Sınıfsallık, mekân üretimi, örgütlenme | Kenti dert edinen gençler
Geçen hafta sonu yapılan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şubesi seçim sonucu sosyal medyada epey yer aldı. Nedeniyse, 42 oy farkıyla yönetime gelen grubun tekbirlerle galibiyetlerini kutlamasıydı.
Sadece tekbir sesli kutlama videosu değil, basına yansıyan bazı ifadeler de dikkat çekiciydi. Örneğin Süleyman Soylu, ’99’da kaybettikleri İMO İstanbul seçimlerine vurgu yaparak kazanan ekibi tebrik etti.
Seçilen başkan da; “Tekbir de kültürümüzde, dinimizde olan bir sevinç narası. Anlık bir refleksle gelişen bir şey. Daha önce de zılgıt çekiliyordu, farklı sloganlar kullanılıyordu. Benim bir siyasi kimliğim yok. Birleştirmeden yanayız, ayrıştırmadan. Önceliğimiz deprem” biçiminde bir yanıt verdi.
Yeni dönem için TMMOB Odalarına bağlı şubelerin seçimleri daha tamamlanmadı. Bu hafta sonu da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin seçimleri var.
İMO İstanbul’da olduğu gibi, seçim zamanı ivmesi artan böylesi ideolojik tartışmalar, ülke genel seçimlerindeki tartışmalardan pek de farklı tezahür etmiyor. Bu vaziyet Türkiye’nin ’80’lerden sonraki siyasi ortamı ve özellikle de son 20 yılın AKP iktidarının tutumu nedeniyle elbette şaşırtıcı değil.
Seçimler zamanı dile getirilen ideolojik çatışmaların yanı sıra, mesleki olarak örgütlü olma, bu çerçevede gençlerin meslek odalarına ilgisi ve benzeri hususlar daha yoğun bir gündem konusu oluyor. Ben de bu yazıda, takip ettiğim genç meslektaşların veya meslek adaylarının örgütlenme ve kendilerini ifade ortamlarına yer vermek istiyorum.
Özellikle 19 Mart sonrası daha yoğun bir şekilde sosyal medyada ve sahada pozisyon alan mimar, plancı, mühendis gençler, emek ve kent ilişkisini çok açık bir yerden kuracak şekilde paylaşımlar yapıyorlar.
Bu sayfanın 19 Nisan 2025 tarihli yazısında da yine gençlerin mücadelesine şu sözlerle yer vermiştim: Gençler, öğrenciler başka bir yapma biçiminden söz ediyorlar. Verili olanın kendilerine yetmediğini, makbul olmak istemediklerini, itiraz ettikleri zaman şiddete uğradıklarını, tutsak edildiklerini, dahası arzu ettikleri özgür ortamı inşa etmek için oluşturdukları dayanışmaları, açık dersleri, boykot ortamlarını, kudretlerini işaret ediyorlar.
“…Yalnızca kamusal sorumluluğu olan kişilere değil, her bireye düşen bir yükümlülük var: Sessiz kalmamak…” diyorlar.
“Sadece mimarlığın değil, yaşadığımız kentlerin, mekânların, tasarımın kendisinin ve hayatlarımızın politik olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, dayanışmayı bir seçim değil, bir sorumluluk olarak görüyoruz” diye ekliyorlar. Ve mesleği politikleştirirken, yaşamı başka bir şekilde örgütlediklerini bizlere sunuyorlar.
Diğer bir deyişle sosyal medyaya yansıyan okullar, gençlerin başka türlü bir direniş coğrafyası üretmeye giriştiklerini gösteriyor.
Sadece mimar, plancı, mühendis gibi mesleki odaklı hareketlere de bakmayalım. Kent hakkını emek, mekân üretimi, sistem sorunları gibi çeşitli yönlerden dert edinen türlü birey/oluşumlar da var.
Elbette sadece İstanbul’da veya Türkiye’de de değil. Dünyada da böylesi oluşumlar mevcut. Zaman zaman kesişiyorlar da.
Sayfanın vuruş kısıtı içinde bunlardan birkaçına yer verebileceğim;
Taşkışla Direnişte! kendi üniversiteleri İTÜ Mimarlık Fakültesi, eğitim ortamı, YÖK, emek mücadelesi, adalet nöbetleri, kentsel-toplumsal hareketler… gibi çok şeyi dert edinirken, kendilerini besleyecek bilgiden tohuma, üretimi de örgütlüyorlar.
İTÜ Kent ve Kentlileşme Kulübü, planlamayı, kentleşmeyi, depremin etkilerini detaylıca gözler önüne sererken, kent suçlarını bir bir açıyorlar, tutsak plancıları ve emeklerini de görünürleştiriyorlar.
Mimarlıkta Rahatsız Edici Sorular Platformu, mekân üretimini sorunsallaştıran bir yerden, topluluk adı gibi rahatsızlık veren şeyleri incelikle açıyor, kolektif üretimi örgütleyerek sadece Türkiye bağlamında değil, uluslararası hareketlerle de kesişiyorlar.
Multidisipliner kolektif bir platform, ArchEvents, çeşitli toplulukları biraraya getiriyor, kent politikasını, yarışmaları tartışmaya açıyor. Son paylaşımlarından biri olan “Mimarlık sınıfsal eşitsizliği üretir mi, yansıtır mı?” sorusu üzerine açılım, umarım genişler, yayılır.
Aynı şekilde Mimarlık Derken? ismiyle “hafif tonlu popüler mimarlık eleştirisi” yapan sayfanın; mesleğe, kente dair paylaşımlarının yanı sıra, “Mimarlar Odası Çok mu Politik?” soruna dair kısa videosu, meslek politikası, etik-politik-pratiği gayet açık bir şekilde ifade ediyor.
Yürünebilir Şehirler, Yaşanabilir Şehirler paylaşımları ise, ulaşımı, kentsel yaşam kalitesini, sermaye birikimi lehine giden kentleşmeyi gözler önüne seriyor, nasıl bir kentte yaşamak istendiğini, diğer bir deyişle kent hakkı kurucu iradesini tartışmaya açıyor.
*
Kısacası gençler toplumsal tabakalanmayı ters yüz edici hareketlerde bulunuyorlar. Yeri geliyor; star/yıldız mimarlara, hocalarına, akademisyenlere hesap sorarken güç ilişkilerini de sahici bir şekilde mesele ediyorlar.
Sadece bir meslek insanı olarak değil, yıllardır gençlerle mesleki düşünce/üretim alanında beraber olan, aynı zamanda bir üniversite genci ebeveyni olarak, gençlerin sorunlarla baş etme biçimlerini takip etmeyi, onlardan öğrenmeyi çok önemsiyorum.
Kendilerinden önceki kuşaklara dair epey sıkı gözlemleri var. Bu gözlemlere alan açan ortamları yaratmanın da hepimize güç vereceğine inanıyorum…
Evrensel'i Takip Et