26 Haziran 2026 15:36

Bir otel odasında çöken halk sağlığı

Almanya'dan tatil için İstanbul'a gelen Böcek ailesinin dört ferdinin yaşamını yitirmesiyle ilgili davada savcılık mütalaasını açıkladı. Adli Tıp raporları ve bilirkişi incelemeleriyle uyumlu mütalaa; yetkisiz ilaçlama, sertifikasız uygulayıcı, uygun olmayan kimyasal kullanımı, yetersiz havalandırma ve alınmayan güvenlik önlemlerinin dört kişinin ölümüne yol açtığını ortaya koyuyor. Savcılık, bu nedenle sanıklar hakkında "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan ceza talep etti. Ancak bu dava yalnızca bir otelde yaşanan ihmalleri değil, Türkiye'de koruyucu halk sağlığı sisteminin nasıl zayıfladığını da gösteriyor.

Koruyucu hekimlik kağıt üzerinde kaldı

Alüminyum fosfit sıradan bir böcek ilacı değil. Nemle temas ettiğinde son derece zehirli fosfin gazı açığa çıkarıyor. Gaz renksiz olduğu için çoğu zaman fark edilmiyor, kapalı alanlarda hızla yayılıyor ve kısa sürede öldürücü yoğunluğa ulaşıyor. Etkili bir panzehri de bulunmuyor. Bu yüzden insanların bulunduğu binalarda kullanılmaması, kullanılması gerekiyorsa da alanın tamamen boşaltılması, profesyonel fumigasyon kurallarına uyulması ve güvenli yeniden giriş koşullarının sağlanması gerekiyor.

Asıl soru şu: Böylesine tehlikeli bir kimyasalın bir otelde bu kadar kolay kullanılmasına kim izin verdi? Koruyucu sağlık hizmetleri denildiğinde çoğu zaman yalnızca aşı akla geliyor. Oysa halk sağlığı; güvenli içme suyu, gıda denetimleri, çevre sağlığı, haşereyle mücadele, kimyasal risklerin yönetimi, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve insanların güvenli yaşam alanlarında yaşamasını sağlayan bütün kamusal hizmetleri kapsıyor. Koruyucu hekimliğin temel ilkesi, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek değil, risk oluşmadan önce önlemek. Bugün ise denetim giderek belge düzenine indirgeniyor. Mevzuat var, yönetmelikler var, ruhsat sistemi var; ancak bunların uygulanmasını sağlayacak kamusal denetim kapasitesi aynı ölçüde güçlendirilmiyor.

Halk sağlığı çökerse…

Son yirmi yılda koruyucu sağlık hizmetleri giderek merkezileşti; buna karşın kamusal denetim zayıfladı. Sağlık, çevre ve çalışma yaşamına ilişkin birçok denetim ya piyasa mantığına göre yeniden düzenlendi ya da biçimsel prosedürlere dönüştü. İşyeri açma süreçlerinden çevresel etki değerlendirmelerine, sağlık etki değerlendirmelerinin büyük ölçüde yok sayılmasından biyosidal ürünlerin denetimine kadar birçok alanda bilimsel ve bağımsız denetim mekanizmaları aşındı. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Biyosidal Ürünler Yönetmeliği ve kimyasal risklerin yönetimine ilişkin düzenlemeler kağıt üzerinde varlığını koruyor. Ancak bu kuralların etkin biçimde uygulanmasını sağlayacak kamusal denetim ve yaptırım mekanizmaları zayıflatıldığında, mevzuat tek başına yaşamı korumaya yetmiyor. Belediyelerin çevre sağlığına ilişkin görevleri sürüyor.

Ancak halk sağlığı politikalarının belirlenmesi, biyosidal ürünlerin ruhsatlandırılması ve denetim sisteminin kurulması büyük ölçüde merkezi idarenin sorumluluğunda bulunuyor. Bu nedenle Böcek ailesinin ölümü yalnızca yerel bir ihmal olarak değil; koruyucu sağlık hizmetlerini piyasa mantığı doğrultusunda yeniden şekillendiren merkezi politikaların sonucu olarak görülmeli. COVID-19 salgını önemli bir ders verdi: Koruyucu sağlık hizmetleri başarılı olduğunda görünmez oluyor; çöktüğünde ise bedelini bütün toplum ödüyor. Böcek ailesinin yaşamını yitirdiği o otel odasında yalnızca dört insan ölmedi. Yıllardır piyasa mantığıyla aşındırılan koruyucu halk sağlığı anlayışının sonuçları da bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Halk sağlığını koruyacak olan yalnızca daha fazla hastane yapmak değil; bağımsız bilimsel denetimi, güçlü kamusal kurumları ve toplum yararını esas alan koruyucu sağlık hizmetlerini yeniden güçlendirmek. Çünkü halk sağlığı çöktüğünde bedelini yalnızca hastalar değil, bütün toplum ödüyor.

Deniz İpek

Bir otel odasında çöken halk sağlığı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et