19 Temmuz 2026 00:20

Messi’nin dört aylık Lamine Yamal’ı plastik bir küvetin içinde yıkadığı fotoğraf, çekildiği gün kimseye gelecekten haber vermiyordu. Barcelona’nın 2007 yılında UNICEF için hazırladığı yardım takvimine ait sevimli bir kareydi. Messi henüz futbolun merkezine yerleşmemişti. Küvetteki bebeğin kim olduğunu ise ailesi dışında bilen yoktu. Fotoğrafın bugün büyüleyici görünmesinin nedeni, geleceği önceden haber vermesi değil; aradan geçen yılların o sıradan ana sonradan yüklediği anlam.

İnsan geçmişe bakarken yaşanmış olanı kaçınılmaz sanmaya yatkındır. Messi’nin o bebeği kucağına aldığı anda sanki iki büyük kariyer çoktan yazılmış, Dünya Kupası finali çoktan belirlenmiş gibi konuşuyoruz. Oysa fotoğrafın çekildiği odada kader değil, büyük bir belirsizlik vardı. Çekingen bir genç futbolcu, yabancısı olduğu bir bebeği düşürmeden tutmaya çalışıyordu. Fotoğrafçı doğru kareyi yakalamanın peşindeydi. Annesi, çocuğun sakin durmasını istiyordu. Kimse futbol tarihinin en çok paylaşılacak görüntülerinden birinin üretildiğini bilmiyordu.

Bu nedenle fotoğrafı bir kehanet gibi görmek yerine, zamanın insanlarla ve görüntülerle neler yapabildiğini gösteren bir belge olarak okumak daha ilginç. Messi’yi Messi yapan şey o gün görünmüyordu. Yamal’ı Yamal yapan şey de öyle. İkisinin arasında sihirli bir aktarım gerçekleşmedi. Birinin ayağındaki yetenek diğerine geçmedi. Yine de bugün aynı kareye baktığımızda futbolun yirmi yıllık dönüşümünü görüyoruz: Barcelona’nın yükselişini ve düşüşünü, Messi’nin dünyanın en büyük oyuncusuna dönüşmesini, La Masia’nın yeni bir yıldız üretmesini, göçmen ailelerin çocuklarının iki farklı milli takımın yüzü haline gelmesini.

Fotoğrafın asıl gücü de burada. İki futbolcunun benzerliğini değil, aralarındaki yılların taşıdığı değişimi gösteriyor.

Messi’nin yerine geçmek diye bir şey var mı?

Lamine Yamal hakkında konuşulurken kullanılan en kolay kelime “halef”. Messi Barcelona’dan ayrıldı, 10 numaralı forma bir süre sahipsiz kaldı, kulüp ekonomik ve sportif bir çöküş yaşadı; ardından La Masia’dan sol ayaklı, sağdan içeri kat eden olağanüstü bir genç daha çıktı. Bu parçaları yan yana getirdiğinizde devir teslim hikayesi kendiliğinden kuruluyor.

Fakat futbolda birinin yerine geçmek, boşalan bir koltuğa oturmak kadar basit değildir. Messi’nin Barcelona’daki yeri, sadece taktiksel bir pozisyondan ibaret değildi. Kulübün hücum planı, ekonomik değeri, küresel görünürlüğü ve taraftarla kurduğu ilişki onun çevresinde şekillenmişti. Bu yüzden Messi ayrıldığında Barcelona bir oyuncu kaybetmedi; uzun yıllar boyunca kendisini tanımladığı merkezi kaybetti.

Yamal’ın görevi o merkezi yeniden kurmak değil. Böyle bir yük, henüz kariyerinin başındaki bir futbolcuya yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olur. Onun oyunu Messi’yi hatırlatabilir. Aynı bölgelerde top alabilir, benzer açılardan kaleye gidebilir, rakiplerin savunma düzenini tek hamlede bozabilir. Buna rağmen Yamal’ın futbolu başka bir kişilikten doğuyor. Messi oyunun içinde giderek sessizleşen, sessizleştikçe daha fazla hükmeden bir oyuncuydu. Yamal ise sahada görünmekten hoşlanıyor. Rakibiyle uğraşıyor, tribünle ilişki kuruyor, oyunun neşesini saklamıyor. Neymar’a duyduğu hayranlığın izleri de burada ortaya çıkıyor.

