İşçinin üzerine çöken sıcaklık
Türkiye'de yaz mevsimi artık yalnızca sıcak geçen bir mevsim değil. Tarım işçileri için tarlada, belediye işçileri için asfalt üzerinde, inşaat işçileri için iskelede, enerji işçileri için direk başında, kuryeler için asfaltın üzerinde, metal işçileri için fırının karşısında geçen uzun bir ısı stresi dönemi anlamına geliyor. Son yıllarda sıcaklık rekorları kırılıyor, sıcak hava dalgalarının süresi uzuyor ve aşırı sıcaklar çalışma yaşamının kalıcı bir parçası haline geliyor. Ancak sıcaklıklar herkesi eşit etkilemiyor. Klimalı ofisinde çalışan bir yönetici ile asfalt döken belediye işçisi aynı sıcaklığı yaşamıyor. İklim krizinin sonuçları da sınıflar arasında eşit dağılmıyor. Bu nedenle sıcaklık artık yalnızca meteorolojinin konusu değil. İşçi sağlığının, iş güvenliğinin ve sınıf mücadelesinin de konusu.
Doğanın ve Emeğin Aynı Anda Sömürülmesi
İklim krizini yalnızca çevresel bir sorun olarak görmek eksik kalır. Kapitalizm yalnızca emeği sömürmez. Doğayı da sömürür. Aslında bunlar birbirinden bağımsız iki süreç değildir. Sermaye açısından orman da, su da, maden de, işçinin emek gücü de üretim sürecine dahil edilen birer maliyet unsurudur. Daha fazla kâr uğruna yeraltı suları tüketilir. Daha fazla kâr uğruna tarım alanları kurutulur. Daha fazla kâr uğruna ormanlar madenciliğe açılır. Daha fazla kâr uğruna fosil yakıt kullanımı sürdürülür. Ve yine daha fazla kâr uğruna işçiler, sağlıklarını tehdit eden koşullarda çalıştırılır. Bu nedenle iklim krizinin yarattığı yıkım ile emek sömürüsü birbirinden ayrı başlıklar değildir. Doğanın talanı ile emeğin sömürülmesi aynı sermaye birikim sürecinin iki yüzüdür. Bugün aşırı sıcaklardan en fazla etkilenenler de tesadüf değildir; tarım işçileri, belediye işçileri, inşaat işçileri, liman işçileri, enerji bakım ekipleri, kuryeler, dökümhane işçileri ve metal işçileri sıcaklığın bütün yükünü bedenlerinde taşımaktadır.
WBGT Nedir?
İşçi sağlığında sıcaklık yalnızca termometrede görülen hava sıcaklığı ile değerlendirilmez. Çünkü işçinin maruz kaldığı risk yalnızca sıcak havadan kaynaklanmaz. Nem, güneş ışınımı, hava hareketi ve yapılan işin fiziksel ağırlığı da belirleyicidir. Bu nedenle işçi sağlığı alanında WBGT (Wet Bulb Globe Temperature – Yaş Hazneli Küre Sıcaklığı) adı verilen yöntem kullanılmaktadır.
WBGT;
* Hava sıcaklığını,
* Nem oranını,
* Güneş radyasyonunu,
* Hava hareketini,
* Yapılan işin metabolik yükünü
birlikte değerlendirerek işçinin maruz kaldığı gerçek ısı yükünü hesaplamaktadır. Bu nedenle gölgede ölçülen 35 derece ile güneş altında asfalt döken bir işçinin maruz kaldığı sıcaklık aynı şey değildir. TS EN ISO 7243 standardında ağır işlerde yaklaşık 26,7°C, orta ağırlıktaki işlerde 28°C ve hafif işlerde 30°C WBGT değerleri kritik eşik olarak kabul edilmektedir. Bu eşiklerin aşılması durumunda çalışma sürelerinin azaltılması, molaların artırılması ve çalışma düzeninin yeniden planlanması gerekmektedir.
Türkiye'de Mevzuatın Sessizliği
Sorun tam da burada başlıyor. Türkiye'de aşırı sıcaklarda çalışmayı düzenleyen özel ve emredici bir mevzuat bulunmuyor. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile çeşitli yönetmeliklerde işverenin çalışanların sağlık ve güvenliğini koruması gerektiği belirtiliyor. İşyerlerinde termal konforun sağlanması ve gerekli önlemlerin alınması isteniyor. Ancak hangi sıcaklıkta çalışmanın durdurulacağına, hangi koşullarda çalışma saatlerinin değiştirileceğine veya hangi WBGT değerinde işçilerin çalıştırılamayacağına ilişkin açık ve bağlayıcı hükümler bulunmuyor. Başka bir ifadeyle mevzuat, işçinin korunması konusunda genel yükümlülükler tanımlıyor; ancak somut sınırlar koymuyor. Oysa İtalya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde aşırı sıcak günlerde tarım, inşaat ve açık alan çalışmalarının belirli saatlerde durdurulmasına yönelik uygulamalar hayata geçiriliyor. Türkiye'de ise sıcaklık arttıkça işçinin korunması değil, çoğu zaman işçinin dayanıklılığı sınanıyor.
