NATO zirvesi ve gözleri bağlı vatan!
Toplumcu edebiyatımızın önemli isimlerinden Adnan Özyalçıner, bir öykü kitabına da adını veren ‘Gözleri Bağlı Adam’* adlı hikayesinde Karamürsel’deki ABD-NATO üssünde (Bu üssün 1950’li yıllardan ‘70’li yılların sonuna kadar SSCB’ye karşı bir dinleme üssü olarak kullanıldığı biliniyor) çalışan İşçi Hayro’nun gözünden üsse dair efsanenin yıkılmasını anlatır. Üssün sadece ABD’li askerler tarafından kullanılan bölümünde tamir için gözleri bağlanarak götürülmesi, İşçi Hayro’nun gerçeklere gözlerinin açılmasını sağlar.
Saray rejimi ve medyasının yürüttüğü propaganda Adnan ağabeyin öyküsünde işçilerin, halkın arasında ABD-NATO üssüne dair yayılan efsanelere benziyor. Dahası Saray rejimi; bu efsanenin yıkılmasını engellemek, emekçi halkın gerçekleri görmesinin önüne geçmek için her muhalif sesi susturmaya, adeta ülkenin/vatanın gözlerini bağlamaya çalışıyor.
Oysa Erdoğan ve Saray rejiminin, Türkiye’nin NATO içindeki öneminin artacağı propagandası eşliğinde dün başlayan Ankara zirvesi, emperyalist güçler arasındaki egemenlik mücadelesinin sertleşmesine bağlı olarak Türkiye ve bölge halkları için gerilim ve tehdidin artacağı yeni bir dönemin başlangıcını haber veriyor.
Genel Sekreter Rutte, Ankara zirvesi ile NATO 3.0 döneminin başlayacağını ilan etmişti.
Peki, NATO 3.0 döneminin başlaması ne anlama geliyor ve bu dönemde Türkiye’ye hangi rollerin verilmesi planlanıyor?
Öncelikle şu noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Trump dönemiyle birlikte ABD emperyalizmi ile AB’li emperyalistler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan gerilim ve anlaşmazlıklar sanıldığı ya da iddia edildiği gibi ABD’nin NATO’dan çıkması gibi bir kopuşu değil, aksine AB’li emperyalistlere ABD emperyalizminin dünya üzerindeki hegemonyasını korumasına hizmet edecek bir şekilde yeniden konumlanmayı dayatıyor. NATO 3.0 döneminde Avrupa merkezli bir güvenlik mimarisinin oluşturulması amaçlanıyor. Bu “güvenlik mimarisi”, özellikle ABD emperyalizminin Çin ile mücadelesinin öne çıktığı/çıkacağı bir dönemde AB’li emperyalistlerin Rusya’ya karşı askeri ve mali yük ve sorumluluğu daha fazla üstlenmesine dayanıyor. “Avrupa’nın güvenlik yükünün ABD tarafından taşıdığı durumun sürdürülemez” olduğunu söyleyerek NATO 3.0 tartışmasının ABD Savaş Bakanı Hegseth tarafından başlatılmış olması da ortada bir kopuştan çok AB’li emperyalistleri yeniden konumlanmaya zorlamaya dayalı bir politikanın olduğunu ortaya koyuyor.
Dolayısıyla ABD emperyalizminin NATO içindeki AB’li ortakları üzerinde GSYİH’nin yüzde 5’ini savunmaya ayırma konusunda yarattığı baskı, Trump’ın tüccar kişiliği üzerinden sadece bir “para tahsilatı” olarak açıklanamaz. Aksine ABD’nin Asya-Pasifik’teki rekabete/mücadeleye odaklanmak zorunda olduğu bir dönemde AB’li emperyalistleri Avrupa’dan Kafkasya’ya ve Karadeniz’den Ortadoğu’ya daha geniş alanlarda “sorumluluk” almaya zorluyor. Bu noktada İran savaşı sürecinde Trump’ın NATO ve AB’li emperyalistleri Hürmüz Boğazı’nın güvenliği konusunda sorumluluk almamakla eleştirmesi açıklayıcı olacaktır. Bu nedenle Ankara zirvesinin gündeminde Avrupa’nın askeri sınai kompleksini geliştirmesinin yanı sıra Kafkasya, Karadeniz ve Ortadoğu’da NATO’nun rolünün güçlendirilmesi konuları olacak. Zaten zirveye NATO üyelerinin yanı sıra Ukrayna Lideri Zelenskiy, Suriye’deki geçici HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) yönetiminin başında yer alan Colani, Körfez ülkeleri ve Azerbaycan’ın da davetli olması bu gerçeğe işaret ediyor.
Erdoğan ve saray rejimi; ABD ve AB’li emperyalistlerin bu süreci Türkiye’siz inşa edemeyeceğinin farkında olduğu için Avrupa merkezli yeni güvenlik mimarisi ile NATO’nun Karadeniz, Kafkasya ve Ortadoğu’da yeni pozisyon arayışlarını bu güçlerle ilişkileri yenilemek ve NATO içindeki pozisyonunu güçlendirmek için bir fırsat olarak görmektedir.