Onu Messi’ye bağlayan asıl şey hareketleri değil, karşı karşıya kaldığı beklenti. Messi de çok genç yaşta kendisinden önceki büyük oyuncuların ölçüsüyle değerlendirildi. Maradona’nın adı, kariyerinin ilk döneminden itibaren peşindeydi. Yamal şimdi aynı karşılaştırma düzeninin içine çekiliyor. Attığı her gol geçmişten bir gole benzetiliyor; kırdığı her yaş rekoru Messi’nin rakamlarıyla yan yana getiriliyor. Kendi kariyerini kurmaya çalışan genç bir futbolcunun önüne, daha başlamadan tamamlanmış bir hayat konuyor.

Bu final, o karşılaştırmayı daha da büyütecek. Yamal kazanırsa “tahtı aldığı”, Messi kazanırsa “devri teslim etmeyi reddettiği” söylenecek. Oysa tek bir maç böyle bir yetki taşımaz. Messi’nin büyüklüğü bir finalle başlamadı, bir finalle de sona ermeyecek. Yamal’ın geleceği de bu finalde alacağı sonuca bağlı değil. Futbol kamuoyu kuşak değişimini tek bir sahneye sıkıştırmayı seviyor; hayat ise bu kadar düzenli ilerlemiyor.

Aynı şehirden iki milli takıma

Finalin dikkat çekici tarafı, iki oyuncunun da futbol eğitimini aynı yerde almış olması. Messi Rosario’da doğdu, çocuk yaşta Barcelona’ya taşındı ve futbolcu olarak Katalonya’da şekillendi. Yamal Katalonya’da doğdu; Faslı bir baba ile Ekvator Gineli bir annenin çocuğu olarak Rocafonda’da büyüdü, ardından La Masia’ya girdi. Biri İspanya’da yetişip Arjantin’i seçti. Diğeri ailesinin köklerinin uzandığı ülkeler yerine İspanya formasını giydi.

Bu iki tercih, milli takım futbolunun üzerine kurulduğu basit anlatıyı sarsıyor. Bir oyuncunun hangi ülkeye “ait” olduğu, doğum belgesine bakılarak kolayca çözülemiyor. Yetiştiği sokak, ailesinin geldiği yer, konuştuğu dil, çocukken izlediği takım ve kendisini nasıl tanımladığı aynı anda devreye giriyor. Messi ile Yamal’ın kararları birbirinin tersi gibi görünüyor ama ikisi de kendi hayatları içinde tutarlı.

Messi, futbolcu olarak İspanya’nın ürünüydü; buna rağmen Arjantin’i seçti. Bu kararın ardından uzun süre iki tarafın da kuşkusuyla yaşadı. İspanya’da büyüdüğü için Arjantinliliği sorgulandı, Arjantin adına oynadığı için İspanya’da kaçırılmış bir fırsat olarak görüldü. Milli takımla kazandığı ilk büyük kupaya kadar ülkesine bağlılığını tekrar tekrar kanıtlaması beklendi. Sonunda Arjantin, yıllarca mesafeli durduğu bir oyuncuyu ulusal bir simgeye çevirdi.

Yamal’ın hikayesindeyse başka bir gerilim var. İspanya’da doğmuş, İspanya’nın akademi sisteminde yetişmiş bir oyuncu olmasına rağmen ailesinin kökenleri nedeniyle İspanyolluğu tartışmaya açılabiliyor. Onun milli takım tercihi, bazı kesimlerin kafasındaki eski ve dar ülke tarifine uymuyor. Yamal’ın İspanya formasındaki varlığı, günümüz İspanya’sının gerçekte nasıl bir toplum olduğunu gösteriyor. Milli takım sahaya çıktığında soyut bir “saflık” fikrini değil, ülkede yaşayan farklı kimliklerden göçmen insanları temsil ediyor.

