Sağlık sermayesine yeni “esenlik”
Sağlık Bakanlığının bugün yayımladığı Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği ilk bakışta sağlıklı yaşamı teşvik eden teknik bir düzenleme gibi görünüyor. Ancak yönetmelik yalnızca yeni merkezlerin açılmasını düzenlemiyor; koruyucu sağlık hizmetlerinin hangi anlayışla şekillendirileceğine ilişkin önemli bir yönelim de ortaya koyuyor.
Sağlık politikaları, yalnızca hangi hizmetlerin sunulduğuyla değil, sağlığı nasıl tanımladığıyla da değerlendirilir. Bir yönetmelik hangi sorunları öne çıkarıyor, hangilerini geri plana itiyor ve kamu kaynaklarını hangi alanlara yönlendiriyorsa, sağlık sisteminin geleceğine ilişkin de önemli ipuçları verir.
Dünya Sağlık Örgütünün kabul ettiği sağlık anlayışı ile 1978 tarihli Temel Sağlık Hizmetleri Alma-Ata Bildirgesi ve 1986 tarihli Ottawa Sağlığı Geliştirme Bildirgesi, sağlığın yalnızca bireysel tercihlerle değil; gelir dağılımı, güvenli çalışma koşulları, barınma, eğitim, temiz çevre ve sosyal güvence gibi toplumsal koşullarla belirlendiğini ortaya koymuştur.
Bugün halk sağlığı biliminin ulaştığı ortak sonuç da budur. İnsanlar yalnızca yanlış beslendikleri, yeterince hareket etmedikleri ya da sigara kullandıkları için hastalanmaz. Yoksulluk, hava kirliliği, pestisitler, uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalışma, meslek hastalıkları ve iş cinayetleri de hastalık üretir.
Koruyucu hekimliğin temel amacı yalnızca bireye “daha sağlıklı yaşa” demek değildir; insanların sağlıklı yaşayabileceği çalışma ve yaşam koşullarını oluşturmaktır.
Ancak yönetmelik, sağlığı büyük ölçüde bireysel yaşam tarzı uygulamaları üzerinden ele alıyor. Beslenme danışmanlığı, egzersiz ve fizyoterapi gibi bilimsel etkinliği güçlü hizmetlerle; geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, meditasyon, tuz terapisi, güneş terapisi ve benzeri uygulamalar aynı “esenlik hizmeti” başlığı altında toplanıyor.
Buradaki temel sorun, bilimsel kanıt düzeyleri farklı uygulamalar arasında yeterli ayrım yapılmamasıdır.
Kanıta dayalı tıp, bir uygulamanın güvenilirliğini yüksek nitelikli bilimsel araştırmalarla değerlendirir. Sistematik derlemeler ve çok sayıda araştırmanın birlikte değerlendirildiği çalışmalar, bir uygulamanın gerçekten yararlı olup olmadığını ortaya koyan en güçlü kanıtları oluşturur. Bu nedenle bütün sağlık uygulamaları aynı düzeyde kabul edilmez.
Düzenli fiziksel aktivitenin, dengeli beslenmenin ve fizyoterapinin birçok hastalığın önlenmesi ve tedavisindeki yararı güçlü bilimsel verilerle desteklenmektedir. Buna karşılık bazı tamamlayıcı uygulamalar için bilimsel kanıtlar sınırlı ya da kesin değildir. Bir uygulamanın yönetmelikte yer alması, onun etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.
Kamunun görevi de tam burada başlar. Bilimsel etkinliği güçlü uygulamalar ile henüz yeterli kanıt bulunmayan uygulamalar arasındaki ayrımı toplum adına açık biçimde ortaya koymak, halkın doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
Yönetmeliğin dikkat çeken bir başka yönü ise bu hizmetleri yeni bir ekonomik faaliyet alanı olarak düzenlemesidir. Esenlik merkezlerinde sunulan hizmetlerin sağlık turizmi kapsamında da değerlendirilecek olması, düzenlemenin yalnızca sağlık politikası değil, aynı zamanda ekonomik bir boyut taşıdığını göstermektedir.
Son kırk yılda sağlık alanı giderek piyasa ilişkilerine açıldı. Tedavi hizmetlerinin yanı sıra “sağlıklı kalma” da satın alınabilen bir hizmete dönüştürüldü. Oysa toplumun temel sağlık ihtiyacı yeni ücretli merkezler değil; güçlü aile hekimliği, yaygın koruyucu sağlık hizmetleri, güvenli iş yerleri, etkin çevre denetimi ve bilimsel, kamusal sağlık politikalarıdır.
Türkiye’de halk sağlığını tehdit eden temel sorunlar bellidir: İş cinayetleri, meslek hastalıkları, yoksulluk, yetersiz beslenme, hava kirliliği, pestisit kullanımı, iklim krizinin etkileri ve gelir eşitsizliği. Bunların hiçbiri yalnızca bireysel yaşam tarzı değişiklikleriyle çözülemez. Bunlar kamusal sorumluluk gerektiren toplumsal sorunlardır.
Koruyucu hekimlik de tam bu nedenle bireyin davranışlarını değiştirmekten önce, toplumu hastalandıran koşulları değiştirmeyi hedefler. Bilimsel halk sağlığının temel ilkesi budur.
Bu yönüyle Esenlik Hizmetleri Yönetmeliği yalnızca teknik bir düzenleme değildir. Koruyucu sağlık hizmetlerinin kamusal niteliğinden uzaklaştırılarak bireysel uygulamalara ve yeni bir hizmet pazarına yönelmesinin işaretlerinden biridir.
Toplumun daha fazla ücretli "esenlik hizmetine" değil; güvenli işyerlerine, temiz çevreye, yeterli gelire, sağlıklı konutlara ve herkes için eşit, ücretsiz, bilimsel ve kamusal sağlık hizmetine ihtiyacı vardır. Koruyucu hekimlik ancak bu zeminde gerçek anlamını bulabilir.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et