6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde “Hatay’ın yüzleri”…
6 Şubat Depremlerinin üçüncü yıl dönümü çeşitli etkinliklerle anılıyor. 6 Şubat Platformu’nun çağrısıyla yapılan yürüyüşte “Unutmak yok, affetmek yok; Ma rıhna nehna hon! (Gitmiyoruz, buradayız)” denirken, güncel durum aktarılıyor. Adalet Peşinde Aileler ise, hukuki işleyişin vahametini ortaya koyuyor, mücadelenin süreceğine işaret ediyor.
Sadece yıl dönümlerinde değil, depremlerin etkilerini ve günümüzde süregiden kentleşme sorunlarını gündemde tutmak için çokça çaba var.
Örneğin Evrensel Gazetesi düzenli olarak bölgeden haber yapıyor. Dilek Omaklılar’ın, Volkan Pekal’ın sahadan, yaşamın içinden doğrudan ve çırılçıplak aktardığı sözler var.
Yurttaşlarla ve birlikte hareket etmek üzere örgütlenmiş oluşumlarla yaptıkları görüşmeler üzerinden bizlere aktardıkları hikayeler, anaakım medyanın deprem illerindeki kentleşmeye dair gösterişli ifadelerini bir bir yalanlıyor.
Halen konteynerlerde kalanlar, buradan da çıkarılma korkusu nedeniyle konuşamayanlar, gündelik hayatın gitgide güçleşmesi, “bir türlü çözüm getirilmeyen sorunlar...”
Belki de sorunun kendisi bir sorunsal. Bu yapma biçiminde çözüm getirme imkânı zaten yok.
Sorun sürekli sorun yaratacak şekilde yeniden üretiliyor. Kimin lehine bu işleyiş? İktidarın, sermaye birikiminin, inşaat sektörünün…
Peki hiç mi yapabilecek bir şey yok? Ancak ve sadece bu “düzen”, kapitalist-kentleşmeye dayalı sistem mi değişince başka bir şey olabilecek?
*
Evrensel’de de yazıları yayımlanan meslektaşım Osman Güdü, aynı zamanda Meltem TV’de program yapıyor. Zaman zaman programlarında da birlikte olduğum Güdü’nün 4 Ocak 2026 tarihli programı “Hatay’ın iki yüzü” başlığı ile Mimarlar Odası Hatay Şube Başkanı meslektaşımız Mustafa Özçelik’i konuk ediyor.
Programa “Hatay’ın iki yüzü” adı verilmiş. Yüzlerin biri hükümet tarafından sunulanı, diğeri de sahadaki hakikat.
Ben de bu yazının başlığına tırnak içinde “Hatay’ın yüzleri” ifadesini ekledim. Çünkü bu iki yüzün ötesinde de derinleşmesi gereken yüzler var kanımca. Biraz açayım…
Programda Özçelik, somut verilerle, Hatay için üretilen projelerle, eski-yeni görsellerle depremlerin üzerinden geçen üç yıllık süreci bir bir açıklıyor.
Özçelik’in anlatımları, sahadaki kişisel gözlemlerim ve yerinde bu süreçlere emek veren kişilerle yaptığım sohbetlerle birleşince bana kısaca şunları gösteriyor;
- kentsel sorunlar nasıl da katmerleştirilmiş,
- çözüm sunuluyor gibi yapılan mekânsal hamleler nasıl da göstermelik yapılmış,
- meslek insanlarının yarışmalar/ortak projeler vb. yollarla enerjileri ne şekilde soğurulmuş,
- yurttaşların öfkesi nasıl da sönümlendirilmiş,
- rezerv alan vb. yasal müdahalelerle halkların kafaları nasıl da etkili bir biçimde karıştırılmış,
- “binalar hızla yapılıyor, kuralarda çıkacak” vb. söylem/vaatlerle beklentiler üretilmiş, yaratılan arzu coğrafyaları toplumsal hareketleri zayıflatmış,
- ekosisteme yönelik sorunlar inşai düzen nedeniyle iyice içinde çıkılmaz hale getirilmiş,
- toplumsal direnişler parçalanırken, radikal yaklaşımlar incelikle marjinalleştirilmiş,
- sistemin kapma aygıtı her karşı hamlede bir şey üretmiş,
ve nihayetinde toplumun her kesimini gün be gün oyalayacak bir politik atmosfer adım adım tesis edilmiş…
Peki daha da açılabilecek bu yorumlar sadece dış müdahaleler mi oluyor? Bizler pasif öznelere mi dönüyoruz hep?
Kullandığım fiiller dışarıdan gelen bir sistemi işaret ediyor olsa da, etik-politik-pratik bu eylemlerin bir yerlerinden kulaklarımıza sesleniyor mu? “İki yüzün” ötesindeki öznellikleri, toplumsal yüzleri daha nasıl açabiliriz?
*
Hükümetin kentleşme ile ilgili yasalara müdahalesi devam ediyor. 6306 sayılı kamuoyunda kısaca “Kentsel Dönüşüm Yasası” olarak bilinen yasanın uygulama yönetmeliği geçen gün yeniden değiştirildi.
Karar alma ve yıkım süreçlerini hızlandırmaya, salt çoğunlukla alınan kararlarda bir malik talep ederse toplantının zorunlu olacağına dair bu müdahaleler, toplumu daha çok parçalamaya, insanların korkularını arttırmaya ya da arzularını teşvik etmeye zemin üretecek.
Yani zaten geliyordu gelmekte olan. Şimdi adımlar daha da hızlanıyor. Türkiye’nin tümü için konut/barınma, yaşam hakkı riskleri artıyor. Üstelik bu risk, deprem riskinden daha büyük, daha parçalayıcı, daha politik…
*
Bu konularla yakın ilgisi olan bir duyuru yapmak istiyorum. 8 Şubat Pazar günü, 14:00-18:00 saatleri arasında başlayacak ve üç hafta boyunca sürecek “Kent hakkı mücadelesi: Mekân, yaşam ve dayanışma atölyeleri” başlıyor.
İstanbul Halkevi tarafından düzenlenen atölyelere, Ceyhan Çılğın, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Fuat Yücel Filizler, Pelin Pınar Giritlioğlu ve T. Gül Köksal katkı verecek.
8 Şubat Pazar: Kent hakkının sınıfsal ve toplumsal boyutları, kent hakkının inşası ve politik mücadele, emeğin ekolojisi ve kentin işçileri/emekçiler ile üretim, yıkım, direniş bağlamı.
15 Şubat Pazar: Barınma, dönüşüm, mücadelenin hukuki boyutu. Kolektif mücadele, belleğin tasfiyesi, mekânsal sürgün ve kentin çeperleştirilmesi. Mahalle nerede? Yoksul mahalleler, çözülme, dayanışma ve yeni nesil çeteler. Örgütlenme sorunsalı.
22 Şubat Pazar: Deprem, sel vb. doğa olayları veya savaşların kentleşme ile ilişkisi, yıkım-yeniden inşanın politik ekonomisi, etik-politik-pratiği. 21. yüzyılda kentleşme politikaları. Akıllı kentler, dijital gözetim. Teknoloji kimin için?
Ve FORUM: Nasıl bir kentleşme politikası, kent hakkı üretimi, nasıl yapmalı… ele alınacak.
İlgili herkesi bekleriz…
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et