Bu bakımdan Messi ile Yamal’ın aynı fotoğrafta buluşması, bir kutsama sahnesinden daha fazlasını anlatıyor. Arjantinli bir ailenin çocuğu olarak Katalonya’ya gelen Messi, Fas ve Ekvator Ginesi kökenli bir ailenin Katalonya’da doğan bebeğini kucağında tutuyor. Yıllar sonra aynı kulübün eğitiminden geçen bu iki kişi, farklı ülkelerin formalarıyla dünya şampiyonluğu için karşılaşıyor. Modern futbolun gerçeği bu karede kaderden daha görünür: İnsanlar yer değiştiriyor, kültürler birbirine karışıyor, ülkeler yetenekleri kendilerine bağlamaya çalışıyor. Futbolcular ise bütün bu baskıların arasında kendi kararını veriyor.

İki takım, iki ayrı ağırlık merkezi

Finali sistem ile tutkunun karşılaşması olarak tanımlamak cazip. İspanya topu ayağında tutan, oyunun hızını belirleyen, rakibini sabırla geriye iten bir takım. Arjantin ise maçların içinde zorlanan, geriye düşen, fakat son bölümlerde yeniden ayağa kalkmayı başaran bir ekip. Bu ayrım bütünüyle yanlış değil; yine de iki takım arasındaki farkı yeterince açıklamıyor.

Arjantin’in oyunu da ciddi bir düzen üzerine kurulu. Lionel Scaloni’nin takımı sahaya yalnızca Messi’nin iradesine güvenerek çıkmıyor. Orta sahadaki görev dağılımı, topun kazanılacağı bölgeler, Messi’nin serbest bırakılacağı alanlar ve Álvarez’in koşuları uzun süredir işleyen bir yapının parçaları. Takımın coşkusu, plansızlıktan doğmuyor. Arjantin’in farkı, düzenini Messi’nin etrafında kurması. Her oyuncu, kendi görevinin yanında Messi’nin son yıllarına eşlik ettiğinin de farkında. Bu durum takıma büyük bir dayanışma sağlıyor; aynı zamanda karşılaşmanın ağırlığını artırıyor.

İspanya’da otorite daha geniş bir alana dağılıyor. Rodri oyunun temposunu kuruyor, orta saha pas açılarını çoğaltıyor, Yamal bireysel yaratıcılık sağlıyor. Bir oyuncunun durması bütün sistemin durması anlamına gelmiyor. Takım, bireylerin yeteneğini ortak bir düzenin içine yerleştiriyor. Yamal ne kadar parlak olursa olsun İspanya’nın bütün anlamı onun üzerine yığılmış değil. Messi ile Arjantin arasındaki bağ ise bundan çok daha kişisel.

Finalin taktik düğümü de işte bu iki ağırlık merkezinde bulunuyor. Arjantin, Rodri’nin rahatça top almasını engelleyebilirse İspanya’nın sakinliğini bozabilir. İspanya, Messi’ye giden bağlantıları kesip topu uzun süre saklayabilirse Arjantin’i sabırsızlığa sürükleyebilir. Yamal’ın Arjantin savunmasının hız sorununu ne ölçüde kullanacağı, Álvarez’in İspanya’nın arkasına ne kadar koşu atabileceği sonucu belirleyebilir. Fakat maçın ruhunu, topun kimde kaldığından çok, hangi takımın kendi oyununa sadık kalabildiği belirleyecek.

İspanya geriye düşerse sistemine güvenmek zorunda. Arjantin öne geçerse yıllardır yaptığı gibi maçı kendi ceza sahasının çevresine taşımamaya çalışmalı. İki takım da rakibinin en güçlü olduğu yere sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya. Arjantin maçı fazla kontrollü oynamaya kalkarsa İspanya’nın alanına girer. İspanya karşılaşmanın gerilimine kapılıp acele ederse Arjantin’in istediği kavgaya yaklaşır.

Aynı kupa, iki ayrı anlam

Dünya Kupası’nı kazanan ülkenin tamamının şampiyon sayılması, futbolun en tuhaf ve etkili anlaşmalarından biri. Sahada yirmi küsur oyuncu mücadele ediyor, kupayı milyonlar sahipleniyor. İnsanlar hayatlarında hiçbir etkileri olmayan pasları, golleri ve kurtarışları birinci çoğul şahısla anlatıyor: Kazandık, dayandık, döndük, şampiyon olduk.

