23 Haziran 2026 00:10

Arpa Gibi Yanmak

Anadolu’da halk arasında güzel bir deyim vardır: “Arpa gibi yanmak.”

Arpa, saman gibi harlı harlı alev alıp hemen sönmez. İçten içe yanar. Ağır ağır yanar. Dışarıdan bakınca büyük bir alev görünmez ama içi kor gibidir. Kolay kolay da sönmez.

Bugün ülkemizin tarlalarında yalnız arpa hasadı başlamadı. Çiftçinin içindeki yangın da yeniden başladı.

Bu yangın traktörün mazot deposunda yanıyor. Gübrenin torbasında, ilacın bidonunda, biçerdöverin dönüm saatinde yanıyor. Banka kredisinin faizinde, kooperatif borcunda, elektrik faturasında yanıyor. Tarım kredi kooperatifleri ise tüccar gibi kar mantığıyla çalışıyor.

Peki, bu yıl ürün yok mu?

Var.

Yağışlar birçok bölgede iyi gitti. Kuraklık geçen yıllara göre daha az hissedildi. Arpa zaten kıraç alanların dayanıklı ürünlerinden biridir. Erken olgunlaşır, hastalığa ve susuzluğa daha dirençlidir. Buğday için de benzer şeyler söylenebilir; ancak bazı buğday çeşitleri kuraklığa ve hastalıklara karşı daha hassastır.

Bu yıl iklim koşullarının uygun gitmesi, tahıl ekilen bölgelerde yağışın bol olması rekolte beklentisini artırdı. Yani çiftçi birçok yerde dönüm başına geçen yıla göre daha fazla ürün alacak gibi görünüyor.

Ürün bol olunca çiftçinin yüzünün gülmesi gerekmez mi?

Normal bir düzende evet. Ama bu hükümetin tarım düzeninde ürün bol olunca çoğu zaman üreticinin değil, alıcının eli güçleniyor. Hasat başlar başlamaz tüccar fiyatı aşağı çekiyor. Bu aslında sadece tahılda değil, bütün ürünlerde bu şekilde oluyor.

Çiftçi ise bekleyemiyor.

Çünkü mazot borçla alınmış. Gübre borçla alınmış. Tohum, ilaç, traktör bakımı, biçerdöver parası üst üste binmiş. Bankanın günü gelmiş. Evin ihtiyacı var. Üretici ürünü depoya koyup aylarca bekletecek güce sahip olmadığı için, tarladan çıkan ürünü hemen satmak zorunda kalıyor.

İşte piyasanın “serbestliği” burada başlıyor.

Serbest olan kim?

Çiftçi mi?

Hayır. Çiftçi kendi arazisinde kendi emeğiyle düzenin sömürü çarkına bağlı.

Serbest olan tüccar.

Hükümet bu yıl arpada alım fiyatını kilo başına 12 lira 75 kuruş, buğdayda ise 16 lira elli kuruş olarak açıkladı. Bu fiyat özellikle küçük üreticinin ürününün maliyetini bile karşılamıyor. Buna rağmen tüccarlar bu bedeli bile vermiyor üreticiye.

Bazı bölgelerde tüccarın arpaya 11 liraya, buğdayı ise 14 lira seviyelerine indirdiği konuşuluyor.

Peki çiftçinin maliyeti ne oldu?

Mazot geçen yılki mazot mu? Gübre geçen yılki gübre mi? İlaç, işçilik, yedek parça, nakliye, elektrik maliyeti aynı mı kaldı?

Hayır.

Neredeyse her kalem hububata verilen fiyat artışının iki katına dayanmış durumda. Çiftçi daha fazla ürün alsa bile, sattığı ürünün parası maliyetini karşılamıyorsa ortada bereket kalmıyor. Yeni bir yoksullaşma oluyor.

Tarlada rekolte artsa da çiftçinin geliri artmıyor. Ürün bol olsa da üretici yine borçlu çıkıyor.

Tarımı yalnızca “kaç ton ürün aldık?” diye ölçen anlayış, çiftçinin gerçeğini görmez. Asıl soru şudur: Çiftçi ürettiği ürünle geçinebiliyor mu? Gelecek yıl yeniden ekim yapabilecek mi? Traktörüne mazot koyabilecek mi? Köyde kalabilecek mi?

Bugün Türkiye’de tarımın temel sorunu, üreticinin emeğinin yok sayılmasıdır. Çiftçi yeterince örgütlü değil; örgütsüz üretici, tüccarın ve şirketlerin karşısında yalnız kalıyor.

Toprak çiftçinin, emek çiftçinin, risk çiftçinin; ama fiyatı çiftçi belirlemiyor. Girdi fiyatını şirketler belirliyor. Ürün fiyatını hasat zamanı tüccar baskılıyor. Ezilen yine üretici oluyor.

Peki çözüm nedir?

Çözüm, çiftçiyi tüccarın insafına terk etmemektir. TMO yalnız fiyat açıklayan değil, zamanında ve yeterli alım yapan bir kamu kurumu olmalıdır. Açıklanan fiyat, maliyeti ve insanca yaşam payını içermelidir. Alım merkezleri artırılmalı, randevu çilesi bitirilmeli, ödemeler geciktirilmemelidir.

Destekler hasattan sonra değil, üretim başlamadan önce verilmelidir. Mazotta, gübrede, ilaçta çiftçi şirketlerin kâr hırsına mahkûm edilmemelidir. Kooperatifçilik kâğıt üzerinde değil, üreticinin pazarlık gücünü artıracak biçimde örgütlenmelidir.

Tarım yalnız piyasa işi değildir. Ekmek meselesidir. Hayvancılığın yem meselesidir. Köyün, toprağın, suyun, emeğin meselesidir.

Bugün arpa hasadı başladı. Ama tarlada biçilen yalnızca arpa değil. Eğer bu politika değişmezse çiftçinin direnci ve umudu da biçiliyor. Eğer üretici ektiği ürünle borcunu bile kapatamıyorsa, gelecek yıl tarlaya hangi umutla gidecek? Bu durumda çiftçi neden eksin?

Dışarıdan büyük bir alev görünmeyebilir. Ama Anadolu’nun üreticisi içten içe yanıyor.

Arpa gibi yanıyor.

Ve çiftçi yanarsa, memleketin sofrası da yanar.

Enver Şat

Arpa Gibi Yanmak
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et