Halka karşı siyaset
Ülkemizde siyaset ikili yapı görüntüsündedir. Kılıçdaroğlu’nun, Saray’a demir atmış kayyım ilişkili, yapay solunumla ayakta durmaya çalışan CHP’si bir tarafa bırakılırsa, sahada, bir yanda Cumhur İttifakının oluşturduğu kadro, diğer yanda da arkasına oldukça güçlü halk desteğini almış olarak kayyımla rol almış CHP’ye karşı çıkan Özgür Özel grubunun temsil ettiği kadro yer almaktadır. Tarafların genel politikalarına bir göz atıldığında, her iki tarafın da kurguladıkları politikaların halkın genel ekonomik dertleriyle ilgili olmayıp, yüzeysel genel görüntüleri ile siyasi nitelikli olduğu gibi bir intiba alınmaktadır. Nitekim her iki cephedeki programda da, eylemlerde de ne halkın ekonomik durumu, ne sağlık sorunu, ne memleketteki hukuk sorunu, daha doğrusu hukuksuzluk, ne dünyada yaşanan olağanüstü hızla değişen sistem karşısında içeride eğitimin çöküşü, hatta ne de sporda yaşanan hezimet söz konusu uygun sırayı alabilmektedir. Kısacası, karşılıklı konumlanan her iki cephe de halkın temel sorunlarına eğilmeden, ya da hiç değilse bunlardan en acil olanlara bir çare üretmek yerine, görünürde havanda su döverek günlük adi siyaset diyebileceğimiz kör tartışmayı sürdürmektedir.
İlk bakışta soyut düzlemde karşımızda duran tablo bu olmakla beraber, sürecin soyut arka planı irdelendiğinde, ilk planda görünen somut durumun vazgeçilmez gereklilik olarak, özellikle ikinci grubun mücadelesinin, bazı ihtirazı kayıtlar ve ilavelerle, aslında halkın yanında olduğu anlaşılır. Şöyle ki, her iki grup da görünürde siyasi konuda, hatta hemen hemen tek bir konuda yoğunlaşmış olmakla beraber, meseleye dikkatlice bakıldığında, toplumun gözüne sokulurcasına işlenen söz konusu siyasi konunun tüm toplumsal sorunlarının anahtarını teşkil ettiği anlaşılır. Şöyle ki, bugün toplumsal olarak algılanan sorunların hemen hepsi, ya da kahir ekseriyeti 23 yıldır sorgusuz sualsiz ve denetimsiz iktidarını sürdüren AKP’ye, yani günümüzün Cumhur İttifakının ana partisinin ve onun hırsı ve rızasıyla 2017 yılında oluşturulan tek adam rejiminin ürünü, yani sonucudur. Eğer tek adam rejimi yaşanılan ulusal ve uluslararası bağlantılı sorunların ana müsebbibi ise, bu rejimle her alanda yapılan mücadele toplumsal meşruiyete sahiptir. Hal böyle olunca, kayyım dışında kalmayı hedefleyen CHP grubunun Özgür Özel liderliğindeki mücadelenin, bu rejimi değiştirmek hedefiyle, halkın yararına olduğu kabul edilebilir.
Kuşkusuz, var olan hükümet tarafından ülkede yapılan bazı hizmetler vardır. Yapılan hizmetler arasında siyaseten önemli iki kalemden biri, tek adam rejimi gereği üst kademenin direktif ve bilgisi dahilinde yapılan bazı altyapı hizmetleri; diğeri ise, ‘sosyal altyapı diyebileceğimiz’ sosyal destek ve kültür hizmeti altında sürdürülen hizmetlerdir. Bunlardan birincisi yap-işlet-devret modeliyle halka ve gelecek nesillere yük yıkarken, halkın iç ve dış sermaye tarafından gereksiz ve haksız soyulmasına yol açmakta; ikincisi ise, giderek yoksullaştırılan seçmen tabanının yoksullaştırılarak sosyal desteklerle güçlendirilip partiye bağlanmasına hizmet etmektedir. Halka hizmet olarak görülen ve öylece de halka yedirilen söz konusu hizmetler, detaylı ve siyasi-ekonomik hedefleriyle irdelendiğinde, asıl hizmetin halka değil, iç ve dış sermayeye olduğu kadar, aynı zamanda da siyasetin tabanının sermaye ayağının yapılandırılmasına yönelik olduğu anlaşılır. Böylesi yapılandırmalarda, gelir dağılımını bozacak şekilde, yandaş siyasilere olduğu kadar siyasetin arka kapıdan desteklenmesine de alan açılmaktadır. Benzer şekilde, halkın değerli birikimlerinin “peşkeş” çekilerek uygulanan özelleştirme soygununda da, sermayenin göz boyarcasına hükümet taahhüdüne yazdırdığı sıklıkta uçmadığımız hava alanları, ya da gitmediğimiz devlet hastanelerinde olduğu gibi, ilk bakışta anlamsız ve akılcı görülemeyen böylesi hizmetlerin(!), detaylı soyut incelenmesi siyasetin nitel ve nicel tabanına hizmet olduğu anlaşılabilir.
Hizmetlerin ne tür ‘hizmet’ olduğu açık olarak ve bu devranın tek adam rejiminde oluşturulduğu, hatta hızlandırılarak güçlendirildiği anlaşıldığında, bu rejimin aleyhine her girişimin, hiç değilse, kamu kaynaklarının sağlanış ve tahsisi açılarından halka hizmet olduğu anlaşılır. Bu nedenledir ki, CHP’nin son yerel idareler zaferinden sonra, seçilmiş başkanın iktidarın avına gelerek “normalleşme” tiyatrosunda rol alması gereksiz, usulsüz ve yanlış olmakla beraber, durmadan bu hesabın görülmesinin Saray lehine yazmak yanlış olmaz. Aynı şekilde “yetmez, ama evet” cühelasının AKP’yi bugünlere taşımasını da aydın davranışı yerine, miyop-cahil davranışı kategorisine koymak daha doğru olur. Her iki durumda da mesele şudur ki, siyasi ya da ekonomik her yürüyüşte dikkate alınması gereken durum anlık tek görüntü değil, yürüyüş ve yöntemdir. Diğer bir deyişle, her konuda ‘usul/yöntem’ anlık görüntü, söylem ya da icraatı önceler. Başkanlık adı altında sürdürülen tek-adam rejimi, olağanüstü icraatlar sergilese de, usul ve yöntem olarak demokrasiye ve çağdaş yönetime aykırıdır; hakkaniyet ve adalet olarak da halka karşıdır. Günümüzde taşların bağlandığı uluslararası sermayenin salınarak tüm yerküreyi dolaşarak ulusal hükümetleri kendi yanına çektiği yaygın soygun düzeninde, tek adam rejiminin kimin/neyin yanında olduğunu idrak ederek, buna karşı çıkmak hak, adalet ve hukuk adına kutsal icraattır!
Evrensel'i Takip Et