İşçinin Hayatı İçin Gerekli Bilgi de Parayla Satılıyor
Sorunun bir başka boyutu daha var. İşçinin sağlığını korumaya yönelik teknik standartların önemli bir bölümü ücretli erişime tabi. Örneğin sıcak çalışma ortamlarının değerlendirilmesinde kullanılan TS EN ISO 7243 standardı, işçilerin yaşamını doğrudan ilgilendiren teknik kriterler içermesine rağmen ücret karşılığında erişilebiliyor. Ortada ciddi bir çelişki bulunuyor. Devlet ve denetim mekanizmaları bu standartlara atıf yapıyor. Bilirkişiler, iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri bu standartları referans alıyor. Ancak işçilerin, sendikaların ve işyeri temsilcilerinin bu bilgilere ücretsiz ve kolay erişimi bulunmuyor. Daha da önemlisi, bu standartlar çoğu zaman mevzuatın doğrudan emredici hükümleri haline getirilmiyor. Yani işçinin sağlığını koruyacak teknik ölçütler bağlayıcı bir hak olarak tanımlanmıyor; dolaylı referans olarak kalıyor. İşçinin yaşamını ilgilendiren bilginin metalaştırılması ile işçinin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin muğlak bırakılması aynı anlayışın ürünüdür.
Kâr mı İşçi Sağlığı mı?
Birçok işyerinde sıcaklık yükseldiğinde ilk soru şu oluyor: "Üretim durursa ne kadar kayıp olur?" Oysa sorulması gereken soru şudur: "Bu koşullarda çalışmaya devam eden işçinin sağlığına ne olacak?" Çünkü aşırı sıcaklar yalnızca rahatsızlık yaratmıyor. Dikkat kaybına, reflekslerde yavaşlamaya, sıvı ve elektrolit kaybına, sıcak bitkinliğine, sıcak çarpmasına, kalp-damar hastalıklarına ve iş kazalarına yol açıyor. Bilimsel çalışmalar sıcaklık arttıkça iş kazalarının ve iş cinayetlerinin de arttığını gösteriyor. Sermaye açısından üretimin devam etmesi ile işçinin sağlığı arasındaki çelişki, sıcak hava dalgaları sırasında çok daha görünür hale geliyor.
Görünmeyen Meslek Hastalığı: Güneş
Aşırı sıcakların bir başka sonucu da uzun süreli güneş maruziyetidir. Açık alanda çalışan milyonlarca emekçi yıllar boyunca yoğun ultraviyole ışınlarına maruz kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü ultraviyole ışınlarını kesin kanserojen olarak sınıflandırıyor. Buna rağmen güneşe bağlı mesleki cilt kanserleri Türkiye'de neredeyse görünmez durumda. Tıpkı birçok meslek hastalığında olduğu gibi. Meslek hastalıklarının görünmez kılınması nasıl işverenlerin maliyetlerini azaltıyorsa, güneşe bağlı sağlık etkilerinin görünmez bırakılması da aynı işlevi görüyor.
Çalışmaktan Kaçınma Hakkı ve Örgütlenme Sorunu
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 13. maddesi işçilere ciddi ve yakın tehlike durumunda çalışmaktan kaçınma hakkı tanıyor. Kâğıt üzerinde bu önemli bir hak. Peki mevsimlik tarım işçisi bu hakkı kullanabiliyor mu? Günlük yevmiye ile çalışan inşaat işçisi? Taşeron belediye işçisi? Kurye? Çoğu zaman hayır. Çünkü işçi yalnızca sıcaklıkla mücadele etmiyor. İşsizlik korkusuyla da mücadele ediyor. Bu nedenle çalışmaktan kaçınma hakkı çoğu zaman örgütlü işyerlerinde anlam kazanabiliyor. Sendikanın olduğu, işçilerin birlikte hareket edebildiği işyerlerinde sıcaklık nedeniyle iş bırakmak, mola sürelerini artırmak veya çalışma saatlerini değiştirmek mümkün olabiliyor. Örgütsüz işyerlerinde ise sıcaklık çoğu zaman işçinin tek başına göğüslemek zorunda bırakıldığı bir risk haline geliyor.
Sendikalar İçin Yeni Bir Mücadele Başlığı
İklim krizinin derinleşmesiyle birlikte sıcaklık artık ücret, çalışma süresi ve iş güvencesi kadar önemli bir sınıf meselesine dönüşüyor.
Bu nedenle sendikalar ve işçi örgütleri;
* Azami çalışma sıcaklıklarını,
* Zorunlu WBGT ölçümlerini,
* Sıcak günlerde ücret kesintisi olmadan işin durdurulmasını,
* Ek mola sürelerini,
* Gölgelik ve serinleme alanlarını,
* İçme suyu hakkını,
* Güneşe bağlı mesleki hastalıkların izlenmesini,
* Aşırı sıcaklarda çalışmaktan kaçınma hakkının güvence altına alınmasını
toplu sözleşmelerin ve işçi mücadelesinin temel başlıklarından biri haline getirmelidir. Çünkü sıcaklık artık yalnızca bir hava durumu değildir. İklim krizinin işyerlerindeki adı ısı stresidir. Ve ısı stresi giderek daha fazla bir sınıf meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Evrensel'i Takip Et