Ankara zirvesi öncesinde ilan edilen ‘olağanüstü hal’ ile ülkenin/vatanın gözlerinin bağlanmak istenmesi; meselenin bir zirvenin güvenliğinden çok daha fazlası, Saray rejimi ve Türkiye kapitalizminin ABD ve AB’li emperyalistlerle uyum içinde dönüşüm süreci olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu dönüşüm sürecinin Türkiye’nin AB’nin yeni güvenlik mimarisiyle uyumlu bir pozisyon alması, askeri-sınai kompleksinin bu uyum ve entegrasyonun bir parçası haline getirilmesi (Baykar ve İtalyan Leonardo arasındaki iş birliği bu yönde atılmış bir adımdı) ve asıl olarak ABD ve AB’li emperyalistlere daha fazla bağlanma üzerinden enerji ve ticaret yollarının güvenliğine dayalı yeni bir jeopolitik konumlanma ekseninde ilerleyeceği söylenebilir.
Trump’ın Kaan motoru ya da Türkiye’nin yeniden F-35 savaş uçağı programına dahil dilmesi konusunda vermesi beklenen müjdeler de Türkiye’nin ABD emperyalizmine daha fazla bağlanması ve üstlenmesi muhtemel yeni rollerden bağımsız anlaşılamaz.
Bilindiği gibi Karadeniz, NATO’nun Rusya’yı çevreleme stratejisinin en önemli halklarından biridir. Türkiye’nin 2024’te NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler olarak Romanya ve Bulgaristan’la “Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu”nu oluşturması bu yönde atılmış önemli bir adımdı. Geçmişte Rusya ve Ukrayna arasında belli bir denge politikası yürütmeye çalışan Erdoğan ve Saray rejiminin son dönemde Avrupa güvenlik mimarisi için vazgeçilmez görülen bir diğer ülke olan Ukrayna ile ilişkilerinin öne çıkması da bu yönelimin bir sonucudur.
ABD ve AB’li emperyalistler Kafkasya ve Hazar bölgesinde Azerbaycan, Ermenistan ve Orta Asya ülkeleri ile ilişkileri yenilemeyi (Bağımlılık ilişkilerini geliştirmeyi) ve Çin’in Yol-Kuşak projesini “orta kuşak”ta kesmeyi amaçlayan bir politika izlemeye çalışıyorlar. Erdoğan yönetimi, Zengezur Koridoru’nun Trump koridoru haline getirilmesi örneğinde olduğu gibi Çin’le birlikte Rusya’yı da karşısına alan bu yönelimi de kendisi için bir fırsat olarak görmekte ve Azerbaycan’ın NATO’ya entegrasyon başta bu alanda yeni görevler üstlenmeye hazır konumda beklemektedir.
Üye yapılma sürecinde olduğu gibi bugün de Türkiye, NATO’daki emperyalistlerin Ortadoğu’daki çıkarlarının korunması bakımından kilit bir konumda bulunmaktadır. Ortadoğu, enerji tedariki ve ticaret yollarının güvenliği bakımından önemini korumakta ve Türkiye, elbette kendi tekelci burjuva gericiliğinin de pay kapma emelleri doğrultusunda bugün Suriye ve Irak’tan Gazze’ye kadar bölge genelinde İran’a karşı ABD ve AB’li emperyalistlerin politik çıkarlarına hizmet eden bir yönelim içinde bulunmaktadır. İsrail’in en büyük destekçisi olan NATO’ya bağlı olarak bölgede (Ortadoğu) üstlendiği roller, aynı zamanda Erdoğan ve Saray rejiminin İsrail ile rekabet ve geriliminin sınırlarını da belirlemektedir.
Sonuç olarak, Saray rejimi ve medyasının “güçlü/büyük Türkiye” propagandasının aksine fiili OHAL ilanı; baskı, yasaklar, gözaltı ve tutuklamalar eşliğinde Ankara’da toplanan NATO zirvesinden Türkiye halkları lehine yazılabilecek bir başarı hikayesi yoktur. Aksine bu zirvenin; ülke halklarının Kafkasya ve Karadeniz’den Ortadoğu’ya bizi kuşatan coğrafyada ülke ve bölge halklarının yeni gerilim ve tehditlerle yüz yüze bırakılması pahasına iş birlikçi burjuva gericiliğin ABD ve AB’li emperyalistlerden yeni roller kapmasından öte kazandıracağı bir şey yoktur. Kuşkusuz ülke ve bölge halklarının bu tehdidi bertaraf etmesinin yolu, her şeyden önce gözlerine bağlanmak istenen bağı söküp atmaktan; iş birlikçi gericiliğe ve emperyalistlere karşı bağımsızlık, demokrasi, barış mücadelesini yükseltmekten geçiyor.
(*) Adnan Özyalçıner, Gözleri Bağlı Adam, Manos Yayınları, Birinci Baskı, 2019
Evrensel'i Takip Et