt güçlerinin ya tasfiyesi ya da kontrol altına alınmasını amaçlayan “Terörsüz Türkiye” adını verdiği bir süreç başlatmıştı. Bu süreç, PKK’nin tasfiyesinin yanı sıra Suriye’deki SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) de gücünün sınırlanarak HTŞ yönetimine entegre edilmesini amaçlıyordu. Erdoğan yönetimi, Kürtlerin İran savaşına katılması ve bu süreçte yine PKK ve PYD (SDG’nin en önemli bileşeni) ile birlikte KCK sistemi içinde yer alan PJAK’ın öne çıkması olasılığını hem Türkiye ve hem de Suriye’deki süreci sekteye uğratacak önemli bir risk olarak görüyordu. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Kürtlerini yakından takip ettiklerini söylüyordu.

Siyonist İsrail ve Netanyahu yönetiminin bu konudaki ısrarı bir tarafa, Trump’ın Kürtleri savaş dahil etme planından vazgeçmesinde, bölgenin yeniden dizayn edilmesi politikasının önemli ayaklarından biri olan Türkiye’deki rejim ile ilişkileri bozmak ve yine bu dizayn politikasının en önemli halklarından biri olan Suriye’deki durumu riske etmek istememesi etkili olmuştu.

ABD emperyalizmi hem Suriye’nin kendi eksenine bağlanması sürecinin devamı ve hem de Irak başta bölgede İran’dan boşalacak alanların doldurulması ve ayrıca direniş eksenindeki güçlerin tasfiye edilmesi için Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Özel temsilci Barrack’ın son dönemde Türkiye, Suriye ve Irak’ı aynı bütünün parçaları olarak ele alan diplomasisi de bu gerçeğe işaret ediyor.

ABD, bu politikanın başarısı için bir yandan Suriye Kürtlerini geçici HTŞ yönetimiyle entegrasyon sürecini yıl sonuna kadar tamamlamaya ve öte yandan da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni de Irak’ın başına geçirilen Zeydi’yi güçlendirmek için onunla daha fazla işbirliğine zorluyor.

Kuşkusuz ABD emperyalizminin kendi bölgesel çıkarları için farklı parçalardaki Kürtleri “merkezi yönetimlere” entegre olmaya ya da daha fazla işbirliğine zorlaması ve bölgesel rejimlerin artan baskıları, Kürtlerin hareket alanını önceki dönemle karşılaştırıldığında önemli oranda sınırlayıcı sonuçlar doğuruyor. Kürt siyasetinde dünden bugüne farklı sınıf ve tabakaların çıkarları temelinde ortaya çıkan tarihsel bölünme ve bunun sonucunda ulusal-demokratik hakların elde edilmesine dair mücadele birliğinin sağlanamamış olması da bu sonuçları daha da ağırlaştırıyor.

İşte İran rejimi de hareket alanı daralan ve iki taraflı bir baskıyla karşı karşıya kalan Kürtlere yönelik düzenlediği saldırılarla hem Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ve hem de İranlı Kürt grupların kendisine karşı pozisyon almasının önüne geçmeye çalışıyor. Ancak Türkiye’deki Erdoğan rejimi başta diğer bölge gericiliklerinin uygulamalarından da bildiğimiz bu politikanın en büyük açmazı, kısa vadede sonuç alıcı gibi gözüken baskıların uzun vadede sorunu derinleştirip daha geniş alanlara yaymaktan başka bir sonuç doğurmamasıdır. Bu nedenle Molla rejiminin anti-demokratik karakteri ve bunun bir devamı olarak Kürtlerin ulusal demokratik istemlerine karşı uyguladığı baskı politikaları, ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin saldırılarına karşı koymak adına aslında bu güçlerin istismarcı politikalarına alan açıyor.

İran savaşıyla yeni bir aşamaya giren bölgedeki egemenlik/paylaşım mücadelesi; Kürtler, İran ve bölge halkları için siyasi tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Böylesi bir siyasi tabloda halkların demokratik ve barışçıl bir geleceği inşa etmeleri, emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin istismarcı politikalarına karşı açık tutum almaktan ancak kendi ülke gericiliklerine karşı da aralarındaki birlik ve dayanışmayı büyütmeye dayalı zorlu bir mücadele sürecinden geçiyor.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Yusuf Karadaş

İran’ın Kürt gruplara saldırısının nedenleri ve olası sonuçları
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et