Bu ortaklık Arjantin’de daha ağır bir anlam taşıyor. Ekonomik sıkıntıların, siyasal gerilimin ve gelecek kaygısının içindeki bir toplum için milli takım, insanların aynı şey için sevinebildiği ender alanlardan biri hâline geldi. Elbette bu durum futbolun ülkenin sorunlarını çözdüğü anlamına gelmiyor. Hiçbir kupa yoksulluğu azaltmaz, kurumları düzeltmez, insanların gündelik hayatını değiştirmez. Buna rağmen geçici bir birliktelik yaratabilir. Arjantin’in Messi etrafında kurduğu bağın büyüklüğü de biraz buradan geliyor. Onun kazandığı zaferler, kişisel bir başarı olmanın dışına taşarak ülkenin kendisi hakkında anlatmak istediği hikayeye karışıyor.

İspanya için ise kupa başka bir şeyi doğrulayacak. Yıllardır sürdürülen akademi anlayışının, belirli bir oyun fikrinin ve değişen toplumsal yapının sahadaki karşılığını. Yamal’ın bu takımın en önemli oyuncularından biri olması tesadüfi bir ayrıntı değil. İspanya’nın kazanması hâlinde zafer, ülkenin kimliğini daraltmaya çalışanlara karşı da somut bir görüntü sunacak. Rocafonda’dan çıkan, ailesi farklı kıtalardan gelen bir genç, İspanya’nın 10 numarası olarak kupayı kaldırabilecek.

Bu yüzden finalin sonunda aynı kupa iki ülkede aynı şekilde karşılanmayacak. Arjantin kazanırsa Messi’nin kariyerinin son bölümü bir kez daha ulusal bir zafer kutlamasına dönüşecek. İspanya kazanırsa yeni kuşağın sahneye çıkışı, uzun süredir kurulan futbol düzeninin devamı olarak görülecek. Bir taraf geçmişteki büyük hikâyeyi uzatmak, diğeri önündeki dönemin ilk büyük sözünü yazmak istiyor.

Yine de pazar gününü “eski ile yeni” arasındaki basit bir seçim gibi görmek doğru olmaz. Messi geçmişten kalmış bir oyuncu değil; bu turnuvada hâlâ maçların yönünü değiştirebildiğini gösterdi. Yamal da geleceğin soyut bir vaadi değil; şimdiden takımının en belirleyici isimlerinden biri. Biri gitmek üzere olduğu için büyük değil, diğeri gelecek vadettiği için değerli değil. İkisi de bugün yapabildikleriyle finalde.

Küvette çekilen fotoğraf bu nedenle finalin sonucunu açıklamayacak. Maç bittikten sonra kazanan tarafa göre yeniden yorumlanacak. Messi kazanırsa görüntü, ustanın son kez üstün geldiği bir hikâyenin başlangıcı sayılacak. Yamal kazanırsa yıllar önce çekilmiş bir devir teslim belgesi gibi sunulacak. Fotoğraf aynı kalacak, ona anlatılan hikâye değişecek.

Oysa karede ne bir taht var ne de devredilmeyi bekleyen bir miras. Genç bir futbolcu, tanımadığı bir bebeği dikkatle tutuyor. Yıllar sonra ikisi de kendi yolunu açarak aynı finale geliyor. Bu buluşmayı olağanüstü yapan, birinin diğerini seçmiş olması değil; hayatın birbirinden bütünüyle habersiz iki insanı önce aynı fotoğrafa, sonra futbolun en büyük maçına yerleştirmesi.

Dünya Kupası’nı kimin kazanacağını oyun belirleyecek. Fotoğraf ise sonuç ne olursa olsun başka bir şeyi anlatmayı sürdürecek: Futbolda hiçbir kuşak kendinden öncekini bütünüyle tekrar etmez. Messi’nin ardından yeni bir Messi gelmeyecek. Yamal’ın önünde duran yol da başka birinin bıraktığı izleri takip etmekten ibaret olmayacak. Pazar günü aynı sahaya çıktıklarında biri geçmişi, diğeri geleceği temsil etmeyecek; ikisi de kendi zamanlarının en güçlü oyuncuları olarak bugünü paylaşacak.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Onur Özgen

Bir fotoğrafa sığmayan final
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et