31 Ocak 2026 06:17

Kent hakkının sınıfsallığı (3)

Kent hakkının sınıfsallığına konut/barınma bağlamında devam ediyoruz… 

*

21. yüzyılda dünyada ve Türkiye’de kentlerin hızlı dönüşümünde, konutun bir piyasa nesnesi olarak metalaşması ana etkenlerden biri. Barınmayı eşit ve adil bir yolla sağlayacak politikanın olmaması da konutu piyasa koşullarının kucağına itiyor.

Barınma ile türeyen eşitsizlikler/güvencesizlikler bağlamında, borçlanma, yerinden edilme veya sürekli yerinden edilme korkusu taşıma, artan kiralar nedeniyle kentin çeperlerine itilme, sağlıksız koşullarda yaşamaya razı olma… bu yüzyılın küresel bir sorunu. 

Deprem gibi doğa olaylarının yarattığı yıkıcı etkileri kontrol edecek politikaların hayata geçirilmemesi ve bu koşullar altında binaları yıkıp-yeniden inşa etmenin ilk tercih olması da kentlerin hızla dönüşüme uğramasına geçerli bir neden toplum nezdinde.

*

Kentsel dönüşüm artık sadece kent ölçeğinde değil, yapı ölçeğinde de kullanılan bir ifade. Yaşadığımız binaların “kentsel dönüşüme girmesi veya girmemesi ya da bunun detayları” üzerine sohbet etmek, gündelik hayatımızın aktif faaliyetlerinden biri.

Bu konuşmaları bir miktar tanık olmak, çoğu bireyin piyasa mantığını öyle veya böyle kabul ettiğini, konutun kullanım değerinden çok dönüşüm değeri odaklı bir yatırım sürecine uyumlanmak durumunda olduğunu gösteriyor.

Bu noktada, teorik olarak barınmanın devrimci bir dönüşümünü öneren antikapitalist vb. ilkeleri önermek, pratiğin hızlı akışı içinde kulağa ikna edici gelmeyebiliyor. O zaman bu sorun alanını, bir sorunsal olarak görüp, resme biraz geriden bakarak düşünmek iyi olabilir.

*

Emek ve kent alanlarındaki çalışmalara yönelik şu sorularla bu resme yeniden bakalım. Emek alanında bir dönüşüm mücadelesiyle, barınma meselesi arasında doğrudan bir ilişki var mıdır?

İnsanları mütemadiyen yerinden eden bir yıkım-yeniden inşa döngüsünün veya barınmanın ürettiği sınıfsallığa dair toplumsal bir farkındalık var mıdır? Bu sorun emek alanının da meselesi midir?

Yaşam hakkı veya kent hakkının politikleşmesinde veya barınma mücadelesinde sınıfsallık merkezi bir tartışma konusu mudur?

Yaşamak istediğimiz dünyanın inşasını arzulayan bir kent hakkıyla, sınıfsız bir toplumun inşası arasında bağ nedir?

*

Patriyarka, etnisite, cins, toplumsal cinsiyet, tür, ekosistemin tahribatı ve tüm kırımların, kapitalist üretim ilişkilerini güçlendirdiği çok açık. Bunları krizler çağı olarak tarif edenler de var. Ancak bu krizler sistemin sürekliliğini de mümkün kılıyor.

Öte yandan borçlanma, ırkçılık, güvencesizleştirme, yerinden etme, mülksüzleştirme, çitleme… sadece üretim alanlarında değil, konuttan yaşamın her alanına sızarken toplumsal bir tahakküm de kuruluyor.

Marksist yaklaşımla sınıfın, toplumsal çatışma yoluyla inşa olduğunu söylemek mümkün. Bu durumda sınıfsallığı sabit bir yapı olarak görmeyip, hayatın akışı içinde nasıl oluştuğunu irdelemek, toplumsal ilişkilerin dönüşümü için de yararlı olacaktır.

*

Bu yazının görseli olarak, Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Web sayfasından, TOKİ’nin 500 bin sosyal konut projesi kapsamında yapılacak kura çekiminde dağıtılacak konutlardan genel bir görüntü seçtim. Web sayfasında bu konutların daha yakından ve dairelerin iç mekânlarına ilişkin görseller de var.

Bu görseller bizlere sadece bir mekânsallık göstermiyor, aynı zamanda kurgulanan bir yaşam biçimini de işaret ediyor. Binaların, katların, mekânların biçimlenişleri, açık alanlarının düzeni… topluma “sosyal konut” olarak nasıl bir tasarımla, birbirine benzer ne şekilde bir yaşam sunulduğunu da gösteriyor. Dolayısıyla mekân aynı zamanda yaşamı da biçimlendiriyor.

*

TOKİ’ler doğal alanların imar yoluyla talanına gerekçe olurken, esasen barınma sorununun mekânsal boyutunu da derinleştiriyor. Oysaki araştırmalar sayısal olarak konut eksiği olmadığını gösteriyor. Yani esasında sorun eksik bina değil, adil bir dağıtımın olmaması. Ancak konutun piyasada bir yatırım aracı olması, ikincil konut varlığını sürekli tetikliyor.

Deprem endişesi yapıların sağlamlaştırılmasını gerektirirken, piyasa koşulları yıkıp-yeniden inşayı itekliyor.

Deprem etkilerinin sadece sağlam binalarla değil, uygun acil toplanma alanları, kamusal ortamlarla… hafifletileceği gerçeği ise göz ardı ediliyor.

*

Burada kısaca açmaya çalıştığım nedenlerle kent hakkını, mekânın üretimi-yeniden üretimi, işgal-temellük, özyönetim ve yaşamın yeniden üretimi bağlamında bir hak inşa pratiği, aynı zamanda yaşamın her boyutu ile toplanma ve mücadele özgürlüğünü de içerecek şekilde sınıfsal bir mesele olarak ele almak, toplumsal eşitsizlikleri dönüştürmek için de bir imkân sunacaktır.

T. Gül Köksal

Kent hakkının sınıfsallığı (3)
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et